İkincisi

İçinde, bu sözü söyleyene cehennemin haram kılınacağı zikri geçen hadisler. Bazı alimler bu hadislerden, ebedi olarak cehennemde kalmanın haram kılındığını anladılar veya ehlinin sonsuza kadar içinde kalacağı bir ateş onlara haram kılınmıştır, şeklinde yorumladılar. Bu ateş ise cehennemin en üst tabakasıolan “Derk’i Ala” dışında kalan ateştir. Derk’i Ala’ya tevhid ehlinin isyankarlarından bir çok kimse işledikleri haramlar sebebiyle gireceklerdir. Sonra da kullarına karşı merhametli olan Allah’ın rahmeti ve şefaatçilerin şefaatiyle oradan çıkarılacaklardır.

Buhari ve Müslim’de geçen kudsi bir hadiste Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

-“İzzetim ve Celalim hakkı için La İlahe İllallah diyen kimseyi mutlaka cehennemden çıkaracağım.”

Alimlerden bir kısmı şöyle demiştir:

Bu hadislerde geçen: “La İlahe İllallah’ı söyleyip ona şehadet etmek”ten maksat, cehennemden kurtulmayı ve cennete girmeyi gerektiren bir sebep olmasıdır. Bu gereklilik ise söylenen sözün şartlarının hepsinin bir arada bulunması (2) ve onun ortadan kaldıracak bir durumun olması halinde geçerli olur olan “Derk’i Ala” dışında kalan ateştir. Derk’i Ala’ya tevhid ehlinin isyankarlarından bir çok kimse işledikleri haramlar sebebiyle gireceklerdir. Sonra da kullarına karşı merhametli olan Allah’ın rahmeti ve şefaatçilerin şefaatiyle oradan çıkarılacaklardır.

Buhari ve Müslim’de geçen kudsi bir hadiste Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

-“İzzetim ve Celalim hakkı için La İlahe İllallah diyen kimseyi mutlaka cehennemden çıkaracağım.”

Alimlerden bir kısmı şöyle demiştir:

Bu hadislerde geçen: “La İlahe İllallah’ı söyleyip ona şehadet etmek”ten maksat, cehennemden kurtulmayı ve cennete girmeyi gerektiren bir sebep olmasıdır. Bu gereklilik ise söylenen sözün şartlarının hepsinin bir arada bulunması ([1]) ve onun ortadan kaldıracak bir durumun olması halinde geçerli olur. Tevhid kelimesinin söylenen şartlarından birisi eksik olduğundan yahut onu ortadan kaldıracak bir söz ve amel bulunduğunda ise artık bu tevhid kelimesi, söyleyenin cehennemden kurtulmasını ve cennete girmesini sağlayamaz. Bu görüş Hasan ([2]) ve Vehb İbn-i Münbihe’den ([3]) nakledilmiştir. Söylenenlerin en güzeli ve en kuvvetlisi bu görüştür.

Firuzdak’ın hanımı öldüğünde o defnedilirken Hasan (r.a) Firuzdak’a şöyle sordu:

-“Bu günün için sen ne hazırladın?” Firuzdak:

-“Yetmiş yıldan beri söyleye geldiğim La İlahe İllallah’ı diye cevap verdi. Bunu üzerine Hasan (r.a):

-“Bu ne güzel hazırlık! Fakat La İlahe İllallah için bilinmesi ve uyulması gereken bir takım şartlar vardır. Ayrıca iffetli kadınlara iftira etmekten sakın” dedi.

Hasan (r.a)’ya denildi ki:

-“İnsanlar La İlahe İllallah diyen kimsenin cennete gireceğine söylüyorlar. Ne dersin? Hasan (r.a):

-“Kim La ilahe İllallah der ve onun hakkını verir (yani gerekleriyle amel eder, onu bozucu şeylerden kaçınıp, şartlarını hakkıyla eda ederse) cennette girer.”

Vehb bin Münbihe’ye:

-“La İlahe İllallah cennetin anahtarı değil midir?” diye soran kimseye o şöyle cevap verir:

-“Evet, fakat her anahtarın dişleri vardır. Eğer dişli anahtar getirirsen kapı sana açılır. Anahtar dişsiz ise açılmaz. ([4])

“La İlahe İllallah cennetin anahtarıdır” hadisini, isnadı kopuk olarak imam Ahmed(r.a) tahriç etmiştir. ([5])

Muaz (r.a)’den şöyle dedi:

-“Rasulullah (s.a.s) bana şöyle dedi:

-`Yemen halkı sana cennetin anahtarını sorduğu zaman: “O, La İlahe İllallah’tır” de.” ([6])

Rasulullah (s.a.s)’in hadislerinin bir çoğunda cennete girebilmek için salih ameli şart koşması Vehb İbn-i Münbihe (r.a)’nün bu sözünün sıhatine delalet eder.

Buhari ve Müslim’de geçen şu hadis gibi. Ebu Eyyub (r.a)’den: Bir adam Rasulullah (s.a.s)’e gelip:

-“İşlediğimde beni cennete sokacak bir ameli bana bildir” dedi. Rasulullah (s.a.s) ona:

-“Sadece Allah’a ibadet edersin ve O’na hiçbirşeyi ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekatı verirsin, yakın akrabayı gözetir ve ziyaret edersin” dedi.

Yine bunun gibi Sahih-i Müslim’de şu hadis vardır: Ebu Hureyre (r.a)’den; Bir adam Rasulullah (s.a.s)’e gelip:

-“İşlediğimde beni cennete sokacak amelleri öğret”dedi.Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s):

-“Allah’a ibadet eder, O’na hiçbirşeyi eş koşmazsın, farz olan namazı kılar, zekatı verirsin. Ramazan orucunu tutarsın.”

Bu sefer adam şöyle dedi:

-“Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki bundan ne bir şey eksilteceğim, ne de bunu arttıracağım.” Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

-“İçinizde cennet ehlinden bir adama bakmak kendisini sevindirecek olan kimse şu adama baksın.”

Ahmet İbn-i Hanbel’in Müsned’inde geçen bir hadiste, Beşir b. Hasasiye (r.a)’den, şöyle dedi

-“Rasulullah (s.a.s)’e biat etmek için geldiğimde O, bana bazı şartlar koştu. Allah’tan başka hakkıyla ibadete layık ilah olmadığına, Muhammed (s.a.s)’in O’nun kulu ve rasulü olduğuna şehadet etmemi, namaz kılmamı, zekat vermemi, islam haccıyla haccetmemi, ramazan orucunu tutmamı, Allah yolunda cihad etmemi şart koştu. Bunun üzerine ben O’na dedim ki:

-“Ey Allah’ın Rasulü! Hepisini kabul ediyorum. Fakat onlardan ikisine gücüm yetmez. Bunlar da cihad ve zekattır.(Çünkü denildi ki savaştan kaçan kimse Allah’ın gazabına uğrar. Seninle savaşa gelirsem, ölümden hoşlanmayıp nefsime uyarak savaştan kaçmaktan korkarım. Zekata gelince vallahi benim malım sadece ganimet ve öşürden bana düşen pay ile ailemin ve akrabalarının verdikleridir).” ([7])

Beşir b. Hasasiye (r.a) devamla dedi ki:

-Rasulullah (s.a.s) beyat için uzattığı elini çekti ve bana dedi ki:

-Cihad yok, zekat yok ne ile cennete gireceksin?” Dedim ki:

“-Ey Allahın Rasulü! Madem ki öyle, sana biat ediyorum.” Böylece Rasulullah’ın getirdiği şartlarınhepsi üzerine O’na biat ettim.” ([8])

Bu hadis cihad ve sadakanın da tevhid, namaz, oruç ve haccın edasıyla beraber cennete girebilmek için şart olduğunu gösteriyor.

Yukarıda zikrolunan hadislere benzer bir hadisinde Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

-“La İlahe İllallah, Muhammedun Rasulullah’a şehadet edinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundun.” ([9])

Bu hadisi şeriften hz. Ömer ve sahabeden bir grup yalnızca bu iki şehadeti getiren her kimsenin dünya cezasından (onlarla savaş) kurtulacağını anlamışlardır. Ancak La İlahe İllallah’a şehadet etmesine rağmen zekatı vermeyen kimseyle savaş etme hususunda tereddüte düştüler. Ebu Bekir (r.a) bu hadisi şeriften kendisiyle savaşılmayacak olanın ancak La İlahe İllallah’ı söyleyip de bunun gereğince hareket eden kişi olduğunu anlar ve bu görüşünü destekleyici bir delil olarak da Rasulullah (s.a.s)’in şu hadisi şerifini getirir:

-“La İlahe İllallah’ diliyle ikrar edip ve bu sözün gereğince hareket ettikleri vakit onlar benden kanlarını ve mallarını korunmuş olurlar. Ancak içlerinde gizlediklerinin hesabını Allah (c.c) verecektir.” ([10])

Ebu Bekir Sıddık (r.a):

-“Zekat malın hakkıdır.” Demiştir. Ebu Bekir (r.a)’ın anladığı bu mana Rasulullah (s.a.s)’den İbn-i Ömer, Enes ve birçok sahabi tarfından bu şekilde rivayet edilmiştir ve Rasulullah (s.a.s) şöyle dedi:

-“La İlahe İllallah Muhammedun Rasulullah deyip, namazı gereği gibi kılıp, zekatı verinceye kadar insanlarla çarpışmakla emrolundum.”([11])

Aynı şekilde bu hadisin içerdiği manaya uygun olan ayetler ise şunlardır: Allah-u Teala Şöyle buyuruyor:

“Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın.” ([12])

“Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, sizin kardeşiniz olurlar.” ([13])

Bu dindeki kardeşlik ancak tevhidle beraber diğer farzların da edasıyla gerçekleşir. Şirkten tevbe ise ancak tevhidle mümkün olabilmektedir. Ebu Bekir Sıddık (r.a) bu hadisten çıkardığı manayı sahabiye açıklayınca onu doğrulayarak bu görüşünü kabul ettiler.

Sadece La İlahe İllallah Muhammedun Rasulullah diyen kimseden dünya cezasının kaldırmayacağını (muaf tutulamayacağını) aksine islamın şartlarından bir şartını ihlal ettiğinden dolayı muhakkak cezalandırılacağı bilinince böylelikle ahritte de bundan dolayı ceza göreceği bilinmiş olur.

Alimlerden bir grup yukarıdaki “La İlahe İllallah”a şehadet eden kişilerin cennete gireceğini bildiren hadislerin hadler ve farzlar nazil olmadan önce indirildiğini beyan ettiler.

Bu alimlerden Zühri’yi ([14]), Sevri’yi ([15]) ve bu ikisinden başkalarını zikretmek mümkündür.Bu görüş çok uzaktır. Çünkü bu had ve farzların nuzulünden sonra da Medine’de rivayet edilen ve Tebuk gazvesi esnasında ki o Rasulullah (s.a.s)’in hayatının son zamanlarına rastlamaktaydı bu konuyla alakalı olarak söylenen bir çok hadisler vardır.

Bazı alimler bu hadislerin mensuh olduğu görüşündedirler. Bazıları ise bu hadislerin muhkem olduğunu söylemişlerdir. Bu hadislere muhkem diyen alimler hadislere eklenen bir takım şartlar (hadler ve farzlar) bu hadislerin bir ilavesi midir yoksa sonra gelen şey hadisin tamamını nesh mi etmiştir? Şeklinde ihtilafa düşmüşlerdir. Usulcüler arasında bu konuda bir ihtilaf vardır. Sevri ve onun gibi düşünen alimler bu hadislerin mensuh olduğunu, nesh edenin de hadler ve farzlar olduğunu söylemişlerdir. Aslında bu alimlerin nesh ile vurguladıkları şey bu alimlerin nesh ile vurguladıkları şey bu hadislerin bir nüshası yani açıklaması ve izahıdır. Zaten selef alimleri birçok yerde neshi buna benzer şekilde yani açıklama ve izah olarak kullanıyorlardır. Bu alimlerin bunu demekte ki asıl kasıtları cennete girip, cehennemden kurtulmanın ancak La İlahe İllallah’la beraber farzların yapılıp haramlardan kaçınılma şartına bağlı olduğunu açıklamaktır

Bu alimler: “Bu naslar mensuh olmuştur yani açıklanmış ve tefsir edilmiştir. Farzlar ve hadisler ise nasihtir yani nassları açıklamakta, onu izah etmektedir.” Demek istiyorlar.

Alimlerden bir grup şöyle demiştir:

        -“Bu genel olan hadisler daha sonra gelen ibarelerle bazı şartlara bağlanmıştır. Onlardan bazıları şunlardır:

        “Kim ihlaslı olarak La İlahe İllallah derse([16]) veya “Onu gerçekten bilerek”([17]) ya da “Lisanıyla tasdik ederek”([18]) veyahud da “Onu labinden tasdik ederse” ([19]) veya “Lisanen boyun eğerek ve kalben mutmain olarak” ([20]) gibi bazı şartlar La İlahe İllallah ile birlikte zikrolunmuştur.

Bunların hepsi kalbin ameline işarettir. Onun gerçekleştirilmesi iki şehadetin tam olarak geçekleşmesiyle mümkün olur. Bu da şu şekilde olmaktadır:

La İlahe İllallah; isteme, yönelme, boyun eğme, yardım isteme, tevekkül etme, korkma, umma, sevgi gösterme bakımından kalbin Allah’tan başkasına ilah edinmemesidir.

Muhammedun Rasulullah’ın gerçekleşmesi ise; Allah’ın rasulüne bildirdiği şekilde Allah’a ibadet etmekle olur. Yukarıda açıklanan mana Rasulullah’tan bize açık bir şekilde ulaşmıştır.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

-“Kim ihlaslı olarak La İlahe İllallah derse cennete girer.”

Bunun üzerine şöyle soruldu:

-“Buradaki ihlas nedir ya Rasulullah!”

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

        -“Allah’ın sana haram kıldığı şeyleri yapmaktan seni engellemesidir.”

Bu hadis Enes b. Malik (r.a)’den ve Zeyd b. Erkam (r.a)’dan rivayet edilmiştir. Fakat bu iki isnad da  sahih değildir.([21])

        Bu mananın gerçekleşmesi ve onun izahı şöyledir: Kulun La İlahe İllallah demesi onun için Allah’tan başka ibadete layık bir ilahın olmamasını gerektirir. İlah ise; kendisine dua edilen, kendisinden dua edilen, kendisinden istenilen, kendisine tevekkül edilen, umulan, korkulan, sevilen, yüceliğinden sakınılan, isyan edilmeyen, itaat edilen varlık demektir

Bu uluhiyyetin özelliklerinin Allah’tan başkasına verilmesi caiz olmaz. Her kim uluhuyyetin kendisine has özelliklerinden herhangi birisini bir yaratılmışa vererek Allah’a şirk koşarsa “La İlahe İllallah” sözündeki ihlasını bozmuş ve tevhidini gerçekleştirmemiş olur. Bu uluhiyyetin özelliklerini yaratılmış olan şeye ne kadar çok verirse tevhidinde de o oranda eksiklik yapmış olur.

Bunlar şirkin çeşitlerindendir. Bunun için Allah’tan başkasına itaatten, korkmaktan, ummaktan, tevekkül etmekten kaynaklanan haramlardan bir çoğu genel olarak şirk ve küfür olarak isimlendirilmiştir. Riyanın, Allah’tan başkası adına yemin etmenin, Allah’tan başkasına tevekkül edip dayanmanın, Allah ve sen dilersen sözü gibi dileme hususunda Allah’la bir mahluğu eşit tutma gibi ve Benim için Allah ve sen yardımcısının gibi sözlerin şirk olarak değerlendirilmesi bunlara örnek olarak gösterebiliriz.

Böylece bu gibi davranışlarda bulunmak tevhidi bozar. Aynı şekilde uğura ve uğursuzluğa inanmak, meşru olmayan rukyeyi yapmak ve kahinlere gidip onların söylediklerini tasdik etmek gibi inanışlarda sadece Allah’ın yetkili olduğu fayda ve zarar verme şeklindeki tevhid inancını zedeler. Yine Allah’ın ona uymayı yasakladığı  nefsin heva ve heveslerine uymak da tevhidin kemalini bozmaktadır. Bu yüzden Allah-u Teala nefsin hevasına uymaktan kaynaklanan haramların birçoğunu küfür ve şirk olarak isimlendirmiştir. Mesela Müslüman birisini öldürmek, hanımı hayızlıyken ona yaklaşmak veya kadına makatından yaklaşmak ya da çok kere içki içmek gibi şeyler bunlardandır.([22])

Fakat burada kast olunanlar kişiyi İslam milletinden tamamiyle çıkartmaz. Bu yüzden selef (alimler) bunu için: “Bu küfür başka bir küfür, bu şirk başka bir şirktir.” Demişlerdir.

Kendisine tabi olunan heva, ilah olarak isimlendirilmiştir. Bu konuda Allah’ın şu buyruğu vardır:

“Hevasını ilah edineni gördün mü?” ([23])     Hasan (r.a) bu konu hakkında şöyle diyor:

-“Hevasına tabi olan kimse öyle bir kimsedir ki sadece kendi arzuladığı şeyleri yapar.”

Katade (r.a) ise bu konuda şöyle diyor:

-“Nefsini ilah edinen kişi öyle bir kimsedir ki sadece kendisinin arzuladığını yapar ve her şeyin sahibi olmak ister. Allah’a karşı onu bundan engelleyecek hiçbir korkusu yoktur

Ebu Umame (r.a)’den senedi zayıf olan şu hadis rivayet edilmiştir: “Yeryüzünde Allah’tan başka ilah olarak edinilen ilahların en kötüsü kendisine tabi olunan hevadır.”

Bu konuda diğer bir hadis ise şudur: “La İlahe İllallah kelimesi bu sözü söyleyenlerin onlar din yerine dünyayı seçene dek korumaya devam eder. Dünyayı seçtikleri takdirde La İlahe İllallah sözü onları terkeder ve onlara: “Siz bu sözde yalancısınız” denir.” ([24])

Bu konuyla ilgili olarak Rasulullah (s.a.s)’in söylediği şu hadis bilinmektedir:

-“Dinar kulu helak olsun, dirhem kulu helak olsun, kadife kulu helak olsun. Helak olsun ve yüzüstü sürünsün. Ona bir diken batsın da onu çıkaran bulunmasın.” ([25])

        Bu nasslar dünyayı seven, ona itaat eden, tek gayesi nefsinin istediği şeylere ulaşmak olan, dünya için seven ve bunun için düşman olan herkes aleyhine bir delildir. Bu kimse tabi olduğu şeyin kulu ve tabi olduğu şeylerde onun ibadet ettiği ilahı olmuştur.

        Bu nasslar aynı şekilde, Allah-u Teala’nın: “Ey Adem oğlu! Size şeytana değil sadece bana ibadet edin diye bildirmedim mi?” ([26])

        Ayetinde bildirdiği gibi şeytana tabi olmayı ona ibadet olarak isimlendirilmesine delildir. Allah-u Teala halili İbrahim (a.s)’in babasına söylediği sözleri anlatarak şöyle buyurmuştur:

        -“Ey Babacığım! Şeytana ibadet etme. Muhakkak ki şeytan Rahmana karşı gelmiştir.” ([27])

        Her kim Allah’a hakkıyla ibadet etmez ve tabi olmazsa muhakkak ki bu kişi şeytana tabi olarak ona ibadet etmektedir. Allah (c.c) yalnız kendisine ihlaslı olarak ibadet edip, şeytana ibadet etmeyen kulları hakkında şöyle diyor:

        “Muhakkak ki kullarım üzerinde senin hiçbir etkin yoktur.” ([28])

Allah’a ibadet tam anlamıyla yerine getiren o kulların sözü La İlahe İllallah’tır ve bu sözde ihlaslıdırlar. Onlar sözlerinin doğruluğunu fiilleriyle isbat ederler. Onlar Allah’tan başkasına sevgi, minnet, korku, itaat ve tevekkül ile yönelmezler. İşte bu La İlahe İllallah sözünde sadık olan kimseler Allah’ın gerçek kullarıdır. Ancak dilleri ile La İlahe İllallah deyip de sonra Allah’a isyanda ve muhalefette hevalarına ve şeytana itaat eden kimseler; işte onların filleri söylemiş oldukları sözde yalancı olduklarını ortaya koymuştur. Şeytana ve hevaya itaatte kişi Allah’a ne kadar isyan ederse O’nun tevhidinin bütünlüğüde o kadar fesada uğramıştır.

Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“Allah’dan bir yol gösterici olmadan hevasına tabi olandan daha sapık kim vardır?” ([29])

“Hevasına uyma! Muhakkak ki heva, seni Allah yolundan saptırır.” ([30])

Ey kimse! Allah’a kul ol ve hevaya ibadet etme. Muhakkak ki heva sahibini ateşe götürür.

“Farklı farklı rabler mi daha hayırlıdır. Yoksa tek olan Allah mı?” ([31])

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

-“Dirhem kulu helak olsun, dünya kulu helak olsun.”

Şunu iyi biliniz ki; vallahi hiçbir kimse tek olan Allah’a hakkıyla ibadet etmedikçe Allah’ın azabından kurtulumaz. Allah’dan başka hiçbir şeye kendine ilah edinerek yönelme. Her kim ilahını tek olarak bilirse ibadetini de yalnız ona yapar.

“Rabbine ibadette hiç ortak koşma.”([32])

La İlahe İllallah sözü Allah!tan başkasını sevmemeyi gerektirir. Çünkü ilah ancak kendisine olan sevgiden, korkudan ve ummaktan dolayı itaat edilip, isyan edilmeyen kimsedir. O’nun sevdiği şeyleri sevip sevmediği şeyleri sevmemek Allah’ın sevgisini tamamlayan şeylerdendir. Allah’ın sevmediği ve razı olmadığı şeyleri seven, O’nun emrettiği, razı olduğu , sevdiği şeyleri sevmeyip kerih gören kimsenin imanı ve bu imanındaki doğruluğu tam olarak gerçekleşmemiştir. Bu kimsede Allah’ın sevmediği şeyleri sevmesine sevdiği şeyleri de sevmemesine kadar gizli şirkten bir eser vardır.

Allah-u Teala şöyle buyuruyor:

“Onlar Allah’ı gazablandıracak şeylere uydular. Ve O’nun rızasını hoş karşılamadılar. Böylece Allah da onların amellerini boşa çıkarı verdi.” ([33])

Leysi, Mücahidin: “Onlar bana bir şeyi şirk koşmazlar.” ([34]) ayetini: “Benden başkasını sevmezler” şeklinde tefsir ettiğini belirtmiştir.

Hakim “Sahihin”de hz.Aişe (r.a)’dan Rasulullah (s.a.s)’in şöyle dediğini naklediyor:

-“Bu ümmetin şirki karanlık bir gecede siyah bir kaya üzerinde yürüyen siyah bir karıncanın ayak sesinden daha gizlidir. Bunun en azı ise senin zulümden bir şeye buğzetmendir. Din ise ancak sevmek ve buğz etmekten ibaret değil midir? Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’ta sizi sevsin.” *([35])

Bu nass bize şunu gösteriyor ki : Allah’ın sevmediği şeyleri sevmek, sevdiği şeyleri sevmemek, hevaya ittibardır. Allah’ın sevdiği şeylere karşı düşmanlıkta ve sevmediği şeylere dostlukta gizli şirk vardır.

Hasan (r.a) dedi ki: “Şunu iyice billi sen Allah’a olan itaatı sevmediğin sürece asla Allah’ı sevemezsin.”

Zunnun’a ([36]): “Rabbimi ne zaman seversim?” diye sorulunca o şöyle dedi:

-“Allah’ın buğzettiği bir şey senin katında sabırdan daha acı olduğu zaman sevmiş olursun.”

Bişr İbn Seriy’e ([37]) şöyle derdi: “Sevgilinin sevmediği şeyleri sevmen sevginin belirtilerinden değildir.”

Ebu Yakup en-Nahri Cevri ([38]) dedi ki: “Allah’ı sevdiğini iddia edip de Allah’ın emirlerine göre hareket etmeyen kimsenin iddiası batıldır.”

Yahya İbn Muaz ([39]) şöyle dedi: “Allah’ı sevdiğini iddia edip de Allah’ın hududlarını (helal ve haram sınırlarını) korumayan kimse yalancıdır.”

Ruveyim ([40]) şöyle dedi: “Allah’a duyulan gerçek sevgi bütün hallerde O’nun emrine uygun hareket etmektir.” Sonra şu şiiri söyledi:

“Eğer bana öl dersen; işittim ve itaat ettim derim. Ölüme çağıran için hoş geldin ve merhaba derim.”

Aynı şekilde bu söylenilenlere Allah-u Teala’nın şu ayeti de delalet eder:

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah’ta sizi sevsin.” ([41])

Hasan (r.a) şöyle dedi: Rasulullah (s.a.s)’in ashabı: “Biz Allah’ı çok seviyoruz” dediler ve Allah’ın kendi sevgisi için bir alamet belirtmesini istediler. Bunun üzerine Allah-u Teala daha önceki ayeti kerimeyi indiridi.

Bu noktada şu gerçek ortaya çıkıyor ki: La İlahe İllallah ancak onun sevdiklerini sevmek ve buğz ettiklerine buğz etmek ile tamamlanır. Allah’ın sevdiği ve buğzettiği şeyleri bilmek için ise bunları Allah’tan bizlere tebliğ eden Muhammed (s.a.s)’e emrettiği şeylerde itaat etmek ve yasakladığı şeylerden kaçınmaktan başka bir yol yoktur. Çünkü Allah sevgisi Rasulullah (s.a.s)’i sevmeyi, doğrulamayı ve O’na itaati gerektirir. Bunun için Allah-u Teala şu ayeti kerimede kendi sevgisini Rasulullah (s.a.s)’in sevgisiyle beraber zikretmiştir:

“De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz……Allah’tan ve raulünden daha sevgiliyse….([42])

Aynı şekilde Allah-u Teala bir çok yerde kendisine olan itaatı rasulüne olan itaat ile zikretmiştir.

Enes b. Malik (r.a)2den rivayet edilen bir hadiste Rasulullah (s.a.s) şöyle buyuruyor:

-“Kimde şu üç şey bulunursa o kimse imanın tatlılığı tatmış olur. Allah ve Rasulü kendisine her şeyden daha sevgili olmak, sevdiğini ancak Allah için sevmek, Allah onu küfürden kurtardıktan sonra bir daha küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak.”([43])

Allah sevgisi sihirbazların kalbine yerleşince kendi nefislerini feda ederek Firavun’a şöyle dediler:

“Ne yapmak istersen yap.” ([44])

Allah sevgisi kalbe yerleşince insan bütün uzuvları Allah’a itaate yönelir. Bu mana Buhari’nin sahihinde zikrettiği şu kudsi hadisin manasına uygundur:

“Kulum bana, kendisine farz kıldığım şeyleri yapmasından daha sevgili hiçbir yolla yaklaşamaz. Kulun bana nafile ibadetleriyle de yaklaşmak ister. Nihayet ben onu severim. Öyle ki ben kulumu sevince onun işiten, kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum.”

Başka bir rivayette ise şöyle demiştir:

“Benimle duyar, benimle görür, benimle tutar ve benimle yürür.”

Bunun manası şudur: Kalb Allah’ın sevgisiyle dolduğu ve bu sevgi O’nun kalbine hakim olduğu zaman insanın uzuvları ancak Allah’ı razı edecek şeylere yönelir.

Ey kişi! Allah’a kendi heva ve hevesinin istediği gibi değil ancak Allah’ın senden istediği şekilde ibadet et. Kim Allah’a bir istediği için ibadet ederse bu kimse bir sınır üzerinde ibadet eden kimse gibidir. Eğer kendisine bir fitne isabet ederse hemen geriye döner ve böylece hem dünyası ve hem de Ahireti mahvolur. Fakat kendisindeki tevhid ilmi ve Allah’ı sevmesi kuvvetli olduğu zaman o, Rabbinin istediği şeyden başkasına hiçbir zaman dönmez.

Bazı selef kitaplarında şu vardır: Allah’ı seven kişi başka hiçbir şeyi onun rızasından daha üstün tutmaz. Aynı şekilde dünyayı seven kimse ise başka hiçbir şeyi nefsinin heva ve isteklerinden daha üstün tutmaz.

İbn-i Ebu Dünya, Hasan (r.a)’dan şu şekilde rivayet etmiştir: “Bir şeyin Allah’a isyan mı yoksa itaat mı olduğunu bilinceye kadar hiçbir şey konuşmadım, hiçbir yere yürümedim, hiçbir şeyi tutmadım. Eğer o bir isyan ise onu terlettim.

Bu, Allah sevgisinde doğru olan ve Allah’a yakın kulların halidir ve onlar bunu en iyi anlayanlardır.(Allah hepsinden razı olsun).

Bu tevhidin herkes tarafından bilinmeyen inceliklerindendir. Rasulullah (s.a.s) Medine’ye geldiğinde verdiği hutbede “Allah’ı bütün kalbinizle seviniz” diyerek bu hususa işaret etmiştir. Bunun İbn-i İshak ve değerleri rivayet etmektedir. ([45])

Kişi kalbini Allah sevgisiyle doldurursa artık o kalpte nefis ve hevanın isteklerine yer kalmaz. Şair şu dizelerinde buna şu şekilde işaret etmektedir:

“Senden başkası yerleşmesin diye, kalbimi senin sevginle mühürleyerek sana geliyorum.

Elimden gelseydi gözlerimi kapar ve seni görünceye kadar bir daha açmazdım.

Seni biraz değil bütün benliğimle seviyorum ve senin sevgin bende mecal bırakmadı.

Bazıları seni göstermelik sever, bazıları ise sevgilerinde sana ortaklar tutarlar.

Göz yaşları yanaklarda birbirine karıştığı vakit, hakiki ağlayanla, yapmacık ağlayan ortaya çıkar.

Hakiki ağlayan sevgisinden dolayı erimekteyken, yapmacık ağlayan ise ancak hevasından konuşmaktaydı.”

Seven için sevgisinde nefsinden bir pay kaldığı müddetçe onun sevgisi bir iddiadan ileri geçmez. Gerçek seven heva ve nefsinin isteklerinden sıyrılıp sadece sevdiğiyle beraber olan ve onunla işitip, onunla görendir.

Kalp, Rabbin evidir.

İsrailiyatta Allah (c.c)’nun şöyle dediğinin kaydı geçmektedir: “Yerler ve gökler beni içine sığdıramadı. Ancak mü’min kulun kalbi beni içine sığdırabildi.” ([46])

Ne zaman bir kalpte Allah’tan başkası bulunursa Allah, koşulan şirklerden defalarca beridir ve O heva putuyla bir arada tutulmaktan asla razı olmaz.

Yarı ahiret gününde Allah’a kendisinde şirk bulunmayan selim bir kalple kavuşmayanlar asla kurtuluşsa eremiyeceklerdir. Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

O gün ne mal, ne evlat fayda verir. Ancak Allah’a temiz (selim) bir kalple gelenler müstesna.ç” ([47])

Selim kalp; Allah’a karşı gelme pisliklerden temizlenmiş olan kalptir. Kendisine kerih olan şeylerin bulaştığı kalp ise Allah’ın rahmeti müstesna olmak üzere ancak ateş azabından temizlendikten sonra kurtuluşa erebilir. Ondan pislikler gidince artık o kalp selim bir kalp olmuştur.

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: -“ Allah temizdir ve ancak temiz olanı kabul eder.” ([48])

Temiz olan kalpler azaba uğratılmaksızın Allah’a yakın olmayı hak etmişlerdir. Allah (c.c) şöyle buyuruyor:

“Sarf ettiğinize karşılık size selam olsun”([49])

“Selam size! Tertemiz geldiğiniz, artık ebedi kalmak üzere girin buraya.” ([50])

“Onlar, meleklerin: “Selam sizin üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz iyi işleri karşılık cennete girin.” Diyerek iyilikle canlarını aldıkları kimselerdir.” ([51])

O gün cehennem ateşi, kalbini işlediği şeylerden dolayı pişmanlık ateşi ile yakmayan ve kalbe Allah’a kavuşma özlemi ile yanmayan kişiye çok şiddetli olacaktır.

Cehennem ateşinden kurtulmaya ihtiyacı olan kalp Tevhid’i hakkıyla ve tam olarak yerine getirmeyen kalptir.

Muvahhidlerden ateşte ilk yanacak onlar amellerine riya (gösteriş) karıştıranlardan. Onların ilkleri gösteriş olsun diye ilim yapan alim, cihad eden kimse ve tasadduk eden kimsedir. Çünkü riyanın azı da şirktir.

Riyakar’ın, amelinde yaratılanların rızasını gözetmesi Allah’ın azemetini bilmediğindendir.

Riyakar, kralı tam olarak tanımadığı halde rüşvet almak için kralın sahte mührünü yapıp da kendisini kralın yakınlarından gösteren kişi gibidir.

Bu kişi riyakar geçerli olsun diye sahte paralar üzerine kralın ismini basar. Bu durum ancak dikkatsiz kimseleri aldattır. Riya ehlinden sonra cehenneme; Allah’a isyan eden hevalarına tabii olmuş, hevalarının kulları olan şehvet ehli gireceklerdir. Gerçekten Allah’a kul olanlara şöyle denir:

“Ey mutmain olmuş nefis! Rabbinin razı olduğu şekilde ona dön! Kullarımın arasına gir ve cennetime gir.” ([52])

Muvahhidlerin iman nurundan cehennem söner hadiste: “Ateş, mü’min için şöyle der: “Geç ey mü’min! Senin nurun ateşimi söndürür.” ([53])

Ahmet b. Hanbel (r.a)’in Müsned’inde Cabir (r.a)’den gelen bir hadis de Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur:

-“Müslümanların iyilerinden veya kötülerinden olsun cehenneme girmeyen hiçbir kimse kalamz. Ama İbrahim (a.s) peygamberde olduğu gibi ateşte mü’minler üzerine serin ve selametli olur.” ([54])

Öyle ki ateş o mü’minlerin kalplerindeki sevgi ateşinden korkar. Cüneyd([55]) der ki: “Cehennem ateşi sora: “Ya Rabbi! Eğer sana itaat etmezsem benden daha çetin bir azapla azap eder misin?” Allah (c.c) şöyle buyurur:

“Büyük ateşimi sana musallat kılarım.” Bu sefer cehennem: -“Benden daha şiddetli ve daha büyük ateş varmı ki?” diye sorunca Allah-u Teala :

“Evet var. O mü’min dostlarımın kalbine yerleştirdiğim muhabbetimin ateşidir.”der.

Şayet mü’minlerin gönüllerindeki vecdin hararetini gözyaşları söndürmeseydi, arzu ve iştiyak ateşinin şiddetinden yanarlardı.

Allah’ı tanıyanlardan (ariflerden) biri şöyle derdi:

-“Hala nasıl aranızda olduğuma ve yaşadığıma şaşırıyorum. Kalbimde olan sevgi ve iştiyak ateşi beni çoktan yakıp kül etmeliydi.”

Allah sevgililerinin, dostlarından başka bir meşguliyetleri yoktur ve sadece Allah’ı razı etmeyi dert edinirler. Ondan başkasına ilgi göstermezler. Başka dertlere hiç önem vermezler.

Bir hadis-i şerifte:

-“Amacı (gayreti) Allah’tan başkasını razı etmek olan kimsenin işi Allah’tan değildir.” ([56])

Davut et-Tai şöyle demiştir:

-“Ya Rabbim! Seni razı etme derdi bana bütün dertleri unutturdu. Artık ben senin uğruna kendime uykusuzluğa adadım. Sana bakmaya olan iştiyak (aşırı arzu ve istek)’den dolayı bütün lezzetleri unuttum. Senin sevgin beni sevhetlerden uzaklaştırdı. Ben kendimi razı olduğun hapsine kapatmışımdır.”

Ey kardeşim! Eğer bunun manasını iyice kavraya bildiysen Rasulullah (s.a.s)’in şu hadisinin manasını daha net olarak kavraya bilirsin:

-“Kim La İlahe İllallah’a kalben tasdik ederek şehadet ederse Allah ona cehennemi haram kılar.” ([57])

Bu sözü söylemesine rağmen cehenneme giren kimsenin sözünde muhakkak birazda olsa sadakat eksikliği vardır. Bu söz gerçekten tasdik ederek söylendiğinde kalp Allah’tan başka her türlü şeyden temizlenir. Eğer kalpte biraz olsun bir artık kalıyorsa bu kişinin La İlahe İllallah sözündeki sadakatının eksikliğindendir.

La İlahe İllallah’ı tasdik ederek şehadet eden kimse Allah’tan başkasını sevmez, O’dan başkasına ummaz, Allah’tan başkasına korkmaz, ancak Allah’a tevekkül eder. Nefsinde ve arzusunda artık cahiliyye işlerinden bir kalıntı kalmaz. Bununla beraber Allah’ı seven kimsenin haram işlemekten masum kalacağını zannetme. Allah’ın kulundan istediği şey, haram işlediğinde hemen tevbe edip Allah’tan mağfiret dilemesi ve bu haramdan dolayı ona gelen utancı bu tevbeyle ortadan kaldırmasıdır.

Zeyd İbn-ü Eslem ([58]) dedi ki:

-“Allah’ın kuluna olan sevgisi öyle bir derceye ulaşır ki: o kuluna: “Git dilediğini yap, ben seni affet ederim.” Der. ([59])

Şa’bi (r.a) ([60]) şöyle dedi:

-“Bir kul Allah’ı sevdiği zaman haramlar ona hiçbir zaman zarar vermez.” Bu sözün manası şudur: Allah sevdiği kuluna yardım eder. Bu kulunun ayağı heva çukuruna kayarsa onu eliyle tutarak kurtuluş yerine ulaştırır ve tevbesini kolaylaştırarak haramlarının çirkinliğine dikkat etmesine sağlayarak bağışlanma istemesine kolaylaştırır ve yaptıklarına kefaret olmak üzere bu kulunu musibetlerle imtihan eder.

Bazı kitaplarda Allah’ın şöyle buyurduğu kayıtlıdır: “Beni zikreden kimseler benimle oturan kimselerdir. Bana itaat edenler benim kendilerine keramet verdiğim kimselerdir. Bana isyan edenlere rahmetinden ümit kestirtmem. Eğer tevbe ederlerse o zaman ben onların sevgilisi olurum eğer tevbe etmezlerse onları ancak ben iyleştiririm. Onlara işlemiş oldukları haramlardan temizlenmelerini sağlamak için musibetler veririm.”

Müslim’in Sahihinde Cabir (r.a)’den Rasulullah (s.a.s)’in şöle dediği rivayet edilmiştir:

-“Ateşin pislikleri temizlenmesi gibi ateşli hastalıklarda işlenilen haramları giderir.

Ahmet b. Hanbel (r.a)’in Müsnedin’de ve İbn-i Hibban’ın sahihinde Abdullah b. Muğaffel’den şöyle bir rivayet vardır:

-“Adamın birisi, cahiliyyet devrinde iken fahişelik yapan kadınla karşılaştı. Elini ona uzatıp temas etme istediğinde bulunarak onunla şakalaştı.” Bunun üzerine kadın şöyle dedi:

-“Bırak beni! Muhakkak ki Allah (c.c) şirki giderdi ve İslam’ı getirdi. Adam bu sözü duyunca onu bıraktı ve ondan uzaklaştı. Adam, ta ki yüzü önündeki duvara çarpıncaya kadar kadının arkasından dönüp, dönüp ona baktı. Bu şahıs kendi olayını Rasulullah (s.a.s)’e haber verdi verdi. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) ona şöyle dedi: -“Sen Allah’ın hakkında hayır dilediği bir kulsun.” Sonra şöyle devam etti:

-“Muhakkak ki Allah’ın bir kulun hakkında şer dilerse, kıyamet gününde yaptığının karşılığını verinceye kadar bu kulunun haramlarını tutar. (Dünyada iken işledikleri haramlarının karşılığını vermeyerek onu ahirete erteler). ([61])

“Ey insanlar! Temizliğin asıl yeri kalplerinizdedir. Ona haram pisliğinden küçük damlalar sıçradığı zaman üzerine göz yaşlarınızdan serpiniz ki böylelikle temizlensin.”

Hevanızın razı olduğu her şeyden kendinizi uzak tutmaya azmediniz. Muhakkak ki azmetmek haramlardan temizlenmenin başıdır.

Nefsin hoşuna giden şeyleri istediğiz zaman nefsinize, kendine zina teklif edildiğinde zinayı teklif eden adama şöyle diyen kadın gibi deyiniz:

-“Allah şirki giderdi ve İslam’ı getirdi İslam’da teslimiyeti ve itaatle boyun eğmeyi gerektirir.”

Nefse Allah’ın Övgüsünü hatırlatın. “Rabbimiz Allah’tır diyenler ve sonra bildikleriyle amel edenler” ([62]) buyurulmaktadır.

Nefsinize, ona şah damarından daha yakın olanın her şeyi götürdüğünü bildirin. Belki böylece Allah’ı yakınlığından ve görmesinden utanır da artık harama dalmaz. “Allah’ın gördüğünü bilmiyor mu.”([63]) “Muhakkak ki Allah gözetleyicidir.”([64])

Adamın birisi kadının birisine geceleyin tenha bir yerde zina teklifinde bulundu ama kadın onu reddetti. Bunun üzerine adam ona şöyle dedi:

-“Bizi yıldızlardan başka kim görüyor!” Kadın şöyle cevap verdi:

-“Ya yıldızları yaratan nerede o bizi görmüyor mu?”

Genç adamın biri bir kadını zinaya zorladı ve onu bütün kapıları kapatmasını emretti. Sonra kapatılmadık kapı kaldı mı? Dedi. Kadın da ona şu şekilde cevap verdi:

-“Evet. Bizim ile Allah’ın (c.c) arasında olan açık kapı kaldı.” Bunun üzerine adam kadına dokunmayıp ayrıldı.

Allah’a yakın olan kimselerden birisi bir kişinin bir kadınla zina için konuştuğunu gördü ve onlara hemen şöyle dedi:

-“Muhakkak ki Allah sizi görmektedir. Allah siz ve bizi korusun.”

Cüneyd’e soruldu.

-“Haramdan yüz çevirmek için neyle yardım istenir?” O da şu şekilde cevap verdi:

-“Allah’ın sana bakmasının senin harama bakmandan daha önce olduğunu bilmekle.”

Muhasebi([65]) dedi ki:

-“Allah’ın gözetmesi demek kalbin Allah’a yakın olduğunu bilmesidir.” Allah’ı bilmek ne kadar kuvvetliyse Allah’ın görmesinden ve yakınlığından utanmak o kadar kuvvetlidir.

Rasulullah (s.a.s) bir adama şöyle dedi:

-“Sen kendi kavminden devamlı beraber olduğun salih bir kişinin yanında haram işlemekten nasıl utanıyorsan Allah’tan da öyle utan.” ([66])

Bazı alimler dedi ki: “Allah’ın sana yakın olduğu kadar O’ndan utan ve Allah’ın sana olan kudreti miktarınca O’ndan kork.”

Bazıları bana şöyle dedi: “Kırk seneden beri Allah’tan başkasına bir adım atmadım. Ve Allah’tan utandığımdan dolayı güzel gördüğüm şeylere dahi bakmadım.”
 
[1]Bu şartları şöylece sıralayabiliriz:

1)- Manasını bilmek.

“Bil ki Allah’tan başka ibadete layık hiçbir ilah yoktur.”                                                                                                                                          (Muhammed: 19)

“Ancak kelime-i şehadetin manasını bilerek kelime-i şehadet getirenler bundan müstesnadır.”                                                                        (Zuhruf: 86)

“Allah, adaleti ayakta tutarak şahitlik etti ki gerçekten O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de şahitlik ettiler. O’ndan başka ibadete layık ilah yoktur. O , Aziz’dir , Hakim’dir.”                                                                                                                                          (Al-i İmran: 18)Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Kim “La İlahe İllallah’ın manasını bilerek ölürse cennete girer.”                                                                                                                                           (Müslim)

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:

“Ey Eba Hureyre! Bu bostanın arkasında kalbi yakinen şeksiz inanarak “La İlahe İllallah’a şehadet eden her kime rastlarsan onu cennet ile müjdele”.

                                                                                                                  (Müslim)

3)- Bu kelimenin gerektirdiği manayı kalbiyle ve diliyle kabul etmek.

“Onlara “La İlahe İllallah” denildiğinde zaman kibirlenirlerdi. “Deli bir şair olan için ilahlarımızı mı bırakacağız” derlerdi.”           (Saffat: 35-36)

4)- Hareketleri, davranışları ve yaşantısını “La İlahe İllallah”ın manasına uygun düşecek şekilde düzenlemelidir.

“Size azab gelmeden önce Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun. Sonra yardım göremezsiniz.”                                                                     (Zümer: 54)

“İyilik yaparak kendisini Allah’a teslim eden ve İbrahim’in hanif dinine tabi olandan din bakımından daha iyi kim olabilir?! Allah İbrahim’i bir dost edinmiştir.”                                                                                (Nisa: 125)

“İyilik yaparak yüzünü Allah’a çeviren kimse muhakkak sapasağlam kulpa sarılmıştır. Bütün işlerin sonu Allah’a döner.”                                                                                                                                                                     (Lokman: 22)

Not: Ayet-i kerimede geçen “sapasağlam kulp’tan maksat “La İlahe İllallah”tır.”

Allah-u Teala buyuruyor ki:

“Hayır Rabbine and olsun ki aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin etmedikçe iman etmiş olmazlar. Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar.”                                                                                                                                                                                                            (Nisa: 65)

İbn Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle diyor:

“Allah (c.c) kendi şerefli mukaddes zatına yeminle ifade buyuruyor ki bütün işlerde Allah ve Rasulünü hakem tayin etmedikçe hiç kimse gerçekten iman etmiş olmaz. O’nun verdiği hüküm gizli ve açık her zaman bağlanılması farz olan hak ve gerçektir. Bunun için Allah’u Teala:

“Sonra haklarında verdiğin hükümden dolayı içlerinde bir sıkıntı duymadan kendilerini tamamen teslim etmedikçe iman etmiş olmazlar” buyurmuştur.

Yani seni hakem tayin ettiklerinde gönüllü olarak sana itaat ederler. İçlerinde senin verdiğin hükme karşı herhangi bir sıkıntı duymazlar. İç ve dışlarıyla bu hükme uyarlar.

Bir karşı koyma, bir müdafaa ve münakaşa olmaksızın bütünüyle bu hükme teslim olurlar. Nitekim bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur:

-“Nefsim kendi elinde olan Allah’a yemin ederim ki arzusu benim getirdiğime tabi olmadıkça hiç biriniz gerçekten iman etmiş olmaz.”

(Müslim)(İbn Kesir Tefsiri)

5) Yalanlamayıp kalbiyle ve diliyle tasdik etmek:

    Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Bir kısım insanlar vardır ki: “Biz Allah’a  ve ahiret gününe iman ettik derler. Halbuki onlar mü’min değillerdir.     Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar. Fakat bunun farkında değillerdir. Onların kalplerinde hastalık vardır. Yalan söylediklerinden dolayı onlar için can yakıcı bir azab vardır.”(Bakara: 8-10)

“İnsanlar sadece “iman ettik” demekle bırakılıp imtihan edilmeyeceklerini mi sanıyorlar? Doğrusu biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette sözüne sadık olanları bilir. Ve elbette yalancıları da bilir.”                                                                                                (Ankebut: 2-3)

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Her kim La İlahe İllallah Muhammedun Rasulullah’a kalbiyle tasdik ederek şehadet ederse, Allah’u Teala ona cehennemi haram kılar.”                                                                      (Buhari-Müslim)
  
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Beni şefaatim “La İlahe İllallah’ı ihlaslı olarak ve kalbinde olanı lisani tasdik ederek, lisanında olanı kalbi tasdik ederek söyleyen kimse içindir.”                                           (Hakim rivayet etti.)

6) İhlaslı olmak. Yapılan bütün amelleri sadece Allah rızası için yapmak ve şirkten temizlenip uzak kalmak.

Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “İyi bilinmelidir ki halis din Allah’ındır. Allah’ı bırakıp O’ndan başka dostlar edinenler: “Biz onlara ancak bizi daha çok Allah’a yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz” derler. Muhakkak ki Allah aralarında ihtilaf ettikleri hususlarda hüküm verecektir. Şüphesiz ki Allah yalancı ve kafir olan bir kimseyi hidayete erdirmez.”                   (Zümer: 3)

“Oysa onlar doğruya yönelip her türlü şirkten temizlenmiş olarak (yani ihlaslı olarak) Allah’ın dininde O’na kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekle emrolunmuşlardı. Dosdoğru din de budur.”      (Beyyine: 5)

İmam El-Fadl İbn İyad (rahimehullahi aleyh) diyor ki: “Allah rızası için, fakat Allah’ın istediği şekilde yapılmayan amelleri Allah-u Teala kabul etmez. Aynı şekilde Allah’ın istediği şekilde fakat Allah rızası için yapılmayan amelleri de Allah-u Teala kabul etmez. Allah-u Teala anacak kendi rızası gözetilerek ve Rasulullah’ın sünnetine uygun olarak yapılan amelleri kabul eder.

7) Bu kelimeyi (La İlahe İllallah kelimesini) ve bu kelimenin gösterdiği yolu sevmek, bu kelimeyi sevip gösterdiği yolda yürüyenleri sevmek, bu kelimeyi kötü görüp gösterdiği yolda başka yollara sapanları ise sevmemek, onları yakın dostlar edinmemek.

Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “İnsanlardan bazıları, Allah’tan başka vardıkları O’na eşler koşarlar. Onları Allah’ı sevdikleri gibi severler. Mü’minler ise en çok Allah’ı severler.”                                          (Bakara: 165)

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki Allah, onların yerine, kendisinin onları, onlarında kendisini sevdiği, mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise güçlü ve şerefli olan, Allah yolunda cihad eden ve kınayanın kınamasından korkmayan bir kavim getirir. İşte bu Allah’ın lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah geniş ihsan sahibidir. Her şeyi çok iyi bilendir.”                                                                                   (Maide: 54)

Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Kimde üç şey bulunursa imanın tatlılığını tatmış olur. Allah ve Rasulullah kendisine ondan başkalarından daha sevgili olmak; bir kimseyi sevmek fakat yalnız Allah için sevmek, Allah onu küfürden kurtardıktan sonra yine küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına hoşlanmamak.”                                                                           (Buhari-Müslim)

[2] (O, Hasan b Ebu Hasan Yesari El Basri’dir. Meşhur, alim, fakih, tabiinden olan bir kişidir. Hicri 110 yılında Receb ayında ölmüştür.)

[3] (O, Vehb İbn Münbihe İbn-i Kamil el-Yemani Ebu Abdullah el-İbcur, Hamman’ın kardeşi, hadis habercisi, güvenilir bir alim, tarihçi 110 küsür senesinde vefat etmiştir.)                 

[4] (Buhari bunu “Feth-ul Bari” adlı kitabta bir hadisin yorumunu (açıklamasını yaparken zikretti. Ayrıca Buhari “Tarih’inde rivayet etti. Ebu Naim “EL-HILYE” adlı kitabında zikretti.)

[5](Hadis zayıftır. İmam Ahmet (r.a) El-Bezzar “Keşf-ül Estar’da, Taberani tahriç etmişlerdir. Ayrıca İbn-ü Hacer El-Heysemi “El-Mecma” kitabında zikretmiş ve hadis için “zayıftır” demiştir.)

[6](Zayıf hadistir. Beyhaki tahriç etmiştir. Senedi zayıf olup senetteki silsilede kopukluk vardır.)

[7] Parantezin içindeki söz şeyh Usame’nin nüshasında ve ayrıca “Mearic’ul Kabul” nüshasında da yoktur.

[8] Ahmet, Taberani, Hakim rivayet etti. Hakim ve Zehebi bu hadis için “Sahih” demişlerdir.

[9] Müslim

[10] Müslim

[11] Buhari-Müslim

[12] Tevbe:5

[13] Tevbe:11

[14] Muhammed İbn-i Müslim İbn-i Ubeyd İbn-i Şihab Ez-Zuhri Ebu Bekir. Fıkıh alimi, hafız. Güvenilir bir alim olduğuna ittifak edilmiştir. Hicri 125 küsür senesinde ölmüştür.

[15]Süfyan İbn Said İbn Mes’ud es-Sevri Ebu Abdullah el-Kufi. Güvenilir, hafız, fıkıh alimi. Huccet olarak kabul görünmüş birisi. Hicri 161 senesinde ölmüştür.

[16] Hadis sahihtir. Ahmed, Taberani, İbn-i Mundih, İbn-i Hibban “Sahih’inde”, Ebu Naim “El-Hılye’sinde” rivayet ettiler ve sahih dediler.

[17] Müslim

[18] Buhari “Tarih’inde”, Ahmet, İbn-u Huzeyme tahriç etmişlerdir.

[19] Ahmet, İbn-i Hibban, Hakim rivayet etmiş ve sahih demişlerdir.

[20] Buhari “Tarih’inde”, Suyuti “Elleyali’de” tahriç etmişlerdir.

[21] El-Hatib (Tarih’inde, Ebu Naim “El-Hilye’sinde tahriç etmişlerdir.)

[22] İbn-i Abbas (r.a) şöyle dedi: “İçki haram olduğu zaman sahabeler bunu birbirine haber vermek için yayıldılar ve birbirlerine şunu dediler;

“İçki haram oldu ve bu şirkle eşit tutuldu.” Taberani rivayet etti. El-Münziri Tergib ve Terhib adlı kitabında rivayet etti ve sahih dedi.

[23] Casiye: 23

[24] Zayıf hadis. İbn-i Ebi-l Asım “Zühd”te, Ebu Ya’la “Müshed’inde Eş-Şecri “Emali”de Akill ise “Zayıf Hadisler” kitabında tahriç etmişlerdir.

[25] Buhari – İbn-i Mace

[26] Yasin: 60

[27] Meryem: 44

[28] Hicr: 42

[29] Kasas: 50

[30] Sa’d: 26

[31] Yusuf: 39

[32] Kehf: 110

[33] Muhammed: 28

[34]Nur: 55

[35] Hakim, Bezzar “Keşf-ul Estar”da, Eba Naim “El-Hılye”de tahriç etmişlerdir. Hakim bu hadis için “Sahih” demiştir. *Al-i İmran:31

[36] Zünnun El-Mısri, Zahid, takvalı alim bir alim zattır. İsmi Sevban İbn-i İbrahim’dir. Halife Mansur’un son günlerinde doğmuş ve Hicri 245 yılında zilkade ayında vefat etmiştir.

[37] Bişr İbn-i Seri El-Basri Ebu Amr El-Efta Huccet kabul edilen zahid olan bir imam, hadis alimi. Ahmed İbn-i Hanbel, Ali İbn-i El-Medini ondan hadis rivayet etmişlerdir. Süfyan es-Sevri, Malik, Hammad İbn-i Seleme ondan ders almışlardır. Cehmiyye’den olduğundan ötürü itham edildi. Aslında onun hakkında sahih olan görüş, Cehmiyye’nin düşüncelerinden döndüğüdür.

[38]Ebu Yakup, İshak İbn Muhammed Es-Sufi, En-Nahr’ı Cevri, Cüneyd ve Amr İbn-i Osman el-Mekki ile beraber olmuş ve 330 yılında Mekke’de vefat etmiştir.

[39]  Yahya İbn Muaz Er-Razi, zamanının alimiydi. 258 yılının Cemad’il Evvel ayında Nisabur’da vefat etmiştir.

[40] Ebu’l Hasn Ruveym İbn-i Ahmed. Zahit, fakih, kıraat alimi. Bağdat’da 303 yılında vefat etmiştir.

[41] Al-i İmran:31

[42] Tevbe: 24

[43] Buhari-Müslim rivayet ettiler.

[44] Taha: 72

[45] Beyhaki rivayet etti. Zayıf-Mürsel hadislerdir.

[46] Bu rivayetin aslı yoktur.

[47] Şuara: 88-89

[48] Müslim, Ahmed, Tirmizi tarhiç etmişler.

[49] Ra’d: 24

[50] Zümer: 73

[51] Nahl: 32

[52] Fecr: 27-30

[53] Zayıf hadis. Taberani, İbn-i Adiyy “Kamil”de, Ebu Naim “El-Hılye”de, Hatib “Tarih”inde tahriç etmişlerdir.

[54] Zayıf hadis. Ahned, Buhari “Tarih”inde rivayet etmişlerdir. Senette bulunan Ebu Sümeyye bilinmeyen bir kişi olduğundan ötürü hadis zayıftır.

[55] Ebul Kasım el-Cüney İbn-i Muhammed İbn-i Cüneyd El-Nehavendi El-Bağdadi El-Kavariri. Mustasavvıf bir şeyh olmasına rağmen ilmini ve amelini kitap ve sünnete göre yapmaktayd

[56] Zayıf h

[57] Buhari-Müslim

[58] Ebu Abdullah Zeyd b. Eslem El-Advi. Büyük tabiin alimlerindendir. Hicri 135 senesinde vefat etmiştir.

[59] Allah’ın bu şekilde kulunu sevmesine kulun kendisini bütünüyle Allah’a yöneltildiği içindir. Öyle ki  Allah (c.c) onu dilediğini yapsın diye serbest bırakırsa da Allah’ın sevdiğinden, razı olduğundan başka bir şey yapmaz.

[60] Ebu Amir Amir b. Şerahil Eş-Şabi. Tabiin alimlerindendir. Güvenilir ünlü bir fıkıh alimidir. Mekhul onun hakkında şöyle dedi: “Ondan daha fakih adam görmedim.”

[61] Senedi hasendir. Hakim,  Ebu Naim “El-Hilye” kitabında ve Beyhaki rivayet ettil

[62] Fussilet: 30

[63] Alak: 14

[64] Fec

[65] Ebu Abdullah El-Haris b. Esed El-Bağdadi El-Muhasebi. Zühd ile ilgili kitapları vardır. Zehebi onun hakkında şöyle dedi: “Muhasebi değerli bir kişidir. Fakat kelam ilimine biraz girdide ona çok laf atıldı.” İmam Ahmet bazı amellerini övdü, bazılarından ise sakındırdı. Hicri 243 senesinde vefat etmiştir.

[66] Senedi hasendir. Ahmet, İbn Ebi-d Dünya rivayet ettiler.ç

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: