İSLÂM’IN ESASLARI

S. Konunun tafsilâtlı bir şekilde açıklanması halinde İslâm’ın beş rükûn ile tanımlanabileceğinin delili nedir?
C. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in, Cibril hadisinde kendisine dinin ne olduğu hususunda soru sorması üzerine verdiği şu cevap buna delildir; “İslam Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehadet getirmen, namazı kılman, zekatı vermen, ramazan orucunu tutman, gücün yettiği takdirde de Allah’ın evini haccetmendir.”
Yine Peygamber efendimizin şu buyruğu da buna delildir:
“İslam beş temel üzerinde bina edilmiştir.”
Bundan sonra Peygamber efendimiz bu hususları sözkonusu etmiştir. Ancak bu hadisinde haccı ramazan orucundan önce zikretmiştir. Her iki hadis de Buhari ile Müslim’de yer almaktadır.
S. Şehâdet kelimesinin dindeki yeri nedir?
C. Kul onları söylemeden dine girmiş olmaz. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Mü’minler ancak o kimselerdir ki onlar Allah’a ve Rasûlüne iman ederler.” (en-Nur, 24/62 ve el-Hucurat, 49/15)
Peygamber Aleyhisselam da şöyle buyurmaktadır:
“Ben insanlarla Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed’in O’nun kulu ve Rasûlü olduğuna şehadet getirinceye kadar savaşmakla emrolundum.” Hadisi ile bunun dışında daha pekçok hadis buna delildir.

S. “Allah’tan başka ilâh olmadığına” şehâdet getirmenin delili nedir?
C. Delili yüce Allah’ın şu buyruklarıdır:
“Allah kendisinden başka hiçbir ilâh olmadığına, adaleti ayakta tutarak şahitlik etti. Melekler de, ilim adamları da (buna şahitlik ve iman ettiler). Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O mutlak galibtir, hikmeti sonsuz olandır.” (Al-i İmran, 3/18);
“Onun için bil ki: ‘Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.'” (Muhammed, 47/19);
“Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.” (Al-i İmran, 3/12);
“Allah hiçbir evlad edinmedi. Onunla birlikte herhangi bir ilâh da yoktur.” (el-Mu’minun, 23/91) ve devamındaki âyetler ile yüce Allah’ın şu buyrukları da buna delildir:
“De ki: ‘Onların dedikleri gibi onunla beraber başka ilahlar olsaydı, elbette o zaman Arş sahibine bir yol ararlardı.'” (el-İsra, 17/42) ve devamındaki âyetler ile daha başka birçok buyruk (buna delildir.)
S. “Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına”, şehâdet getirmenin anlamı nedir?
C. Yüce Allah’ın dışında kalan hiçbir varlığın ibadeti haketmediğini, buna karşılık ibadette hiçbir ortağı olmaksızın bir ve tek olarak yalnızca Allah’ın ibadeti hakettiğini ifade etmektir. Nasıl ki mülkünde O’nun herhangi bir ortağı yoksa ibadette de O’nun ortağı yoktur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Bu (böyledir). Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. O’ndan başka taptıkları ise bizatihi batıldır. Şüphesiz ki Allah çok yücedir, pek büyüktür.” (el-Hac, 22/62)
S. “Allah’tan başka hiçbir ilâh bulunmadığına” şehâdet getirmenin şartları -ki bu şartlar birarada bulunmadıkça söyleyene bu şehâdetin faydası olmaz- nelerdir?
C. Böyle bir şehâdet getirmenin yedi şartı vardır:
1- Bu şehâdette neyin reddedilip, neyin kabul edildiğinin anlamını bilmek,
2- Kalbten buna kesinlikle inanmak,
3- Zahiren ve batınen buna itaat edip, bağlılık göstermek,
4- Onun, gereklerinden ve ondan ayrılmazlarından hiçbir şeyi reddetmeksizin kabul etmek,
5- Bunda ihlaslı olmak,
6- Sadece dil ile değil, kalbin özünden de bunu tasdik etmek,
7- Bu şehâdeti ve bu şehâdet ehlini sevmek ve onu esas alarak dostluk ve düşmanlık yapmak.
S. “Anlamını bilmenin” şart olduğunun Kitab ve Sennetten delili nedir?
C. Yüce Allah’ın şu buyruklarıdır:
“Bilerek hak ile şehâdet edenler müstesnâ.” (ez-Zuhruf, 43/86)
Buyruğun anlamı şudur: Allah’tan başka ilâh olmadığına dair şehâdet ederek dilleriyle söylediklerinin anlamını kalbleriyle bilerek tasdik edenler demektir.
Sünnetten delili de Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in şu buyruğudur:
“Her kim Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığını bilerek ölürse cennete girer.”
S. “Yakînin (kesin inanmanın)” şart olduğunun Kitab ve sünnetten delili nedir?
C. Yüce Allah’ın şu buyruklarıdır:
“Mü’minler ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden ve sonra da şüpheye düşmeyen… kimselerdir. İşte onlar sâdık olanların ta kendileridir.” (el-Hucurat, 49/15)
Sünnetten delili de Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in şu buyruklarıdır:
“Ben şehâdet ederim ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur ve muhakkak ben Allah’ın Rasûlüyüm. Bunlar hakkında herhangi bir şüphe duymaksızın Allah’a kavuşan herbir kul mutlaka cennete girer.”
Yine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Ebu Hureyre’ye şöyle demiştir:
“Bu duvarın arkasında kalbinden kesin iman ile Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehâdet eden her kiminle karşılaşırsan onu cennet ile müjdele!” Her iki hadis de Sahih(-i Müslim)’dedir.
S. “İtaatle bağlanmanın” şart olduğunun kitab ve sünnetten delili nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Kim ihsan edici olduğu halde nefsini Allah’a teslim ederse muhakkak sapasağlam olan kulpa tutunmuş olur.” (Lukman, 31/22)
Sünnetten delili de Peygamber efendimizin şu buyruğudur:
“Sizden hiçbir kimse hevâsı benim getirdiklerime tabi olmadıkça iman etmiş olmaz.”
S. Kelime-i şehâdeti ayrılmazlarıyla ve gerekleriyle birlikte “kabul etmenin” şart olduğuna dair kitab ve sünnetten delil nedir?
C. Yüce Allah şehâdet kelimesini kabul etmeyen kimseler hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Toplayın (şirk ile kendilerine) zulmedenleri ve onlara eş olanları. Allah’tan başka taptıklarını da. Onlara cehennemin yolunu gösterin… Çünkü onlara: ‘Allah’tan başka ilâh yoktur’ denildiğinde büyüklük taslarlar ve derlerdi ki: ‘Biz ilâhlarımızı deli bir şair(in sözü) dolayısı ile mi terkedeceğiz?'” (es-Sâffât, 37/22-36)
Nebi Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın benim ile gönderdiği hidayet ve ilim bir araziye isabet eden pek çok yağmur gibidir. Bu arazinin bir kısmı temiz olduğundan suyu kabul etmiş ve pekçok bitki ve ot yeşertmiştir. Bir bölümünün ise zemini sert ve bitkisizdir. O bakımdan suyu başka tarafa bırakmayarak tutmuş, o su ile Allah insanların istifade etmesini sağlamıştır. İnsanlar da o sudan içtiler (davarlarını) suladılar ve ekin ektiler. Bu yağmur bu yerin bir başka tarafına da isabet etmiş ancak orası dümdüz kaya olduğundan suyu da tutmamış, ot da bitirmemiştir. İşte Allah’ın dini hususunda iyice bilgi sahibi olup, Allah’ın benimle gönderdikleri ile kendisini faydalandırdığı, öğrenen ve öğreten kimsenin misali ile buna hiç aldırış etmeyen ve benimle gönderilmiş bulunan Allah’ın hidayetini kabul etmeyenin misali buna benzer.”
S. “İhlasın” şart olduğunun kitab ve sünnetten delili nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Uyanık olun, halis olan din yalnız Allah’ındır.” (ez-Zümer, 39/3)
“O halde Allah’a dini yalnız O’na halis kılarak ibadet et!” (ez-Zümer, 39/2)
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmuştur:
“Benim şefaatimle insanlar arasında en mutlu olacak kişi kalbinden ihlas ile la ilahe illallah diyen kişidir.”
“Şüphesiz yüce Allah bununla yalnızca Allah’ın rızasını arayarak la ilahe illallah diyen kimseyi ateşe haram kılmıştır.”
S. Bu şehâdeti doğru ve samimi olarak söylemenin şart olduğuna dair kitab ve sünnetten delil nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Elif. Lâm. Mîm. İnsanlar (yalnızca): ‘iman ettik’ demeleri ile bırakılıverileceklerini ve imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar? Andolsun onlardan önce geçenleri biz imtihan etmişizdir. Allah elbette doğru olanları ve yalancı olanları açığa çıkartacaktır.” (el-Ankebût, 29/1-3) ve devamı olan diğer âyetler.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmuştur:
“Kalbinden doğruluk ve samimiyet ile Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın rasûlü olduğuna, şehâdet getiren herkesi mutlaka yüce Allah cehennem ateşine haram kılar.”
İslâmın önemli şer’î hükümlerini kendisine öğrettiği bedevi arab da:
“Allah’a yemin ederim ne bunlardan fazlasını yaparım, ne de bunlardan eksik” deyince, Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem:
“Eğer doğruluğunu ve sadakatini ortaya koyarsa kurtulur.” diye buyurmuştur.
S. Kelime-i şehâdeti ve onu söyleyenleri “sevmenin” şart olduğunun kitab ve sünnetten delili nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, içinizden kim dininden dönerse Allah mü’minlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve şiddetli, kendisinin onları sevece ği, onların da kendisini seveceği bir topluluk getirir.” (el-Maide, 5/54)
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmaktadır:
“Şu üç özellik her kimde bulunursa onlar sayesinde imanın lezzetini alır: Allah ve Rasûlünü onların dışındaki herşeyden daha çok sevmesi, sevdiği kişiyi ancak Allah için sevmesi ve küfre -Allah kendisini ondan kurtarmışken- tekrar dönmeyi ateşe atılmayı istemediği, ondan nefret ettiği kadar istemeyip nefret etmek.”
S. Allah için dost belleyip, O’nun için düşmanlık etmenin delili nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, yahudileri ve hristiyanları da veliler edinmeyiniz. Onlar ancak birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden kim onları veli edinirse muhakkak o da onlardandır… Sizin (asıl) veliniz ancak Allah’tır. Onun peygamberidir ve namazını kılan ve rükû’ halindeyken zekâtını veren mü’minlerdir.” (el-Maide, 5/51-55) ve devamı olan diğer âyetler.
Bir başka yerde yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, eğer küfrü imandan sevimli bulurlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi veli edinmeyin.” (et-Tevbe, 9/23) âyeti ile bundan sonraki âyet de bunu ifade etmektedir.
Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:
“Allah’a ve ahiret gününe inanan hiçbir kavmin Allah ve Rasûlü ile sınır mücadelesi yapanlara sevgi beslediklerini göremezsin.” (el-Mücadele, 58/22);
“Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları… veliler edinmeyin…” (el-Mümtehine, 60/1) buyruğundan itibaren surenin sonuna kadar ve bunun dışında daha başka birçok âyet-i kerime (bunun delilidir).
S. Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna dair şehâdet etmenin delili nedir?
C. Yüce Allah’ın şu buyruklarıdır:
“Andolsun ki Allah mü’minlere içlerinde kendilerinden âyetlerini okuyan, onları tertemiz eden, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur.” (Al-i İmran, 3/164);
“Andolsun ki içinizden size öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona pek ağır gelir. Size çok düşkündür. Mü’minlere oldukça şefkatli ve merhametlidir.” (et-Tevbe, 9/128);
“Allah da biliyor ki sen hiç şüphesiz O’nun rasûlüsün.” (el-Münafikun, 63/1) ve daha başka âyetler.
S. Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmenin anlamı nedir?
C. Muhammed’in Allah’ın kulu ve bütün insanlara hatta cinlere gönderdiği rasûlü olduğuna dair dilin söylediği söze uygun olarak, kalbin derinliklerinden bunu kesinlikle tasdik etmek demektir:
“Ey peygamber, şüphe yok ki biz seni bir şahid, bir müjdeleyici, bir uyarıcı olarak gönderdik. Allah’a O’nun izni ile çağıran ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.” (el-Ahzab, 33/45-46)
O halde geçmişe dair verdiği bütün haberlerinde, geleceğe dair verdiği bütün bilgilerinde, helal ve haram kıldığı bütün hususlarda onu tasdik etmek, verdiği emirleri itaatle yerine getirmek, yasakladıklarından uzak durmak, O’nun getirdiği şeriate uymak, O’nun sünnetine bağlanmak, gizlide ve açıkta bunlara bağlı kalmakla birlikte, O’nun verdiği hükümleri rıza ve teslimiyet ile kabul etmek; O’na itaatin Allah’a itaat olduğunu, O’na isyan etmenin Allah’a isyan olduğunu bilmek gerekir. Çünkü Allah’ın risaletini Allah’tan bize tebliğ eden O’dur. Yüce Allah O’nun varlığı ile dini tamamlamadan, apaçık tebliğini ulaştırmadan, O’nun ruhunu almadı. O ümmetini gecesi gündüzü gibi aydınlık olan bir yolun üzerinde bırakıp gitti. Ondan sonra bu yoldan helak olandan başkası sapmaz.
Bu hususta ileride (peygamberlere iman bahsinde) gelecek daha başka birtakım meseleler de vardır.
S. Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna dair şehâdetin şartları nelerdir ve buna şehâdet etmeksizin birinci şehâdet kabul edilir mi?
C. Daha önce kulun bu iki şehâdeti getirmedikçe dine girmesinin imkânsız olduğunu ve bu iki şehâdetin birbirinden ayrılmaz olduğunu belirtmiş idik. Buna göre birinci şehâdette aranan şartlar ikincisinde de aynen aranır.
S. Namaz ve zekâtın (farz oluşunun) delili nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Eğer tevbe edip, namaz kılar ve zekât verirlerse yollarını serbest bırakın.” (et-Tevbe, 9/5);
“Eğer tevbe eder, namaz kılar, zekât verirlerse artık dinde kardeşlerinizdirler.” (et-Tevbe, 9/11)
“Halbuki onlar O’nun dininde ihlas sahipleri ve hanifler (İslâma bağlananlar) olarak Allah’a ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmalarından, zekâtı vermelerinden başkası ile emrolunmadılar.” (el-Beyyine, 98/5) ve daha başka âyetler.
S. Orucun delili nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi sizin üzerinize de farz kılındı.” (el-Bakara, 2/183)
“Sizden her kim bu aya erişirse orucunu tutsun.” (el-Bakara, 2/185) ve devamındaki âyetler.
Dine dair sorular soran bedevi ile ilgili hadiste de şöyle denilmektedir:
“Bana yüce Allah’ın oruç olarak neyi farz kıldığını haber ver.” Peygamber şöyle buyurdu:
“Ramazan ayı(nı oruçla geçirmendir). Nafile oruç tutmak istemen müstesnâ.”
S. Haccın delili nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Haccı da umreyi de Allah için tamamlayın.” (el-Bakara, 2/196);
“Ona bir yol bulabilenlerin o evi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.” (Al-i İmran, 3/97)
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz yüce Allah üzerinize haccetmeyi farz olarak yazdı.”
Bu hadis Buhari ile Müslim’de yer almakta, Cibril hadisi diye meşhur olan hadis de daha önceden geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca “İslam beş esas üzerine bina edilmiştir.” hadisi ve bunun dışındaki pekçok hadis de bunun delilidir.
S. Bunlardan birisini inkâr eden yahut kabul etmekle birlikte onu büyüklenerek karşılayanın hükmü nedir?
C. O da, kendi dışındaki diğer yalancı ve müstekbirlerden İblis ve Firavun gibi kâfir olduğundan ötürü öldürülür.
S. Bunları kabul etmekle birlikte bir çeşit tembellik yahut tevil dolayısıyla terkeden kimselerin hükmü nedir?
C. Namazı bu şekilde vaktinden sonrasına bırakan kimseden tevbe etmesi istenir. Tevbe ederse mesele yok. Aksi takdirde bir had cezası olarak öldürülür. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Eğer tevbe edip, namaz kılar ve zekât verirlerse yollarını serbest bırakın.” (et-Tevbe, 9/5)
Peygamber efendimizin: “Ben insanlarla… kadar savaşmakla emrolundum.” hadisi de ve başka hadisler de bunu gerektirmektedir.
Zekâta gelince, güç ve kuvveti bulunmayan kimselerden zekâtı vermeyen olursa, imam o kişiden o zekâtı zorla alır. Malından bir miktar fazlalık almak suretiyle de onu cezalandırır. Çünkü Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Kim onu (zekâtı) vermeyecek olursa, biz ondan o zekâtı ve onunla birlikte malının bir kısmını da alırız.”
Şayet zekât vermeyen kimseler bir topluluk olup, güç ve kuvvet sahibi kimseler ise imamın (İslâm devletinin meşru başkanının) zekâtı ödeyinceye kadar onlarla savaşması icab eder. Daha önce kaydettiğimiz âyetler ve hadisler ile daha başka deliller bunu gerektirdiği gibi, Ebubekir Radıyallahu anh ile Ashab-ı Kiram’ın uygulamaları da bunu gerektirmektedir.
Oruca gelince, bu hususta herhangi bir delil varid olmuş değildir; fakat böyle bir kimseyi imam yahut onun naibi, o kişi ve benzerleri için bu işten vazgeçirmek özelliğine sahip bir yolla te’dib eder.
Hacca gelince, ömrün tamamı haccın yapılabileceği bir vakittir. Ancak ölümle bu farzın yerine getirilme imkânı ortadan kalkar. Bununla birlikte bu hususta acele etmek gerekir. Çünkü bu hususta savsaklamaktan ötürü uhrevi tehdit ifade eden buyruklar varid olmuş, ancak dünyada bunun için özel bir ceza belirten bir buyruk varid olmamıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: