ÂHİRET GÜNÜNE İMAN

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat âhiret gününe itikad eder ve inanırlar. Bunun anlamı da kıyamet gününe yüce Allah’ın kitabında, Rasûlünün de (sünnetinde) ölümden sonrasından itibaren cennetlikler cennete, cehennemlikler de cehenneme gireceği zamana kadar meydana gelecek şeylere dair vermiş oldukları haberlerin tümüne ve kıyamet gününe tam tasdik ve eksiksiz inanmaktır.

Yüce Allah, Kitab-ı Kerîm’inde âhiret gününü vurgulu bir şekilde çokça sözkonusu etmiş, her yerde onu dile getirmeye önem vermiş, herbir münasebetle ona dikkat çekmiş, gerçekleşeceğini kesin ifadelerle vurgulamış, onu çokça hatırlatmış, ahiret gününe iman ile Allah’a iman etmeyi birbirine bağlı olarak zikretmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Onlar sana indirilene de senden önce indirilene de iman ederler. Onlar âhirete de şüphe etmeksizin inanırlar.” (el-Bakara, 2/4)

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat kıyametin kopma zamanının Allah tarafından bilindiğine, Allah’tan başka kimsenin onu bilmediğine inanırlar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Saatin (kıyametin ne zaman kopacağının) ilmi muhakkak Allah’ın indindedir.” (Lukman, 31/34)

Yüce Allah kıyametin kopuş zamanını kullarından saklı tutmuş olmakla birlikte kopmasının artık yaklaştığına delâlet eden birtakım emare, alâmet ve şartlar kılmıştır.

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat ayrıca kıyametin kopacağının emareleri olan küçük ve büyük alametlerinin tümüne inanırlar. Çünkü bunlar da âhirete imanın kapsamı içerisindedirler.

Kıyametin Küçük Alâmetleri:
 

Bunlar kıyametten oldukça uzun zaman önce ortaya çıkan alâmetlerdir. Bunlar alışılagelen türden olurlar. Kimileri de büyük alâmetlerle birlikte de ortaya çıkabilir. Kıyametin küçük alâmetleri oldukça çoktur. Bunlardan sahih olarak bilgisi ulaşanların bir bölümünü hatırlatalım:

Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın gönderilmesi, onunla nübuvvet ve risaletin sona ermesi, vefat etmesi, Beytu’l-Makdis’in fethedilmesi, fitnelerin ortaya çıkması, yahudi ve hristiyanlar gibi geçmiş ümmetlerin izinden gidilmesi, deccallerin ve peygamberlik iddiasında bulunanların ortaya çıkması.

Rasûlullah, -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında hadis uydurulması, sünnetinin reddedilmesi, yalanın artması, haberlerin nakledilmesinde işin sağlam tutulmaması, ilmin kaldırılması ve küçük kimselerde ilim arama cihetine gidilmesi, cahillik ve fesadın ortaya çıkması, salihlerin gitmesi, İslam’ın ilmiklerinin tek tek çözülmesi, sair ümmetlerin Muhammed -sallahu aleyhi ve sellem-’ın aleyhine birbirlerini çağırmaları, sonra da İslam’ın ve müslümanların garib olmaları.

Öldürmenin çoğalması, belâ ve sıkıntıların çokluğundan ötürü ölümün temenni edilir hale gelmesi, kabirdekilere gıbta edilmesi, belaların şiddeti dolayısıyla kişinin ölmüş birisinin yerinde olmayı temenni etmesi, ani ölümlerin, zelzele ve hastalıklar dolayısıyla ölümlerin çoğalması, erkeklerin sayıca azalıp kadınların çoğalması, çıplakmış gibi giyinip çıkmaları, yollarda dahi zinanın yaygınlaşması, insanları sopalayan polis ve benzeri güçlerin zalimlere yardımcı olmaları.

Çalgıcılığın, içkinin, zinanın, faizin, ipek giyinmenin ortaya çıkması, bunların helal kabul edilmesi, yerin dibine geçen kara parçalarının, insanların suretlerinin değişmesinin ve iftiraların çıkması.

Emanete riayet edilmemesi, ehil olmayanların iş başına getirilmeleri, insanların ayak takımından olanlarının liderlik etmeleri, aşağılık kimselerin, hayırlı kimselerin üstüne çıkmaları, cariyenin efendisini doğurması, yüksek bina yapmakla yarışılması, mescidlerin süslü püslü olmasıyla insanların öğünmeleri, putlara ibadet edilinceye ve ümmet arasında şirk ortaya çıkıncaya kadar zamanın değişikliğe uğraması.

Yalnızca tanıdık kimselere selam verilmesi, ticaretin çoğalması, çarşıların birbirine çok yakın olması, insanların ellerinde pekçok malın bulunmasına rağmen şükredilmemesi, çokça cimrilik gösterilmesi, yalan şahitliğin çoğalması, hak şahitliğin gizlenmesi, hayasızlığın ortaya çıkması, düşmanlıkların, nefretleşmelerin, kin tutmaların, akrabalık bağının kesilmesinin ve kötü komşuluk ilişkisinin başgöstermesi.

Zamanın yakınlaşması, zamanın bereketinin azalması, hilallerin kalın gözükmesi, kapkaranlık gece parçaları gibi fitnelerin ortaya çıkması, insanların birbirine yabancılaşması, İslam’ın teşvik ettiği sünnetlere aldırış edilmemesi, yaşlıların gençlere benzemeye çalışması.

Yırtıcı hayvanların, cansız varlıkların insanlarla konuşması, altından bir dağ arkasında Fırat’ın suyunun çekilmesi, mü’minin gördüğü rüyanın doğru çıkması.

Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın Medine’si ise pislikleri dışarıya atan bir şehirdir. Orada yalnızca takva sahibi salih kimselerin kalması, Arab yarımadasının tekrar yemyeşil bahçelere ve ırmaklara dönüşmesi, insanların kendisine itaat edecekleri Kahtân kabilesinden bir kişinin ortaya çıkması.

Rumların çoğalması ve müslümanlarla savaşmaları, müslümanların taş ve ağaç: “Ey müslüman! İşte bir yahudi, gel onu öldür” diyecek şekilde yahudilerle savaşmaları (Buharî rivayet etmiştir.)

Kostantiniye (İstanbul) nasıl fethedildiyse, Roma da fethedilmedikçe kıyamet kopmayacaktır.

Ve daha başka sahih hadislerle sabit olmuş pekçok alâmet de vardır.

Kıyametin Büyük Alâmetleri:
 

Bunlar kıyametin yaklaştığının delilidirler. Bu alâmetler ortaya çıktığı takdirde kıyamet de onların akabinde olur. Ehl-i sünnet, Peygamber -sallahu aleyhi ve sellem-’den geldiği şekilde bu alâmetlere inanırlar. Bazıları:

Mehdi’nin ortaya çıkması, Mehdi’nin adı Muhammed b. Abdullah olup, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın Ehl-i beytindendir. O doğu tarafından ortaya çıkacak, yedi yıl hükümdarlık yapacaktır. Önceleri zulüm ve haksızlıkla dolup taşan yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Ümmet onun döneminde hiçbir şekilde görmediği nimetlere kavuşacaktır. Yer bitkilerini, mahsullerini çıkartacak, sema yağmur yağdıracak, mal sayısız hesapsız olarak verilecektir.

Mesih, Deccal[37]’in ortaya çıkması, Meryem oğlu İsa Mesih -aleyhisselam-’ın Şam’ın doğu tarafında el-Menâretu’l-Beyda’nın yakınlarında inmesi, İsa Mesih, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın şeriatı ile hükmeden ve onunla amel eden birisi olarak inecektir, Deccal’i öldürecek ve yeryüzünde İslam ile hükmedecektir. O hak üzere savaşan ve Deccal ile savaşmak üzere toplanmış bulunan yardıma mazhar (Tâife-i Mansûra) kesimin üzerine inecek, namazın kılınacağı vakit ineceği zaman da bu kesimin kumandanı arkasında namaz kılacaktır.

Ye’cuc ile Me’cuc’un çıkması, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında üç kara parçasının yerin dibine geçmesi, Duhân (duman)’ın çıkması, güneşin batı’dan doğması, Dâbbetu’l-arz’ın çıkıp insanlarla konuşması ve insanları önüne katıp sürecek büyük bir ateşin ortaya çıkması.

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat Allah ve Rasûlünün haber vermiş olduğu, ölümden sonra ortaya çıkan bütün gaybî hadiselere de inanırlar: Ölüm sekerâtı, ölüm meleklerinin hazır bulunması, mü’minin Rabbine kavuşması dolayısıyla sevinmesi, ölüm esnasında şeytanın bulunması, ölüm esnasında kâfirin imanının kabul edilmeyişi, Berzah âlemi, kabir nimeti, azabı ve fitnesi (sorusu), meleklerin sorgulaması, şehidlerin Rableri nezdinde diri olup rızıklandırıldıkları, bahtiyar kimselerin ruhlarının nimet görüp, bedbaht kimselerin ruhlarının ise azab gördüklerine inanılması gibi.

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat ayrıca hayy ve kayyum olan Allah’ın, hayatı ve hayat sahiblerini yok edeceği büyük kıyametin gerçekleşeceği güne de iman ederler. Daha sonra yüce Allah kulları tekrar diriltecek, onları kabirlerinden kaldıracak, sonra da onları hesaba çekmek için huzurunda durduracaktır.

Sur’a üfürülmesine de iman ederler. Sur’a iki defa üfürülecektir

Birincisi; Âlemin değişikliğe uğrayacağı ve düzeninin bozulacağı fez’a (korku ve dehşet) üfürüşüdür. Varlıkların yok olması ve baygın düşmeleri ile herşeyin helâk olması bununla olacaktır.

İkincisi ise öldükten sonra dirilip kabirlerden kalkıp âlemlerin Rabbinin huzuruna durulmak üzere gelinmesi için gerçekleştirilecek üfürüştür.

Öldükten sonra dirilişe, kabirlerden kalkmaya, yüce Allah’ın kabirdekileri dirilttiğine de iman ederler. İnsanlar âlemlerin Rabbinin huzuruna çıplak, elbisesiz, sünnetsiz olarak kalkarlar. Güneş onlara oldukça yaklaşacak, kimisi ağzına kadar tere gömülecektir. İlk diriltilecek ve kendisi için yerin yarılarak üzerinden açılacağı ilk kişi Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’dır.

O dehşetli günde insanlar etrafa savrulan çekirgelermiş gibi tek bir anda kabirlerinden çıkacaklar, davetçiye doğru hızlıca koşacaklardır. Herbir hareket dinmiş olacak, korkunç sessizlik adeta herkesi kaplayacaktır. O sırada amel sahifeleri yayılacak, gizli saklı ne varsa açığa çıkaracak, üstü örtülü olan şeyler görünecek, kalblerde gizlenen şeyler açığa çıkacak. Kıyamet gününde yüce Allah arada bir tercüman bulunmaksızın kulları ile konuşacak, herkes kendisinin ve babasının ismiyle çağırılacak.

Kendisinde kulların amellerinin tartılacağı, iki kefesi bulunan Mizan’a, amel defterlerinin açılmasına, kimisinin kitabını sağ tarafından, kimisinin sol tarafından ya da sırtının arka tarafından alacağına da inanırlar.

Sırat ise cehennem üzerinde kurulmuş olacaktır. İyiler onun üzerinden geçecek, günahkârların ise ayağı kayacaktır.[38]

Cennet ile cehennem yaratılmışlardır, şu an da vardırlar, ebediyyen yok olmazlar. Cennet muvahhid ve takva sahibleri mü’minlerin yurdu, cehennem ise müşrik, yahudi, hristiyan, münafık, inkârcı, putperest ve kâfirler ile günahkârların yurdudur. Günahkârların ateşinin sonu gelecektir, kâfirlerin ateşi ise bitmeyecek, sonu gelmeyecektir. Cennet ebediyyen yok olmayacaktır. Allah her ikisini de mahlukattan önce yaratmıştır.

Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın ümmetinin kıyamet gününde hesaba çekilecek ilk ümmet olduğuna, cennete girecek ilk ümmet olduğuna, cennetliklerin yarısını onların teşkil edeceklerine, onlardan yetmişbin kişinin hesabsız olarak cennete gireceklerine de inanırlar.

Muvahhidlerin ebediyyen cehennemde kalmayacaklarına inanırlar. Bunlar ise Allah’a ortak koşmak dışında işlemiş oldukları birtakım masiyetler dolayısıyla, cehenneme girmiş olan kimselerdir. Çünkü cehennemden çıkmamak üzere, cehennemde ebedi kalacak olanlar müşriklerdir.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın Havz’ının kıyamet gününün Arasat’ında bulunacağına da inanırlar. Bu Havzın suyu sütten daha beyaz, baldan daha tatlıdır. Kokusu miskten güzeldir, kablarının sayısı semadaki yıldızlar kadardır. Eni bir aylık, boyu bir aylık mesafedir. Ondan bir defa içen, bir daha ebediyyen susamayacaktır. Ancak din hakkında bid’atler ortaya koyanlar bundan mahrum edileceklerdir. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Benim havzım bir aylık mesafe kadardır. Suyu sütten beyazdır, kokusu miskten hoştur. Üzerindeki testiler semanın yıldızları gibidir, ondan bir defa içen bir daha ebediyyen susamaz.” (Buharî)

Yine şöyle buyurmaktadır: “Sizden önce Havz’a gidecek olan ben olacağım. Benim yanıma gelecek olan ordan içer, ordan bir defa içen de ebediyyen susamayacaktır. Benim yanıma benim kendilerini tanıdığım, kendilerinin de beni tanıdıkları birtakım kimseler de gelecek, sonra benimle onlar arasına engel konulacaktır.” Bir rivayette de şöyle denilmektedir: “Ben: Onlar bendendir diyeceğim, bana: Sen, senden sonra neler uydurup, ortaya çıkardıklarını bilmiyorsun denilecek, bu sefer ben de: Benden sonra değişiklikler ortaya koyanlar benden uzak olsunlar, benden uzak olsunlar diyeceğim.” (Buharî)

Peygamberimizin şefaatine ve Makam-ı Mahmud’un ona ait olduğuna da iman ederler. O hem Mevkıf’te bulunan kimseler arasında hüküm verilmek üzere şefaat edecektir, hem de cennet ehlinin cennete girmeleri için şefaatte bulunacaktır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- da cennete girecek ilk kişidir. Amcası Ebu Talib’e de azabının hafifletilmesi için şefaatte bulunacaktır.

Bu üç şefaat Peygamber -sallahu aleyhi ve sellem-’a mahsustur. Ondan başka hiçbir kimsenin bu tür bir şefaati yoktur.

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın cennete girmiş ümmetinden bazı kimselerinin derecelerinin daha yüksek derecelere çıkartılması için de şefaati olacaktır. Cennete hesabsız girmiş, ümmetinden bir kesime de şefaatte bulunacaktır.

Yine O -sallallahu aleyhi ve sellem- iyilikleri ile kötülükleri birbirine eşit durumda olan kimselere cennete girmeleri için şefaatte bulunacağı gibi, cehenneme götürülmeleri emredilmiş daha başka kimselerin de oraya girmemeleri için şefaatte bulunacaktır.

Ümmetinden azabı haketmiş kimselere azablarının hafifletilmesi, muvahhid günahkârların cehennemden çıkartılması için de şefaat edecek ve onun şefaati ile cennete gireceklerdir.

Bu şefaatlerde ise melekler, peygamberler, şehidler, sıddîklar, salihler ve mü’minler de onunla ortaktırlar. (Yani onların da bu türden şefaatleri olacaktır.) Sonra yüce Allah cehennem ateşinden herhangi bir şefaat ile değil de kendi lütuf ve rahmeti ile birtakım kimseleri de çıkartacaktır. Kâfirler için ise şefaat sözkonusu olmayacaktır. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Artık şefaat edenlerin şefaati onlara fayda vermez.” (el-Müddessir, 74/48)[39]

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın şu buyruğunda da belirttiği üzere kıyamet gününde mü’minin ameli de kendisine şefaat edecektir: “Oruç ve Kur’ân kıyamet gününde kula şefaat edeceklerdir.”[40]

Kıyamet gününde ölüm getirilecek ve Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın şu buyruğunda haber verdiği üzere boğazlanacaktır:

“Cennet ehli cennete, cehennemlikler de cehenneme girdikten sonra ölüm getirilecek ve nihayet cennet ile cehennem arasında bırakılacaktır, sonra da kesilecektir. Daha sonra bir münadi şöyle seslenecektir: Ey cennetlikler! Artık ölüm yoktur ve ey cehennemlikler artık ölüm yoktur. Bunun üzerine cennetliklerin sevinçlerine sevinç katılır, cehennemliklerin kederlerine de keder katılır.” (Müslim)

[37] Mesih, Deccal’in ortaya çıkması en büyük fitnelerden birisidir. Çünkü küfür, dalâlet ve fitnelerin kaynağı Deccal’dir. Bundan dolayı bütün peygamberler Deccal’e karşı kavimlerini uyarmışlardır. Bunların en önemlilerinden birisi de Peygamber -sallahu aleyhi ve sellem–’ın her namazın akabinde Deccal fitnesinden Allah’a sığınmış olması ve ümmetini de ondan sakındırmış olmasıdır.

[38] Sırat, cennete gideceklerin üzerinden geçecekleri köprüdür. İnsanlar amellerine göre Sırat’ın üzerinden geçeceklerdir. Kimisi bir göz açıp kırpar gibi, kimisi şimşek gibi, kimisi rahat esen rüzgar gibi, kimisi asil bir at gibi, kimisi binek devesi gibi, kimisi koşarak, kimisi yürüyerek, kimisi sürünerek geçecektir. Onlardan kimileri kancalarla yakalanıp, cehenneme atılacaktır. Herkes ameline göre oradan geçecektir; ta ki günahlarından ve kirlerinden temizlensin. Sırat’ı geçebilen kimse cennete girmeye hazır olur. Sırat’ı geçtikleri takdirde cennet ile cehennem arasındaki bir köprüde durdurulurlar ve birinin diğerindeki hakkı kısas yolu ile alınır. Nihayet tertemiz edilip, arındırıldıktan sonra cennete girmek üzere kendilerine izin verilecektir.

[39] Bu şefaat için iki şart vardır: Birincisi yüce Allah’ın bu şefaate dair izin vermesidir. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onun izni olmaksızın nezdinde kim şefaat edebilir.” (el-Bakara, 2/255)

İkincisi ise yüce Allah’ın hem şefaatte bulunacak olandan, hem de kendisine şefaat olunacak olandan razı olması. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler.” (el-Enbiya, 21/28)

[40] Bk. el-Elbânî, Sahîhu’l-Câmi’i’s-Sağîr, no: 3882

 selefi salihin akidesi adlı eserden Abdullah b. Abdulhamid el-Eseri

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: