Allah’ın Kulları Üzerindeki Hakkı: Tevhid ve Kısımları
Ağustos 11, 2006İlimlerin en hayırlı ve üstün olanı Tevhid ilmi olduğu gibi; bu ilmin berraklığına tezat teşkil eden şüphe ve bid’atları temizlemek için Hak Ehlinin verdiği mücadele de cihatların en üstünüdür. Gafletin hüküm sürdüğü dönemlerde berrak İslâm akidesinden uzak birtakım ilim ve fikir adamlarının yönetimleri ele almalarıyla ümmet çöküşe sürüklenmiştir. Batılın süsüne dalan, onun inanç sisteminin öncülüğünü yapan bu insanlara karşı gerçekleri savunmak İslam ehlinin, özellikle de Ehli Sünnet Ve’l Cemaat’in “emri bi’l ma’ruf nehy’i ani’l-münker” (iyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek) kılıcını kuşanmasını bir zorunluluk haline getirmiştir. Kitap ve Sünnet bilen her Muvahhid bilir ki, ümmetin eski gücüne, izzetine ve de üstünlüğüne kavuşmasının tek yolu; bu kaynakları bulandıran batıl inançları, hurafe ve bidatlerı yok etmekten geçer. O halde İslam akidesinde yeri olmayan bu yanlış inançları beyan etmek Müslümanlar için bir görevdir. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” (Zâriyat, 51/56) diye buyurmaktadır. Zira müşrikler bir ve tek ilaha ibadet etmiyorlardı. Onlar birden çok ilaha ibadet ediyorlar ve bunların kendilerini yüce Allah’a yakınlaştırdıklarını ileri sürüyorlardı. Bununla birlikte bu uydurma ilahların fayda ve zarar vermediklerini de kabul ediyorlardı. İşte bundan dolayı yüce Allah rububiyyet tevhidini kabul etmelerine rağmen onları mü’min olarak değerlendirmemiş, aksine ibadette başkalarını kendisine ortak koşmaları dolayısıyla onları kâfir olarak isimlendirmiştir.İşte bu noktada selefin yani ehl-i sünnet ve’l-cemaatin inancı uluhiyet hususunda başkalarından ayrılmaktadır. Bazılarının kasdettiği gibi tevhidin anlamı onlara göre yalnızca Allah’tan başka yaratıcı ilah olmamasından ibaret değildir. Aksine onlara göre Uluhiyyet Tevhidi’nin gereklerinin yerine getirilebilmesi ancak şu iki esasın varlığı ile birlikte gerçekleşebilir:
Yazan: itevhid
