YÖNETİM

Ekim 27, 2006

S. Müslümanların yöneticilerinin hakları nelerdir?
C. Hak üzere onlara bağlı kalarak samimiyetle öğüt vermek, hakta onlara itaat edip, onlara hakkı emredip, uygun bir şekilde öğüt vermek, arkalarında namaz kılmak, onlarla birlikte cihada çıkmak, zekâtı onlara vermek, haksızlık yapsalar dahi onlara katlanıp sabretmek, açık bir küfür ortaya koymadıkları sürece kılıç kullanarak onlara karşı çıkmamak, yalan yere onları överek onları aldatmamak, ıslah olmaları ve başarı elde etmeleri için onlara dua etmek.

Yazının devamını oku »

Reklamlar

HALİFELİK

Ekim 27, 2006

S. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’den sonra halifeliğin süresi ne kadardır?
C. Ebu Davud ve başkaları Said b. Cumhan’dan, o Sefine’den şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:
“Nebevi hilafet otuz yıldır, sonra Allah mülkü/yönetimi dilediğine verecektir.”
Bu süre Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali Radıyallahu anh’ın halifelik süresini kapsar. Ebu Bekir iki yıl üç ay, Ömer on yıl altı ay, Osman oniki yıl, Ali dört yıl dokuz ay halifelik yaptı. Bunların toplamı yirmidokuz yıl altı ay eder. Bunu otuza el-Hasen b. Ali Radıyallahu anh’a yapılan bey’at sonucu altı aylık halifeliği tamamlamaktadır.
İslam tarihinde ilk melik ise Muaviye Radıyallahu anh’dır. O bütün meliklerin en hayırlıları ve faziletlileridir. Ondan sonra ise Ömer b. Abdu’l-Aziz Radıyallahu anh gelene kadar ısırıcı bir hükümdarlık (mülkü’l-adud) devri gelmiştir. O bakımdan ehl-i sünnet âlimleri Ömer b. Abdu’l-Aziz’i raşid halifelerin uygulamaları gibi uygulama yaptığından ötürü beşinci halife sayarlar.

Yazının devamını oku »


ASHÂB VE EHL-İ BEYT

Ekim 27, 2006

S. Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’in ashabı ve ehl-i beyti hakkında riayet olunması gereken hususlar nelerdir?
C. Bizim onlara karşı görevimiz: Kalblerimizin ve dillerimizin onları kötülükle anmaktan uzak durması, onların faziletlerini yaymak, onların kötü halleri varsa ve aralarındaki anlaşmazlıklardan uzak durmak, Tevrat, İncil ve Kur’ân-ı Kerim’de yüce Allah’ın, ana hadis kitablarında ve diğerlerinde, meşhur hadis kitablarında sahih hadislerin, faziletlerinden sözettiği gibi sözetmektir.
Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Muhammed, Allah’ın Rasûlüdür. Onunla birlikte olanlar kâfirlere karşı sert ve katı, kendi aralarında merhametlidirler. Sen onları rükû’ ediciler ve secde ediciler, Allah’tan bir lütuf ve rıza isteyenler olarak görürsün. Secde izinden ötürü nişanları yüzlerindedir. Onların Tevrat’taki vasıfları budur. İncil’deki vasıflarına gelince, o önce filizini yarıp çıkarmış, sonra onu gittikçe kuvvetlendirmiş, sonra kalınlaşıp gövdesi üzerine doğrulmuş, ekincilerin hoşuna giden bir ekin gibidir. Bununla kâfirleri öfkelendirmek için (bu örneği verdi). Allah iman edip, salih amel işleyenlere bir mağfiret ve büyük bir mükafat vadetmiştir.” (el-Feth, 48/29)
“İman edip de hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenlerle, barındırıp yardım edenler işte gerçek mü’min olanlar bunlardır. Onlar için mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.” (el-Enfal, 8/74)
“Muhacir ve ensarın ileriye geçen ilk (önder)leri ile onlara güzellikle uyanlardan Allah razı olmuştur. Onlar da ondan hoşnut olmuşlardır. Bunlar için orada ebediyyen kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu en büyük başarıdır.” (et-Tevbe, 9/100)
“Andolsun ki Allah peygamberini de, içlerinden bir grubun gönülleri az kalsın eğrilmek üzere iken dar zamanda ona tabi olan muhacirlerle ensarı da tevbeye muvaffak etti. Sonra onların bu tevbelerini kabul buyurdu…” (et-Tevbe, 9/117)
“Yurtlarından ve mallarından çıkartılıp, uzaklaştırılmış olan ve Allah’ın lütuf ve rızasını isteyen, Allah’a ve peygamberine yardım eden, fakir muhacirler içindir (o fey). İşte onlar sadıkların ta kendileridir. Onlardan evvel Medine’yi yurt edinip imana sahib olanlar ise kendilerine hicret edenleri severler ve bunlara verilen şeylerden dolayı kalblerinde bir çekememezlik duymazlar. Kendileri fakirlik içinde bulunsalar dahi (muhacirleri) öz nefislerine tercih ederler…” (el-Haşr, 59/8-9) ve buna benzer daha başka pek çok âyet-i kerime vardır.
Biz biliyor ve inanıyoruz ki; yüce Allah Bedir ehline muttali olmuş ve onlara şöyle demiştir: “İstediğinizi yapınız, ben size mağfiret buyurdum.” Bedire katılanlar üçyüzon küsür kişi idiler.
Yine şunu bilir ve inanırız ki; ağacın altında Peygamber efendimize bey’at edenlerden hiçbir kimse cehenneme girmeyecektir. Aksine yüce Allah onlardan razı olmuş, onlar da ondan hoşnut olmuşlardır. Bunlar da bindörtyüz kişi idiler, binbeşyüz kişi oldukları da söylenmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Andolsun ki ağacın altında sana bey’at ederlerken Allah mü’minlerden razı olmuştur. Kalblerinde olanı bilip de üzerlerine huzur ve sükûn indirmiştir…” (el-Feth, 48/18)

Yazının devamını oku »


BİD’AT, KISIMLARI VE HÜKMÜ

Ekim 27, 2006

S. Sünnetin zıttı nedir?

C. Sünnetin zıttı sonradan ortaya çıkartılmış bid’attir. Bidat, Allah’ın hakkında izin vermediği bir şeriat demektir. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in şu buyruklarında kastettiği de odur:
“Her kim bizim bu işimize ondan olmayan bir hususu sonradan ortaya çıkartırsa o merduttur.”
Yine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Benim sünnetime ve benden sonra hidayete erdirilmiş raşid halifelerin sünnetine sımsıkı sarılınız. Bu sünnete iyice tutunun ve onu azı dişlerinizle yakalayın. Sonradan ortaya çıkartılan işlerden sakının, çünkü sonradan çıkartılan herbir iş bir sapıklıktır.”
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem bid’atlerin ortaya çıkacağına da şu hadisiyle işaret etmiştir:
“Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Biri dışında hepsi ateştedir.”
Şu hadis-i şerifiyle de onu tayin etmiş bulunmaktadır:
“Onlar benim ve ashabımın üzerinde gittiğim yolun benzeri bir yol üzere olanlardır.”
Yüce Allah şu buyruğuyla onun bid’at ehlinden uzak tutulduğunu belirtmektedir:
“Dinlerini parça parça edip, fırka fırka ayrılanlar var ya! Senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a aittir.” (el-En’âm, 6/159)

Yazının devamını oku »


GÜNAHLAR, TEVBE, DÜNYEVΠCEZALAR

Ekim 27, 2006

S. Masiyetler kaç kısımdır?
C. Masiyetler “seyyiât” diye bilinen küçük günahlar ile “mûbikat” diye bilinen büyük günahlar olmak üzere iki kısma ayrılmıştır.

S. Küçük günahların keffâreti nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (küçük) günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir mekâna sokarız.” (en-Nisa, 4/31)
“Çünkü iyilikler, kötülükleri giderir.” (Hûd, 11/114)
Böylece yüce Allah küçük günahların, büyük günahlardan kaçınmak ve iyilikler işlemekle affedileceğini haber vermektedir. Nitekim hadis-i şerif’te de böyle buyurulmaktadır:
“Sen günahın peşinden iyiliği yetiştir ki onu silsin.”
Sahih hadislerde de belirtildiği üzere hoşa gitmeyen hallere rağmen güzelce abdest alıp, mescidlere gitmek üzere ardı arkasına adımlar atmanın, beş vakit namazın, cumadan cumaya kadar (cuma namazının), ramazandan ramazana kadar (orucun), ramazan ayını kıyamla (namaz kılarak -özellikle teravih namazı-) geçirmenin, kadir gecesini namazla geçirmenin, aşure günü oruç tutmanın ve daha başka itaatlerin küçük günahlar için de, büyük günahlar için de keffaret olacaktır.
Bu hadislerin bir çoğunda da büyük günahlardan kaçınma kaydı getirilmiştir. Dolayısıyla bu hadisler arasından mutlak (bu kayd zikredilmeksizin) gelen hadisler onlara göre yorumlanır. Dolayısıyla yapılan iyiliklerle veya başka yollarla küçük günahların affedilmeleri için büyük günahlardan kaçınmak şarttır.

Yazının devamını oku »


UĞURSUZLUK VE NAZAR

Ekim 27, 2006

S. Uğursuzluk duymanın hükmü nedir ve bunu ne giderir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“İyi bilin ki onların uğradığı uğursuzluk ancak Allah tarafındandır.” (el-A’raf, 7/131)
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmaktadır:
“Hastalığın kendi kendine bulaşması, eşyada uğursuzluk, intikamı alınmayan maktulün ruhunun hayalet olması ile safer (ayının uğursuzluğu veya bir hastalık) yoktur.”
Yine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Uğursuzluk şirktir, uğursuzluk şirktir.”
İbn Mesud da şöyle demiştir: “Bu bizden olmaz, ancak (istisnâ olarak görülürse) Allah da onu tevekkül ile giderir.”
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Uğursuzluk denilen şey (bu duygu sebebiyle) bir işe devam etmen yahutta o işi yapmaktan vazgeçmendir.”
İmam Ahmed, Abdullah b. Amr’dan şöyle dediğini rivayet etmektedir:
“Uğursuzluk duyduğu için ihtiyacını görmekten vazgeçen kimse şirk koşmuş olur.” Ashab:
“Peki bunun keffareti nedir”, diye sordular. Peygamber şöyle buyurdu:
“Senin şöyle demendir: Allah’ım senin hayrından başka hayır yoktur, senin takdirinden başka takdir yoktur. Senden başka hiçbir ilâh yoktur.”
Bir başka hadisinde Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır:
“Bunların (bu gibi hislerin) en doğrusu hayra yorumlamaktır. Bu da bir müslümanı (yapmak istediği işten) geri çevirmez. Sizden herhangi bir kimse hoşuna gitmeyecek bir şey gördü mü: Allah’ım iyilikleri senden başka hiçbir kimse veremez. Kötülükleri senden başka hiç kimse geri çeviremez. Senin yardımın olmayınca, kimse bir iş yapamaz, kimsenin hiçbir gücü olamaz.”

Yazının devamını oku »


MÜNECCİMLİK

Ekim 27, 2006

S. Müneccimliğin (yıldızlara bakarak geleceğe dair haber vermenin) hükmü nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Karanın ve denizin karanlıklarında kendileriyle doğru yolu bulasınız diye sizin için yıldızları yaratan O’dur.” (el-En’âm, 6/97)
“Andolsun biz dünya semasını kandillerle (yıldızlarla) süsledik. Onları şeytanlara atış taneleri yaptık.” (el-Mülk, 67/5)
“Yıldızlar da onun emriyle boyun eğmişlerdir.” (en-Nahl, 16/12)
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmaktadır:
“Her kim yıldızlardan bir dal alacak olursa, o kimse sihirden de bir dal almış olur. Fazlasını alırsa, fazlasını almış olur.”
“Ben ümmetim hakkında yıldızları doğrulayıp, kaderi yalanlamalarından ve (zalim) idarecilerin haksızlıklarından korkarım.”
İbn Abbas Radıyallahu anh da Ebu Ca’d (ebced) yazıp, yıldızlara bakan bir topluluk hakkında şunları söylemiştir: “Ben bu işi yapan bir kimsenin Allah katında herhangi bir kıymeti olacağı görüşünde değilim.”
Katade -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- şunları söylemişti: “Allah bu yıldızları üç sebeble yaratmıştır. Semaya bir zîynet olsunlar, şeytanları onlarla taşlamak için ve kendileri ile yol bulunacak alâmetler olmaları için. Her kim bu yıldızlardan başka şeyler çıkarmaya kalkışacak olursa, onlardan alması gereken payını kaybetmiş, payını zayi etmiş ve hiçbir şekilde bilemeyeceği bir hususu bilmeye kendisini zorlamış olur.”

Yazının devamını oku »