PEYGAMBERLERE İMAN

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yüce Allah’ın kullarına müjdeciler ve uyarıcılar olmak üzere, insanları hidayete iletmek ve karanlıklardan çıkartıp, nur’a ulaştırmak için hak dine davet eden rasûller, peygamberler gönderdiğine kesinlikle inanırlar.

Onların çağrıları toplumları şirk ve putperestlikten kurtarmak, çözülüş ve bozuluştan arındırmak içindi. Onlar risaletlerini tebliğ ettiler, üzerlerindeki emaneti eksiksiz yerine getirdiler, ümmetlerine samimiyetle öğüt verdiler. Allah yolunda gereği gibi cihad ettiler. Doğruluklarına kesin delil teşkil eden, apaçık göz kamaştırıcı mucizelerle[35] geldiler. Onlardan bir tanesini olsun inkâr eden, yüce Allah’ı ve bütün peygamberleri inkâr etmiş olur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Şüphe yok ki Allah’ı ve peygamberini inkâr ederek kâfir olanlar bir de Allah’la peygamberlerinin arasını ayırmak isteyenler ve: Kimine inanırız, kimini inkâr ederiz diyenler, böylece bunun arasında bir yol tutmaya yeltenenler yok mu; işte onlar gerçek kâfirlerin ta kendileridirler. Biz o kâfirlere alçaltıcı bir azab hazırlamışızdır. Allah ve peygamberlerine iman edip, onlardan birini diğerinden ayırmayanlara ise ecirlerini verecektir. Allah bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (en-Nisa, 4/150-152)

Yüce Allah o şerefli rasûlleri göndermesindeki hikmeti de şöylece açıklamaktadır:

“Müjdeleyici ve korkutucu peygamberler olarak (gönderdik) ki, insanların peygamberlerden sonra Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah Azîzdir, Hakîmdir.” (en-Nisa, 4/165)

Yüce Allah, pek çok rasûl ve nebi göndermiştir. Bazılarının adlarını Kitabı’nda yahut Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- vasıtasıyla bize bildirmiş, bazılarınınkini de bildirmemiştir:”Andolsun ki biz her ümmet arasında: Allah’a ibadet edin ve tağut’tan kaçının diye bir peygamber göndermişizdir.” (en-Nahl, 16/36)

Kur’ân-ı Kerîm’de isimleri zikredilen 25 rasûl ve peygamber vardır. Bunların isimleri şöyledir: Âdem, İdris, Nûh, Hûd, Sâlih, İbrahim, Lût, İsmail, İshâk, Yâ’kub, Yûsuf, Eyyûb, Şuayb, Musa, Harun, Zülkifl, Yunus, Dâvûd, Süleyman, İlyas, Elyesa’, Zekeriya, Yahya, İsa ve Muhammed.

Esbat (Ya’kub -aleyhisselam-ın oğulları)nı da toplu olarak sözkonusu etmiştir. Hepsine Allah’ın salat ve selamları olsun.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Andolsun ki Biz, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan kiminin kıssalarını sana anlattık, kiminin de kıssalarını sana anlatmadık…” (el-Mu’min, 40/78)

Yüce Allah kimi peygamber ve rasûlleri diğerlerine üstün kılmıştır. Ümmet icma ile rasûllerin nebilerden üstün olduğunu, bundan sonra da rasûllerin kendi aralarında fazilet farkının bulunduğunu, rasûl ve peygamberlerin en faziletlilerinin ulu’l-azm diye bilinen Muhammed, Nûh, İbrahim, Musa ve İsa -Allah’ın salat ve selamları hepsine olsun- olduğunu kabul etmişlerdir.

Ulu’l-azm diye bilinenlerin en faziletlileri ise İslam’ın peygamberi, peygamberlerin ve rasûllerin sonuncusu, âlemlerin Rabbinin son elçisi Abdullah oğlu Muhammed -Allah’ın salatı, selamı ona ve aile halkına olsun-dır. Şanı yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:”Fakat o Allah’ın Rasûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.” (el-Ahzab, 33/40)

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yüce Allah’ın ismen sözkonusu ettiklerine de, isimlerini zikretmediklerine de, ilkleri olan Âdem -aleyhisselam-’dan itibaren, sonları, sonuncuları, en faziletlileri olan Peygamberimiz Muhammed b. Abdillah’a kadar hepsine iman ederler.

Bütün rasûllere iman mücmel bir imandır. Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’a ise tafsili bir iman ile inanılır. Bu mü’minlerin onun getirmiş olduğu hükümlerde etraflı bir şekilde ona uymalarını gerektiren bir imandır.

Rasûlullah Muhammed -sallahu aleyhi ve sellem-:
 

Rasûlullah’ın künyesi Ebu’l-Kasım, adı Muhammed’dir. Geriye doğru sırasıyla atalarının adı şöyledir: Abdullah, Abdu’l-Muttalib, Haşim, Abdu Menaf, Kusayy, Kilâb, Murre, Kâ’b, Luey, Ğalib, Fihr, Malik, Nadr, Kinane, Huzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Nizar, Maad ve Adnan. Adnan, Allah’ın peygamberi İbrahim el-Halil’in oğlu İsmail’in soyundan gelir.

Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- peygamberlerin (nebi’lerin) ve rasûllerin sonuncusudur. Allah’ın bütün insanlara gönderdiği rasûlüdür. O Allah’ın bir kuludur, ona ibadet edilmez. Yalanlanması asla sözkonusu olmayan bir rasûldür, o bütün yaratılmışların en hayırlısıdır. En faziletlisi ve Allah nezdinde en değerlileridir. Derecesi en yüksek, yüce Allah’a da en yakın olanlarıdır.

O hak ve hidayet ile insanlara da, cinlere de gönderilmiş bir peygamberdir. Allah onu âlemlere bir rahmet olmak üzere göndermiştir: “Biz seni ancak âlemlere bir rahmet olarak gönderdik.” (el-Enbiyâ, 21/107)

Ona kitabını indirmiş, dininin emini kılmış, risaletini tebliğ etmekle görevlendirmiştir. Bu risaleti tebliğ hususunda onu yanılmaktan, hataya düşmekten korumuştur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”O, kendi hevâsından bir söz söylemez. O bildirilen bir vahiyden başkası değildir.” (en-Necm, 53/3-4)

Onun risaletine iman edip nubuvvetine şehadet getirmedikçe, hiçbir kulun imanı sahih olamaz. Ona itaat eden cennete girer, ona karşı gelip isyan eden cehenneme girer. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Hayır, Rabbine andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.” (en-Nisâ, 4/65)

Önceden herbir nebi (peygamber) özellikle kendi kavmine gönderilirken Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Biz seni ancak bütün insanlar için müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik.” (Sebe’, 34/28)

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yüce Allah’ın peygamberini apaçık mucizelerle, göz kamaştırıcı belgelerle desteklemiş olduğuna da iman ederler: Bu mucizelerden biri ve en büyüğü ümmetlerin en fasahatlisi, en beliği ve söz söyleme gücü en yüksek olanlarına karşı Allah’ın kendisi ile meydan okuduğu Kur’ân-ı Kerîm’dir.

Yüce Allah’ın kendisi ile peygamberini desteklemiş olduğu Kur’ân’dan sonraki en büyük mucizelerden biri de İsrâ ve Mirac mucizesidir.

Ehl-i sünnet, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in uyanıklık halinde iken ruh ve bedeni ile birlikte semaya yükseltildiğine iman ederler. Bu ise İsrâ gecesinde gerçekleşmişti. Geceleyin Mescid-i Haram’dan, Mescid-i Aksâ’ya götürüldüğü Kur’ân-ı Kerîm’in nassı ile açıkça belirtilmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Kulunu geceleyin, Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren (Allah) münezzehtir. Ona âyetlerimizden bazısını gösterelim diye. Şüphesiz ki O işitendir, görendir.” (el-İsrâ, 17/1)

Sonra Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- semaya yükseltilmiştir. Yedinci semaya kadar çıkmış, daha sonra da bundan öteye, şanı yüce Allah’ın dilediği yüksekliklere kadar çıkmıştır. Burası yanında Cennet-i Me’vâ’nın bulunduğu Sidre-i Müntehâ’dır.

Şanı yüce Allah ona verdiği vahiyler ile onu taltif etti, onunla konuştu. Gece ve gündüz boyunca kılınacak beş vakit namazı ona emretti. Cennete girdi, orayı gördü, cehennemi de gördü, melekleri de gördü. Cebrail’i de yüce Allah’ın yaratmış olduğu gerçek suretinde gördü. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın kalbi gördüklerini yalanlamadı, aksine başgözüyle gördüklerinin hepsi gerçeğin kendisi idi.

Bunlar Peygamber’e bir ta’zim, onu diğer peygamberlerden üstün bir şerefe nail etmek ve makamının herkesin makamının üstünde olduğunu açıkça ortaya koymak için olmuştur.

Sonra Beytu’l-Makdis’e indi ve diğer peygamberlere imam olarak namaz kıldırdı. Daha sonra da tan yeri ağarmadan önce Mekke’ye geri döndü.[36]

Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki onu diğer bir iniş(in)de görmüştü. Sidretu’l-Müntehâ yanında, Cennetu’l-Me’vâda onun yanındadır. O vakit Sidre’yi bürüyen bürüyordu. Göz başka yöne kaymadı ve aşmadı da. Andolsun ki o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını görmüştür.” (en-Necm, 53/13-18)

Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın diğer bazı mucizeleri:

Yüce Allah’ın peygamberine nubuvvetinin bir delili olmak üzere vermiş olduğu oldukça büyük mucizelerden birisi, İnşikak-ı Kamer (ay’ın yarılması) mucizesidir. Bu, müşrikler kendisinden bir mucize istemeleri üzerine Mekke’de gerçekleşmişti.

Yemeğin çoğaltılması. Bu da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın defalarca gösterdiği bir mucizedir.

Suyu çoğaltmak ve parmakları arasından suyun fışkırması, yemeğin tesbih etmesi. Bunlar da Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın çokça görülen mucizelerindendir.

Hastaları iyileştirmek ve bazı ashab’ın maddî herhangi bir ilaç olmaksızın onun eli ile şifaya kavuşmaları.

Hayvanların ona karşı edebli ve saygılı davranmaları, ağaçların ona boyun eğmeleri, taşların ona selam vermeleri.

Peygambere hainlik eden ve ona karşı inatlaşan bazı kimselerden âcilen intikam alınması.

Gaybî hususları haber verdiği gibi, kendisinden uzak yerlerde meydana gelmiş birtakım olayları anında haber vermesi, henüz meydana gelmemiş birtakım olayları bildirmesi, daha sonradan da onun haber verdiği şekilde bu olayların gerçekleşmesi.

Genel olarak duasının kabul edilmesi.

Yüce Allah’ın onu koruması ve düşmanlarının kendisine zarar vermesini önlemesi. Ebu Hureyre  -radıyallahu anh-’den şöyle dediği rivayet edilmiştir:

Ebu Cehil: Muhammed sizin aranızda yüzünü toprağa koyuyor (secde ediyor) mu? diye sordu. Ona: Evet, denilince, şöyle dedi: Lat ve Uzza’ya yemin ederim, eğer onun böyle yaptığını görecek olursam, hiç şüphesiz ya onun boynuna basarım yahut onun yüzünü toprağa bularım. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın namaz kıldığı bir sırada o da çıkageldi, onun boynuna basmak istedi ise de onun aniden elleriyle kendisini korumaya çalışarak, arkasını dönüp kaçmakta olduğunu gördüler. Ona: Sana ne oluyor? diye sorduklarında, şu cevabı verdi: Benimle onun arasında içi ateş dolu bir hendek ile çok dehşetli şeyler ve kanatlar vardı.

Bunun üzerine Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: “Eğer bana yaklaşmış olsaydı, melekler onu parça parça alırlardı.” (Müslim)

[35] Mucize, yüce Allah’ın peygamber vasıtası ile iddiasına uygun olarak ve onu tasdik etmek üzere ortaya çıkardığı olağanüstü bir iştir. Mucizenin meydana gelmesi imkan çerçevesindedir. Çünkü sebebleri de, sonuçları da yaratan Allah, onların düzenini bozmaya da kadirdir ve bunun sonucunda sonuçlar daha önceki sebeblere boyun eğmeyebilir. Hiçbir sınır tanımayan yüce Allah’ın kudretine göre bunda hayret edilecek ve garib kaçacak bir taraf yoktur. Çünkü o dilediğini göz açıp kapatmaktan da daha büyük bir hızla yapandır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O bir şeyi diledi mi ona emri sadece ol demesidir, o da oluverir.” (Yâsîn, 36/82)

[36] Buharî ve Müslim’de ve diğer sünen ve müsned hadis kitablarında bu mübarek gecede meydana gelmiş olayların tafsilatına dair bilgiler yer almaktadır. Bunların dışındaki kitaplarda zikredilen İsrâ ve Mirac hakkındaki bilgileri dikkatle okumak gerekir. Çünkü bu konuda birçok aslı olmayan, yalan-yalış kıssalar anlatılmaktadır.

selefi salihin akidesi adlı eserden Abdullah b. Abdulhamid el-Eseri

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: