KADERE İMAN

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat her hayır ve şerrin Allah’ın kaza ve kaderi ile meydana geldiğine, Allah’ın dilediği her şeyi yaptığına kesin olarak inanırlar. Herşey O’nun iradesi iledir. Hiçbir şey O’nun meşîet (dilemesi) ve tedbiri dışına çıkamaz. O olmuş ve olacak herşeyi olmadan önce ezelden beri bilir. Ezeli ilminin gereğine ve hikmetine uygun olarak meydana gelecek bütün kâinat için kaderler ve miktarlar tayin etmiş, kullarının hallerini, rızıklarını, ecellerini, amellerini ve daha başka diğer hallerini bilmiştir. Meydana gelen herbir yeni şey O’nun ilim, kudret ve iradesi ile meydana gelir. Kadere iman özetle:  Ebede kadar meydana gelecek olan herşeye dair Allah’ın ezelî bilgisi ile Kalemin bunları yazdığına inanmaktır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Bu önce geçenlerde Allah’ın geçerli kıldığı sünnetidir. Allah’ın emri mutlaka yerini bulan bir kaderdir.” (el-Ahzab, 33/38);”Çünkü biz herşeyi bir takdir ile yarattık.” (el-Kamer, 54/49)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur:

“Bir kimse kadere hayrı ile şerri ile Allah’tan geldiğine iman etmedikçe, kendisine gelip isabet eden bir şeyin gelip çatmamasının imkânsız olduğunu ve kendisini gelip bulmayan bir şeyin kendisine isabet etmesinin de imkânsız olduğunu kesinlikle bilmedikçe hiçbir kul iman etmiş olmaz.” [41]

Ehl-i sünnet derler ki: Kadere iman ancak dört husus ile tamam olur. Bunlara da kaderin mertebeleri ya da esasları adı verilir. Bu hususlar kader meselesini anlamanın yoludur. Kadere iman ise, bütün esasları gerçekleştirilmedikçe tamam olamaz. Çünkü bunların bir kısmı diğerine bağlıdır. Bunların hepsini kabul eden bir kimsenin kadere imanı tamam olur. Bunlardan birisini yahut daha fazlasını eksik bırakanın ise kadere imanında sarsıntı meydana gelir.

Birinci Mertebe: İlim:
 

Yüce Allah’ın olmuş ve olacak, olmamış şeyler eğer olacak olsa nasıl olacaklarını, geneliyle ve bütün incelikleriyle bildiğine iman etmektir. O kulların neler yapacaklarını, onları yaratmadan önce bildiği gibi, onların rızıklarının, ecellerinin, amellerinin, hareket ya da hareketsizliklerinin inceliklerini de bilendir. Onlardan kimin mutlu, kimin bedbaht olduğunu da bilendir. O bütün bunları ezelden beri, sıfatı olan kadim ilmiyle bilir. Yüce Allah:”Şüphesiz Allah herşeyi çok iyi bilendir.” (et-Tevbe, 9/115) diye buyurmaktadır.

İkinci Mertebe: Yazmak:
 

Bu da yüce Allah’ın mahlukatın kaderleri ile ilgili olarak ezelden bildiğini Levh-i mahfuz’da yazmış olduğuna iman etmektir. Levh-i mahfuz ise hiçbir şeyin eksik bırakılmaksızın tamamiyle yazıldığı kitabtır. Meydana gelmiş, gelecek ve kıyamet gününe kadar olacak herşey yüce Allah’ın nezdinde Ümmü’l-kitab’ta yazılmıştır. Buna ez-Zikr, el-İmam, el-Kitabu’l-mübin adları da verilir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Biz herşeyi İmam-ı mübin’de (önder kitabta) tesbit etmişizdir.” (Yasin, 36/12)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’da şöyle buyurmuştur: “Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. Ona: Yaz diye buyurdu. O, ne yazayım? diye sorunca, kaderi yaz, olanı ve ebediyete kadar olacak olanı yaz diye buyurdu.”[42]

Üçüncü Mertebe: İrade ve Meşîet (Dileme):
 

Yani bu kâinatta meydana gelen herbir şey rahmet ve hikmet özellikleri ile Allah’ın irade ve meşîeti ile meydana gelir. O dilediğini rahmetiyle hidayete iletir, dilediğini hikmeti ile saptırır. Hikmet ve egemenliği eksiksiz olduğundan dolayı, yaptıkları hakkında Ona soru sorulmaz, ancak yaratılmışlara sorulur. Bu kabilden meydana gelen herbir şey Allah’ın Levh-i mahfuz’da yazılı ve ezelî ilmine uygundur. Allah’ın meşieti gerçekleşir, kudreti de herşeyi kapsar. O’nun dilediği olur, dilemediği olmaz. Hiçbir şey O’nun iradesi dışında değildir.

Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe de siz dileyemezsiniz.” (et-Tekvîr, 81/29)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- da şöyle buyurmuştur: “Bütün Ademoğullarının kalbleri Rahman’ın parmaklarının ikisi arasında, dilediği gibi evirip çevirdiği tek bir kalb gibidir.” (Müslim)

Dördüncü Mertebe: Yaratmak:
 

Yüce Allah’ın herşeyin yaratıcısı olduğuna inanmaktır. O’ndan başka bir yaratıcı, O’nun dışında bir Rab yoktur. O’nun dışında her ne varsa yaratılmıştır. O, amelde bulunan herkesi ve onun amelini, hareket eden herbir varlığı ve hareketini yaratandır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Herşeyi yaratıp onu inceden inceye takdir ve tayin etmiştir.” (el-Furkan, 25/2)

Hayır ve şer türünden iman ve küfür, itaat ve masiyet kabilinden meydana gelen herbir şeyi Allah dilemiştir, takdir etmiştir ve yaratmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Allah’ın izni olmadan hiçbir kimsenin iman etmesi mümkün değildir.” (Yunus, 10/100);”De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası asla bize isabet etmez.” (et-Tevbe, 9/51)

Yüce Allah tek başına yaratıp var edendir. O, istisnasız herşeyin yaratıcısıdır, O’ndan başka bir yaratıcı, O’nun dışında bir Rab yoktur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Allah herşeyin yaratıcısıdır. O herşeye vekildir.” (ez-Zümer, 39/62)

Yüce Allah itaati sever ve masiyetten hoşlanmaz. Dilediği kimseyi lütfuyla hidayete iletir, dilediği kimseyi de adaletiyle saptırır. Nitekim şöyle buyurmaktadır:”Eğer kâfir olursanız, şüphesiz Allah size muhtaç değildir. Bununla birlikte O kullarının kâfir olmalarına razı olmaz. Eğer şükür ederseniz, faydanız için ondan razı olur. Günah taşıyan hiçbir kimse başkasının günah yükünü yüklenmez.” (ez-Zümer, 39/7)

Allah’ın saptırdığı kimsenin ileri sürecek herhangi bir delili ya da bir mazereti yoktur. Çünkü yüce Allah ileri sürülecek bir bahane kalmasın diye peygamberler göndermiş ve kulun işlediği ameli ona izafe ederek, bunu kulun kesbi (kazancı) olarak takdir etmiş ve ancak gücünün yettiği şeylerle onu yükümlü tutmuştur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bugünde herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün zulmetmek yoktur.” (el-Mu’min, 40/17);”Gerçekten Biz, ona yolu gösterdik. İster şükredici olsun, ister nankör (bir kâfir olsun).” (el-İnsan, 76/30); “Müjdeleyici ve korkutucu peygamberler olarak (gönderdik) ki insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.” (en-Nisa, 4/165);”Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.” (el-Bakara, 2/286)

Fakat yüce Allah’ın rahmetinin kemali dolayısıyla şer O’na nisbet edilmez. Çünkü O hayrı emretmiş olmakla birlikte şerri yasaklamıştır. Şer ancak O’nun takdiri ve hikmeti ile meydana gelir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Sana gelen her fenalık da kendindendir.” (en-Nisa, 4/79)

Yüce Allah zulümden münezzehtir, O adalet sıfatına sahibtir. Kimseye zerre ağırlığı kadar dahi zulmetmez. O’nun bütün fiilleri adalettir ve rahmettir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Ben kullara asla zulmedici değilim.” (Kaf, 50/29);”Rabbin kimseye zulmetmez.” (el-Kehf, 18/49);”Muhakkak Allah zerre ağırlığı kadar dahi zulmetmez.” (en-Nisa, 4/40)

Ayrıca yüce Allah’a yaptıklarından ve dilediklerinden dolayı soru sorulmaz. Çünkü O şöyle buyurmaktadır:”O işlediklerinden sorumlu tutulmaz. Halbuki onlara sorulur.” (el-Enbiya, 21/23)

O halde insanı ve fiillerini yaratan yüce Allah’tır. Ona bir irade, bir kudret, bir tercih ve bir dileme gücü vermiştir. Yüce Allah bunu mecazi anlamıyla değil de gerçek anlamıyla fiillerini yapan kendisi olsun diye insana bağışlamıştır. Sonra da ona hayır ile şerri birbirinden ayırdedecek bir akıl vermiş, ancak irade ve tercihi ile yaptığı amelleri dolayısı ile hesaba çekecektir. İnsan mecbur değildir, aksine onun kendi iradesi ve tercihi vardır. Bunlarla fiilerini ve inançlarını tercih eder. Şu kadarı var ki meşîeti itibariyle Allah’ın meşîetine tabidir. Allah’ın dilediği herşey olur, dilemediği hiçbir şey olmaz. Kulların fiillerini yaratan yüce Allah’tır. O fiilleri işleyen de kullardır. O halde bu fiiler yaratılmaları, var edilmeleri ve takdir edilmeleri itibari ile Allah’tan, fiil ve kazanım olmaları itibariyle de kula aittirler. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“O ancak âlemlere bir öğüttür, aranızdan dosdoğru yolda gitmek isteyenlere. Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe de siz dileyemezsiniz.” (et-Tekvîr, 81/28-29)

Yüce Allah kaderi delil göstererek:”Allah dileseydi biz de, babalarımız da ortak koşmazdık. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” diyen müşriklerin söylediklerini kabul etmeyerek, devamında şu buyruklarıyla onların yalanlarını reddetmektedir:”De ki: Yanınızda bize çıkartıp gösterebileceğiniz, herhangi bir bilgi var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve siz yalnızca yalan uyduruyorsunuz.” (el-En’âm, 6/148)

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat kaderin Allah’ın yarattıklarındaki bir sırrı olduğuna inanırlar. Ona ne mukarrab bir melek, ne mürsel bir peygamber muttali değildir. Bu hususta çokça derine dalmak ve uzun boylu düşünmek sapıklıktır. Çünkü yüce Allah kader bilgisini yarattıklarından saklı tutmuş ve onun nihai maksadını bilmeye kalkışmalarını yasaklamıştır. Yüce Allah:”O işlediklerinden sorumlu tutulmaz. Halbuki onlara sorulur.” (el-Enbiya, 21/23) diye buyurmaktadır.

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat kendilerine muhalefet eden sapık fırkalara yüce Allah’ın şu buyruğu ile hitab eder ve delil gösterirler: “De ki: Hepsi Allah’tandır. Böyle iken bunlara ne oluyor ki hiçbir sözü anlamaya yanaşmıyorlar?” (en-Nisa, 4/78)

İşte ashab, tabiîn ve kıyamet gününe kadar onlara güzel bir şekilde uyan selef-i salih’in iman ettikleri hususlar bunlardır. Yüce Allah hepsinden razı olsun.

[41] el-Elbanî, Sahih-u Süneni’t-Tirmizî.

[42] el-Elbanî, Sahih-u Süneni’t-Tirmizî.

selefi salihin akidesi adlı eserden Abdullah b. Abdulhamid el-Eseri

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: