Şirk’in Zahiri Alametleri ve Farklı Sekileri

Bilindiği gibi bugün insanlann çoğu, şeyhleri, Peygamberleri, imamları,(64) (64) Yani, Şia’nın haklarında aşırı gittikleri imamlar. Onlar imamları hakkında ta’zim ve takdiste, onların masum olduklarını söyleyecek kadar ileri gitiler.

Mesela, gaybı bilmek gibi. İmameti öyle bir şekilde açıklarlar ki, neredeyse onu “Nübüvvet” zannedersiniz. Ehl-i Sünnet, Hindistan’da birçok emir ve yöneticinin baskısıyla ve onlarla beraber yaşamanın sonucu olarak, onların akidesinin etkisi altında kalmışlardır. melekleri ve cinleri, sıkıntılı anlarında çağırıp, onlardan ihtiyaçlarının giderilmesini, isteklerinin gerçekleştirilmesini umarak; onların uğruna adaklar adayıp, kendilerinin imdadına yetişip, muhtaç olduklarını yerine getirmek için kurbanlar kesmektedirler.

Hatta başlarına gelecek belaları savmak için, çocuklarını onlara nisbet ederek, Ali Bahş, Hüseyin Bahş, Medar bahş,(65) (65) Bediyyu’ddin el-Halebi el-Menkeburi. Hindistan’ın meşhur velilerindendir. O’na, akıl ve naklin asla kabul etmeyeceği şeyler nisbet ederler. Halk arasında köylerde, yılın oniki ayından birisi, O’nun adına düzenlenmiştir. Adı, halk arasında yaygın olan masallara karışmıştır. Son zamanlarda sapıtan Medariye Tarikatı’nın kurucularındandır. Bu tarikata son demlerinde birçok hurafe, riyazat ve şarlatanlıklar karışmıştır.

Medar, H. 844’de ölmüştür. (Ebu’l Hasan en-Nedvi’den naklen) Salar Bahş(66) (66) Seyyid Salar Mes’ud el-Gazi, Hind’in en meşhur adamlanndandır. Hakkında birçok yalan uydurulmuştur. Kişiliği, ilmî ve tarihî olarak tamamiyle aydınlığa kavuşmuş değildir. İbn Batuta, “Seyahatname”sinde ondan söz eder. O’nun birçok yer fethettiğini yazar. Hakkında meşhur ve garip birçok haber gelmiştir. H. 588 yılında şehid düşerek öldü. Hindistan’ın kuzeyindeki Behrac adlı şehirde toprağa verildi. Nuzhetu’l-Havatır’da denir ki, Hind kralları çok görkemli bir kubbe yapmışlardır. İnsanlar ülkenin her yanından ona gelirler. O’nun hiç evlenmemiş olduğuna inanırlar. Bunun için her yıl O’nu evlendirirler. Düğünde eğlenirler, adaklar adayıp O’nun kabrinin üzerine dikerler.) diye adlandırırlar.

 Peygamber hakkında söylediklerimizde, onlara karşı olan sevgi ve saygımızda herhangi bir zarar yoktur. Ancak, itikadımızda onları Allah ile denk ve aynı makamda görürsek; bunların hepsi şüphesiz şirk olur.
“Ancak biz böyle demiyoruz. Bilakis, bunun karşıtı olana inanıyoruz. Onlar da Allah’ın yarattığı kullardır. Ancak, onlar hakkında, dünyada tasarruf ve kudret sahibi olduklarına inanmamıza gelince bu, Allah’ın onlara verdiği bir nimettir. Allah’ın izni ve rızası olmadıkça onlar hiçbir tasarrufta bulunamazlar. Onlara dua edip yalvarmamız, onlardan yardım dilememiz, ancak ve ancak Allah’a yalvarma ve O’ndan yardım dilemedir. Onların Allah katında bir mevki ve makamları vardır. Herkes buna ulaşamaz. Allah onların ellerinin yapacağına izin vermiş, kulları arasında verecekleri hükümde onlara serbestlik tanımıştır. Dileklerini yaparlar, istedikleri şekilde hüküm verip işleri sona erdirirler; onlar Allah katında bizim şefaatçılarımız ve vekillerimizdir. Kim onlardan bir nasibe erer ve onlar yanında bir mevkiye sahip olursa, onun Allah katında da bir mevkii ve makamı vardır. Onları tanıma bilgisi ne kadar artarsa, Allah’ı bilmeleri de o derece güçlenir…” İşte bunun gibi birçok fâsid te’viller ve çürük delillerden hiçbirisinin hakkında, Allah bir hüküm indirmemiştir.
Bunun böyle olmasının sebebi; onların Allah’ın Kelam’ını ve Rasûlü’nün Hadis’ini sırtlarının gerisine atmaları, kendi eksik akıllarına hakkı olmayan bir alanda müdahale etme yetkisi verip, mitolojik hikayeler ve hiçbir tarihi bilgi ve gerçek rivayete dayanmayan halk masallarına dayanmaları; hurafe türünden olan cahili gelenekleri ve taklid ettikleri şeyleri öne sürmüş olmalarıdır. Eğer onlar gerçekten Allah’ın Kelam’ı ve Rasûlü’nün sözlerine değer verip gerçek anlamını kavrayabilmiş olsalardı; Allah Rasûlü zamanında kâfir Arapların, aynı te’villere başvurduklarını, buna karşın Allah’ın, onların bu tür te’villerini kabul etmediğini öğrenecekler ve bunun nedenini de bileceklerdi. Allahu Teala onlar hakkında şöyle buyuruyor:
“Allah’ı bırakıp, kendilerine zarar vermeyecek ve yararları dokunmayacak şeylere kulluk ederler ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir” derler. De ki: Siz, Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şey mi haber veriyorsunuz? O sizin şirk koştuklarınızdan uzak ve yücedir (Yunus: 48.)”
Bu ayetten anlıyoruz ki, Allah’tan başka gökte ve yerde hiçkimseye şefaat edecek ve kendisinden şefaat dileyene şefaat edecek bir kimse yoktur. Peygamberlerin   şefaatleri ise, ancak Rablerinin izniyledir. “Onlar, Allah’ın razı olduklarından başka kimseye şefaat edemezler. Onlar, O’nun korkusundan bir eziklik içerisindedirler (el-Enbiya: 28).” Birisi onlara çağırsa da ve isimlerini seslense de seslenmese de, Allah’ın dilediğinden ve emrettiğinden başkası olamaz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: