ALLAH’A İMAN

S. Yüce Allah’a iman etmenin anlamı nedir?
C. Kalbin derinliklerinden yüce Allah’ın varlığını kesin olarak tasdik etmek demektir. Öyle ki ondan önce onun zıttı sözkonusu olmadığı gibi, ondan sonrası da olmaz. O kendisinden önce hiçbir şeyin olmadığı İlk (Evvel), kendisinden sonra hiçbir şey kalmayacak olan Âhir, kendisinin üstünde hiçbir şey olmayan Zâhir, kendisinin ötesinde hiçbir şey bulunmayan Bâtın  dır. O herşeye hayat veren, kendisi de mutlak olarak hayat sahibi olan (Hayy), bütün varlıkların işlerini çekip çeviren, yönetip gözeten (Kayyûm) bir ve tek olan (Ehad) ve Samed (kimseye muhtaç olmayan)’dır.
“Doğurmamıştır, doğurulmamıştır, kimse de onun dengi değildir.” (el-İhlas, 112/3-4)
Onu uluhiyetiyle/ilahlığında, rububiyetiyle/rablığında, isim ve sıfatlarıyla da tevhid etmek gerekir.
S. Ulûhiyyetin tevhidi/İlahlığı birlemek ne demektir?
C. Zahiriyle, batınıyla, ameli olanıyla, sözlü olanıyla, bütün ibadet çeşitlerinin yalnızca yüce Allah’a yapılması, kim olursa olsun Allah’ın dışındaki bütün varlıklar hakkında ibadetin hiçbir şekilde kabul edilmemesi demektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Rabbin şunları hükmetti: Kendisinden başkasına ibadet etmeyin.” (el-İsra, 17/23);
“Allah’a ibadet edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın.” (en-Nisa, 4/36);
“Ben, evet Ben Allah’ım. Benden başka ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet et ve Beni zikretmek için namaza kalk.” (Taha, 20/14) ve benzeri daha başka âyetler bunu açıklamaktadır. Bu manayı da Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına dair şehâdet tam anlamıyla ifade etmektedir.

S. Uluhiyetin tevhidinin zıttı nedir?
C. Bunun zıttı şirktir. Bu da iki türlüdür. Birisi büsbütün bu tevhide aykırı olan şirk-i ekber (en büyük şirk)dir. Diğeri ise onun kemali ile bağdaşmayan şirk-i asgar (küçük şirk)dir.
S. Şirk-i ekber (en büyük şirk) nedir?
C. Kulun Allah’tan başka âlemlerin Rabbine eşit kıldığı, Allah’ı sever gibi sevdiği, Allah’tan korkar gibi korktuğu, kendisine sığınıp, dua ettiği, ondan korkup, ondan birşeyler ümit ettiği, ona yaklaşmak isteyip tevekkül ettiği yahut Allah’a isyanı gerektiren hususlarda itaat ettiği ya da Allah’ın razı olmamasına rağmen ona uyduğu ve buna benzer haller de görüp gözettiği bir başka varlık edinmesidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Doğrusu Allah kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez. Ondan başkasını da dilediğine bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur.” (en-Nisa, 4/48);
“Kim Allah’a ortak koşarsa, muhakkak ki uzak bir sapıklıkla sapmıştır.” (en-Nisa, 4/116);
“Çünkü kim Allah’a ortak koşarsa hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer ise ateştir.” (el-Maide, 5/72);
“Kim Allah’a ortak koşarsa o sanki gökyüzünden düşüp, kuşların kaptığı yahut rüzgarın kendisini uzak bir yere attığı kimseye benzer.” (el-Hac, 22/31) ve daha başka âyet-i kerimeler bunu anlatmaktadır.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın kullar üzerindeki hakkı yalnızca O’na ibadet etmeleri, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakları ise kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayan kimseyi azablandırmamasıdır.”
Bu şirk sebebiyle dinden çıkış bakımından bunu Kureyş kâfirleri ve başkalarının yaptığı gibi açıkça yapanlar ile; dışa müslüman olduklarını gösterip, küfrü içlerinde gizleyen aldatıcı münafıkların yaptığı gibi içlerinde gizleyenler arasında hiçbir fark yoktur. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar. Onlara hiçbir yardımcı bulamazsın. Ancak tevbe edenler, hallerini düzeltenler, Allah’a (dinine) sımsıkı sarılanlar ve dinlerini Allah için halis kılanlar müstesnadır. İşte onlar mü’minlerle beraberdir.” (en-Nisâ, 4/145-146) ve daha başka âyet-i kerimeler bunu ifade eder.
S. Küçük şirk (şirk-i asgar) ne demektir?
C. Yapılması ile yüce Allah’ın rızasının gözetildiği bir amelin güzelleştirilmesine karışan az miktardaki riyakârlıktır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Artık kim Rabbine kavuşmayı ümit ediyorsa salih bir amel işlesin ve Rabbine ibadetinde kimseyi ortak koşmasın.” (el-Kehf, 18/110)
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmaktadır:
“Sizin için en çok korktuğum şey küçük şirktir.”
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’e küçük şirk hakkında soru sorulunca o:
“Riyakârlıktır” diye buyurmuş, sonra da bunu şöylece açıklamıştır:
“Kişi namaz kılmak üzere kalkar, bir adamın kendisine baktığını görmesi sebebiyle namazını güzelleştirmeye çalışır.” 
Atalarla, Allah’a ortak koşulan varlıklarla, Kabe, emanet ve daha başka şeylerle yemin etmek gibi. Allah’tan başkasının adını anarak yemin etmek de bu türdendir. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Atalarınızla, annelerinizle ve Allah’a ortak koşulanlarla yemin etmeyiniz.”
“Siz Kabe’ye yemin olsun ki demeyiniz. Bunun yerine Kabe’nin Rabbine yemin olsun ki deyiniz.” 
“Ancak Allah adına yemin ediniz.” 
“Her kim emanet hakkı için diye yemin ederse o bizden değildir.”
“Kim Allah’tan başkası adına yemin ederse o kâfir olur yahutta şirk koşmuş olur.”
Bir başka rivayette; “ve şirk koşmuş olur” şeklindedir.
“Allah ve sen dilediğiniz sürece” ifadesi de bu kabildendir. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem böyle diyen kimseye: “Sen beni Allah’a eş mi koştun? Aksine sadece Allah dilerse (demelisin).”  diye karşılık vermiştir.
Bir kimsenin: “Eğer Allah ve sen olmasaydınız; Benim Allah’tan ve senden başka kimsem yok; Ben Allah’ın ve senin himayene giriyorum” ve benzeri ifadeleri söylemesi de bu kabildendir. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur:
“Allah dilerse ve filan dilerse demeyiniz; fakat Allah dilerse sonra da filan dilerse deyiniz.”
İlim ehli şöyle demiştir: Allah sonra da filan olmasaydı demek caizdir; amma Allah ve filan olmasaydı demek caiz değildir.
S. Bu ifadelerde vav (ve) ile sümme (sonra) demenin arasındaki fark nedir?
C. Çünkü vav (ve) ile atıf birlikteliği ve eşitliği gerektirir. Dolayısıyla “Allah ve sen dilerseniz” diyen bir kimse kulun dilemesi ile Allah’ın dilemesini eşitlemiş olur. Oysa teba’iyyeti (tabi oluşu) gerektiren “sümme (sonra)” ile atıf böyle değildir. Bir kimse Allah dilerse, sonra da sen dilersen, dediği takdirde kulun meşietinin yüce Allah’ın meşietine (istemesine, dilemesine) tabi olduğunu ikrar ve ifade etmiş olur. Kulun iradesi, istemesi ancak Allah’ın meşietinden sonra gerçekleşebilir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Âlemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe de siz dileyemezsiniz.” (el-İnsan, 75/30) ile (et-Tekvir, 81/29).
Diğer ifadelerin durumu da böyledir.
S. Rubûbiyetin tevhidi/Rablığı birlemek ne demektir?
C. Yüce Allah’ın herşeyin Rabbi, mutlak sahibi, yaratıcısı, çekip çeviricisi, onda tasarrufta bulunanı, egemenlikte hiçbir ortağının bulunmadığını, zilletten dolayı hiçbir kimseyi veli edinmediğini, emrini geri çevirecek hiç kimsenin bulunmadığını, hükmünü reddedecek hiçbir kimsenin olmadığını, O’na karşı durabilecek bir zıttı, O’nun bir benzeri, O’nun bir adaşı bulunmadığını, rububiyetin ihtiva ettiği manalardan herhangi birisinde isim ve sıfatlarının gereklerinden herhangi bir hususta onunla çekişebilecek herhangi bir kimsenin bulunmadığını, kesin bir inanç ile kabul ve ikrar etmektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Hamd gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’ındır…” (el-En’am, 6/1) buyruğuyla başlayan âyetler, hatta surenin tamamı bunu ifade eder.
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” (el-Fatiha, 1/1)
“De ki: ‘Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?’ De ki: ‘Allah’tır.’ Yine de ki: ‘Öyle iken onu bırakıp da bizzat kendilerine ne bir fayda, ne de bir zarar vermeye güçleri olmayan birtakım veliler mi edindiniz?’ De ki: ‘Gözü görmeyenle gören bir olur mu? Yahut karanlıklarla, nur bir olur mu?’ Yoksa Allah’a O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine benzer mi göründü?’ De ki: ‘Herşeyi yaratan Allah’tır, O birdir, kahhârdır.'” (er-Rad, 13/16) buyruğu ve devamındaki âyetler.
Bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:
“Allah sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldüren, sonra da sizi diriltecek olandır. Sizin ortaklarınızdan bu işlerden birisini olsun yapabilen var mıdır? O, koştukları ortaklardan yüce ve münezzehtir.” (er-Rum, 30/40);
“Bunlar Allah’ın yarattığıdır. Haydi ondan başkasının ne yarattığını gösterin bana.” (Lukman, 31/11);
“Yoksa onlar bir şeysiz (yaratıcısız) mı yaratıldılar yoksa yaratanlar onlar mıdır? Yoksa göklerle yeri onlar mı yarattılar? Hayır, onlar yakîn sahibi değildirler.” (et-Tur, 52/35-36) ve devamındaki âyetler.
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O halde ona ibadet et ve ona ibadetinde sebat göster. O’nun adıyla anılan bir kimse biliyor musun?” (Meryem, 19/65)
“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O herşeyi işitendir, görendir.” (Şura: 42/11)
“De ki: ‘Çocuk edinmemiş, mülk (ve hakimiyetin)de hiçbir ortağı olmayan, acizliğinden ötürü velisi (yardımcısı) da bulunmayan Allah’a hamdolsun.’ O’nu tekbir ettikçe et.” (el-İsra, 17/111)
“De ki: ‘Allah’tan başka (ilah diye) iddia ettiklerinize dua edin bakayım. Onlar göklerde de, yerde de zerre ağırlığınca bir şeye sahip değildirler. Onların bu ikisinde hiçbir ortaklıkları da yoktur ve O’nun bunlardan hiçbir yardımcısı da yoktur.’ O’nun nezdinde şefaat kendisine izin verdiklerinden başkasına fayda vermez. Nihayet kalblerinden korku giderilince ‘Rabbiniz ne buyurdu?’ diyeceklerdir. Onlar: ‘Hak (buyurdu)’ diyeceklerdir. O çok yüce, çok büyüktür.” (Sebe, 34/22-23)
S. Rububiyeti tevhidin/Rablığı birlemenin zıddı nedir?
C. Kâinatın işlerinin idare edilmesi türünden olan var etmek, yok etmek, yaratmak, öldürmek, bir hayır elde etmek yahut bir kötülüğü defetmek ya da bunların dışında rububiyetin ihtiva ettiği manalardan herhangi bir hususta Allah ile birlikte tasarruf sahibi bir kimsenin varlığına; ya da gaybı bilmek, azamet, kibriyâ ve buna benzer O’nun isim ve sıfatlarının gereği olan hususların herhangi birisinde O’nunla çekişebilecek bir kimsenin var olduğuna itikad etmektir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah insanlara herhangi bir rahmeti açacak olursa, onu tutacak olmaz. Tuttuğunu da O’ndan başka salıverecek olmaz. O emrinde galibtir. Her işinde hikmeti sonsuz olandır. Ey insanlar! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Gökten ve yerden size Allah’tan başka rızık veren herhangi bir yaratıcımı var?” (Fatır, 35/2-3) ve devamı âyetler.
“Allah sana bir sıkıntı dokundurursa onu, O’ndan başka hiçbir kimse gideremez. Sana bir hayır dilerse O’nun lutfunu geri çevirecek hiçbir kimse yoktur…” (Yunus, 10/107);
“De ki: ‘Bana haber verin. Allah’tan başka şu ibadet ettikleriniz eğer Allah bana bir zarar vermek dilerse, onlar O’nun zararını giderecekler mi? Veya bana bir rahmet dilerse, onlar o rahmetini tutabilirler mi?’ De ki: ‘Bana Allah yeter. Tevekkül edecekler yalnız O’na güvenip, dayanır.'” (ez-Zümer, 39/38)
“Gaybın anahtarları  O’nun yanındadır. O’ndan başkası bunları kimse bilmez…” (el-En’am, 6/59);
“De ki: ‘Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilemez…” (en-Neml, 27/65);
“O’nun ilminden kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar.” (el-Bakara, 2/255)
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmaktadır:
“Yüce Allah buyuruyor ki: Azamet elbisem, büyüklük örtümdür. Her kim benimle bunlardan birisi hakkında çekişmeye kalkışırsa, ben de onu ateşime koyarım.”  Bu hadis Sahih(-i Müslim)’de yer almaktadır.
S. İsim ve sıfatların tevhidi ne demektir?
C. Yüce Allah’ın Kitab-ı Kerim’inde kendi zatını, Rasûlünün de O’nu nitelendirdiği güzel isimler ile yüce sıfatlara iman etmek, bunları keyfiyetsiz olarak kabul etmektir. Nitekim yüce Allah Kitab-ı Kerim’inde birkaç yerde bir taraftan bu isim ve sıfatları tesbit ederken, diğer taraftan onların keyfiyetlerinin sözkonusu olmayacağını belirtmektedir. Yüce Allah’ın şu buyruklarında görüldüğü gibi:
“O, onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise bilgileri ile O’nu kuşatamazlar.” (Taha, 20/110);
“Onun benzeri hiçbir şey yoktur ve O herşeyi işitendir, görendir.” (eş-Şura, 42/11);
“Gözler O’na erişemez, O ise bütün gözleri kuşatmıştır. O lütuf sahibidir, herşeyden haberdardır.” (el-En’âm, 6/103) ve daha başka âyetler.
Tirmizi’de Ubeyy b. Ka’b Radıyallahu anh’dan gelen rivayette şöyle denilmektedir: Müşrikler Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’e -onların ilahlarını sözkonusu edince-; sen de bize Rabbinin soyunu haber ver, dediler. Bunun üzerine yüce Allah: “De ki: O Allah’tır. Bir, tektir. (O) Allah’tır, sameddir.” Samed ise doğurmamış ve doğurulmamış olandır, buyruklarını indirdi. Çünkü doğan herbir şey mutlaka ölecektir. Ölen herbir varlığa da mutlaka mirasçı olunur. Yüce Allah ise ne ölür, ne ona kimse mirasçı olur. “Kimse de O’nun dengi değildir.” buyruklarını indirdi. (Ubeyy b. Ka’b) dedi ki: O’nun benzeri, dengi yoktur. O’na benzer hiçbir şey yoktur. 
S. Kitab ve sünnetten Esma-i Hüsna’nın (Allah’ın En Güzel İsimlerinin) delili nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na bunlarla dua edin. O’nun isimlerinde eğriliğe sapanları terkedin.” (el-A’raf, 7/180);
“De ki: ‘İster Allah diye (dua edin) çağırın, ister Rahman diye yalvarın. Hangisi ile çağırırsanız çağırın. Esasen en güzel isimler O’nundur.'” (el-İsra, 17/110)
Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah O’dur ki O’ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler yalnız O’nundur.” (Taha, 20/8) ve daha başka âyet-i kerimeler.
Nebi Sallallahu aleyhi vesellem da şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz yüce Allah’ın doksandokuz ismi vardır. Kim bunları iyice bellerse cennete girer.”  Hadis Sahih(-i Buhari) ve Müslim’de yer almaktadır.
Yine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ım sana ait olan ve senin kendi zatını onunla adlandırdığın yahut herhangi bir kitabında indirdiğin ya da yarattıklarından herhangi birisine öğrettiğin yahutta kendi nezdinde gayb ilminde olup başkasına öğretmediğin sana ait olan her ismin ile, Kur’an-ı Azimu’ş-Şan’ı kalbimin baharı kılmanı niyaz ederim.”
S. Kur’an’dan Esma-i Hüsna’nın geçtiği buyruklara misal verebilir misiniz?
C. Yüce Allah’ın şu buyrukları örnek olarak verilebilir:
“Şüphe yok ki Allah çok yücedir (Âliy), çok büyüktür (Kebîr).” (en-Nisa, 4/34);
“Muhakkak Allah herşeyin inceliklerini bilir (Latif), herşeyden haberdardır (Habîr).” (el-Ahzab, 33/34);
“Muhakkak ki O en iyi bilendir (Alîm), herşeye güç yetirendir (Kadîr).” (Fatır, 35/44);
“Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir (Semi’), hakkıyla görendir (Basir).” (Nisa, 4/58);
“Şüphe yok ki Allah mutlak galibtir (Azîz), Hakîmdir.” (en-Nisa, 4/56);
“Şüphesiz Allah mağfiret edendir (Ğafur), çok esirgeyendir (Rahîm)” (en-Nisa, 4/23);
“Çünkü O, onları çok esirgeyendir (Raûf), çok bağışlayandır (Rahîm)” (et-Tevbe, 9/117);
“Allah Ganidir (hiçbir şeye muhtaç değildir), Halîmdir (günahkarları cezalandırmakta acele etmeyendir.)” (el-Bakara, 2/263);
“Şüphe yok ki O Hamîddir (her türlü övgüye layık olandır), Meciddir (lütuf ve ihsanı açık ve bol olandır.)” (Hud, 11/73);
“Şüphesiz ki Rabbim herşeyin üstünde gözetleyicidir (Hafiz)” (Hud, 11/57);
“Şüphesiz ki Rabbim çok yakındır (Karîb), duaları kabul edendir (Mucib)” (Hud, 11/61);
“Şüphesiz Allah üzerinizde tam bir gözetleyicidir (Rakib)” (en-Nisa, 4/1);
“Vekil olarak Allah yeter.” (en-Nisa, 4/81);
“Hesab sorucu (Hasib) olarak Allah yeter.” (en-Nisa, 4/6);
“Allah herşeye kadir ve şahiddir (Mukit)” (en-Nisa, 4/85);
“Rabbinin herşeyi görüp, gözetici olması (Şehid) sana yetmez mi?” (Fussilet, 41/53);
“Muhakkak O herşeyi kuşatandır (Muhit)” (Fussilet, 41/54);
“O hem ilkdir (Evvel), hem Âhirdir, hem Zahirdir (üstün ve galib olandır), hem Batındır (gizli olandır), O herşeyi en iyi bilendir (Âlim).” (el-Hadid, 57/3);
“O Allah’tır ki O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Görüneni de, görünmeyeni de bilir. O Rahman’dır, Rahimdir. O Allah’tır ki O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Melikdir (biricik egemendir), Kuddusdur (noksanlık gerektiren herşeyden münezzehtir), Selamdır (zat ve sıfatlarında, fiillerinde her türlü kusur ve eksiklikten uzaktır), Mü’mindir (peygamberlerini mucizelerle doğrulayıp, tasdik edendir), muheymindir (kullarının yaptıklarını ve herşeyi görüp gözetleyendir), Azîzdir (herşey hükmüne mahkûm olan, kendisine karşı konulamayandır), Cebbardır (halleri ıslah edip düzelten yahutta hükmüne mecbur edendir), Mütekebbirdir (büyüklük ve azamette eşsiz olandır, büyüklenmek hakkında tek başına sahip olandır). Allah koştukları ortaklardan münezzehtir, O Allah’tır ki Hâliktir (herşeyi yaratandır), Baridir (yoktan var edendir), Musavvirdir (yarattıklarına dilediği gibi suret ve şekil verendir.) O Azizdir, Hakimdir (şeriati, hüküm ve kazası sapasağlam, yerinde ve sonsuz hikmetlerle dolu olandır).” (el-Haşr, 59/22-24) ve daha başka âyet-i kerimeler.
S. Sünnet-i seniyyede Esma-i Hüsnanın zikredildiği hadislere örnek verebilir misiniz?
C. Örnek olarak Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in şu buyruklarını zikredebiliriz:
“Azim ve Halim (pek büyük ve günahkârları cezalandırmakta acele etmeyen) Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O pek büyük Arşın Rabbi olan Allah’tan başka bir ilâh yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi, kerim olan Arşın Rabbi olan Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.” 
“Ey Hayy (kendisi mutlak hayat sahibi ve her canlıya hayat veren) ey Kayyûm (bütün varlıkların işlerini çekip çeviren) ey celal ve ikram (sonsuz lütufların) sahibi, ey gökleri ve yeri misalsiz ve örneksiz yoktan var eden (Bedî)…”
“İsmi ile beraber yerde de, gökte de hiçbir şeyin zarar veremediği Allah’ın adıyla, O herşeyi işitendir (Semi), herşeyi bilendir (Alim)”
“Gizliyi, açığı bilen (Alim), gökleri ve yeri yoktan var eden (Fatır), herşeyin Rabbi ve herşeyin mutlak sahibi ve egemeni (Meliki) olan Allah’ım…”
“Yedi göğün Rabbi, pek büyük arşın Rabbi, bizim de Rabbimiz, herşeyin de Rabbi olan, taneyi ve çekirdeği çatlatıp yaran (Fâlik), Tevrat’ı, İncil’i ve Kur’ân’ı indiren, senin alnından yakaladığın şerli herbir varlığın şerrinden sana sığınırım. Sen Evvel (ilk) olansın, senden önce hiçbir şey yoktur. Sen Ahir olansın, senden sonra hiçbir şey yoktur. Sen Zahir olansın, senden üstün ve yüce bir şey yoktur. Sen Batınsın, senden öte hiçbir şey yoktur…”
“Allah’ım, hamd yalnız sanadır, sen göklerin ve yerin ve onlarda bulunanların nurusun. Hamd yalnız sanadır, gökleri ve yeri ve onlarda bulunanları ayakta tutan, işlerini çekip çeviren (Kayyum) olansın.”
“Allah’ım ben senden, senin Allah olduğuna dair senden başka hiçbir ilâh bulunmayıp, bir ve tek (Ehad), doğurmamış ve doğurulmamış olan (Samed) ve hiç kimse kendisine benzer ve denk olmayan yüce zat olduğuna dair şehâdetin ile senden niyaz ediyorum ki…”
“Ey kalbleri evirip çeviren (Mukallibu’l-kulub)…”  ve buna benzer daha pek çok Esma-i Hüsna’nın zikredildiği hadis-i şerifler buna örnektir.
S. Esma-i Hüsna delâletleri bakımından kaç türlüdür?
C. Bu delâletler üç türlüdür. Zata delâletleri mutabakat delâletidir. Bu isimlerden türetilmiş sıfatlara delâleti tazammun delâletidir. Onlardan türetilmemiş sıfatlara delâletleri de iltizam delâletidir.
S. Buna nasıl bir örnek verilebilir?
C. Yüce Allah’ın er-Rahman ve er-Rahîm isimleri buna örnektir. Bu isimler müsemmânın bizzat kendisine delâlet eder ki; bu da yüce Allah’tır. Bu delalet mutabakat delâletidir. Bu isimden türeyen “rahmet” sıfatına delâleti tazammun yoluyla delâlettir. Bundan türetilmemiş hayat ve kudret gibi başka sıfatlara delaletler ise iltizam yolu iledir. Onun diğer isimleri de bu şekildedir.
Yaratılmışlar ise böyle değildir. Kişi cahil olmakla birlikte “hakim”, zalim olmakla birlikte “hakem” diye, zelil olmakla birlikte “aziz” diye, bayağı bir kimse olmakla birlikte “şerif” diye, adi bir kimse olmakla birlikte “kerim” diye, kötü bir kimse olmakla birlikte “salih” diye, bedbaht bir kimse olmakla birlikte “said” diye, hiç böyle olmadığı halde Esed, Hanzala ve Alkame diye adlandırılabilir.
Kendisini nitelediği şekilde olan, yarattıklarının kendisini nitelemelerinin de çok üstünde olan, Allah’ı hamdiyle her türlü eksiklikten tenzih ederiz.
S. Tazammun bakımından Esmâ-i Hüsnâ’nın delâleti kaç kısımdır?
C. Esmâ-i Hüsnâ’nın tazammun bakımından delâletleri dört kısımdır:
1. Bütün Esmâ-i Hüsnâ’nın manalarını kapsayan ve yüce zatın özel ismi olan “Allah” lafzı. Bundan dolayı bütün isimleri ona sıfat olarak gelir. Yüce Allah’ın: “O Allah’tır ki Haliktir, Baridir, Musavvirdir.” (el-Haşr, 59/24) buyruğunda ve benzerlerinde olduğu gibi. Bununla birlikte bu ismi asla başka herhangi bir isme tabi olarak gelmez.
2. Yüce Allah’ın zatî sıfatlarını ihtiva eden isimler. Onun bütün sesleri kuşatan sem’ini ihtiva eden “Semî’” ismi gibi. Onun için bu seslerin gizli olanı ile açık olanı arasında fark yoktur. İster küçük, ister büyük olsun. Basar ile görülen bütün herşeye nüfuz eden “basar”ını ihtiva eden “Basîr” ismi de öyledir. Herşeyi kuşatan ilmini ihtiva eden “Alîm” ismi de böyledir:
“Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey ondan daha küçük olan da, daha büyük olan da ona gizli kalmaz.” (Sebe, 34/3)
Var etmek, yok etmek itibarıyla herşeyi kapsayan kudretini ihtiva eden “Kadir” ismi ve diğer isimleri de böyledir.
3. Hâlik (yaratıcı), Razik (rızık verici), Bari (yaratıcı), Musavvir (suret ve şekil verici) ve buna benzer yüce Allah’ın fiillerinden birisini ihtiva eden isimleri.
4. Yüce Allah’ın Kuddûs (noksanlık gerektiren herşeyden münezzeh olan) ve Selâm (zat, sıfat ve fiillerinde her türlü eksiklikten uzak bulunan) isimleri gibi, bütün noksanlıklardan münezzeh ve yüce olduğu anlamını ihtiva eden isimleri.
S. Yüce Allah hakkında kullanılmaları bakımından Esma-i Hüsnâ kaç kısımdır?
C. Bu isimlerin bazıları sadece Allah için kullanılır, bazıları onunla birlikte başkaları hakkında da kullanılır. Bunlar ise ne şekilde kullanılırsa kullanılsın bir kemal sıfatını ihtiva eden isimlerdir. Hayy, Kayyum, Ehad, Samed ve buna benzer isimler.
Kimileri yüce Allah hakkında ancak onun mukabili isim ile birlikte kullanılır. Bu isimler tek başına kullanıldığı takdirde bir çeşit eksiklik anlamını hissettiren isimlerdir. ed-Dârr (zarar veren), en-Nafi (fayda veren), el-Hafid (alçaltan), er-Rafi (yükselten), el-Mu’ti (veren), el-Mani’ (alıkoyan vermeyen), el-Muiz (aziz kılan), el-Muzill (alçaltan, zelil kılan) ve benzeri isimler. ed-Darr, el-Hafid, el-Mani’, el-Muzill gibi isimlerin mutlak olarak tek başlarına kullanılmaları caiz değildir. Aynı şekilde kitabta olsun, sünnette olsun, vahiyde de bunlardan herhangi birisi bu şekilde mutlak olarak kullanılmamıştır. Yüce Allah’ın el-Muntakim ismi de bunlardan birisidir. Kur’ân’da ancak ya şu buyruğunda olduğu gibi ona taalluk eden husus ile birlikte kullanılmıştır:
“Muhakkak ki biz günahkarlardan intikam alanlarız.” (es-Secde, 32/22)
Yahutta ondan türetilen sıfata “zu: sahip, …cı” izafe edilmekle kullanılmıştır. Yüce Allah’ın: “Allah Azizdir, intikam alıcıdır (zu’ntikam)” (Al-i İmran, 3/4) buyruklarında olduğu gibi.
S. Yüce Allah’ın sıfatlarından kimisinin zati, kimisinin de fiili sıfatlar olduğu daha önceden geçti. Kitabtan yüce Allah’ın zati sıfatlarına örnek verilebilir mi?
C. Yüce Allah’ın şu buyruklarını örnek olarak verebiliriz:
“Hayır, Allah’ın iki eli  de açıktır.” (el-Mâide, 5/64)
“Onun vechinden  başka herşey helâk olacaktır.” (el-Kasas, 28/88)
“Celal ve ikram sahibi Rabbinin vechi  ise kalıcıdır.” (er-Rahman, 55/27)
“Benim gözümün  önünde yetiştirilesin diye.” (Taha, 20/39)
“O ne güzel görendir, ne güzel işitendir! ” (el-Kehf, 18/26);
“Çünkü ben sizinle beraberim, işitir ve görürüm. ” (Taha, 20/46);
“O, onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir.  Onlar ise bilgileriyle onu kuşatamazlar.” (Taha, 20/110)
“Ve Allah Musa ile de özel bir surette konuştu.”  (en-Nisa, 4/164)
“Hani Rabbin Musa’ya şöyle seslenmişti: Git o zalimlerin topluluğuna…” (eş-Şuara, 26/10)
“Rableri her ikisine: ‘Ben size bu ağacı yasak etmedim mi…’ diye seslendi.” (el-Araf, 7/22)
“O gün onları çağırıp, seslenecek: ‘Peygamberlere ne cevap verdiniz?’ diye” (el-Kasas, 28/65) ve benzeri buyruklar buna örnektir.
S. Sünnet-i Seniyye’den zatî sıfatlara örnek verilebilir mi?
C. Peygamber efendimizin şu buyrukları örnek olarak verilebilir:
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem buyurdu ki:
“Onun hicabı nurdur. Onu açacak olsa yüzünün parıltıları yarattıklarından basarının ulaştığı herbir şeyi mutlaka yakardı.”
“Allah’ın sağ (el)ı dopdoludur. Gece-gündüz durmadan harcar. Gökleri ve yeri yarattığından beri harcadıklarını bir düşünün. Bu dahi onun sağında bulunanları eksiltmemiştir. Arşı da su üzerindedir. Diğer elinde ise feyz yahut kabz vardır. Yükseltir ve alçaltır.” 
Deccal’in sözkonusu edildiği hadiste de şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz Allah size gizli kalmaz (onu tanıyacaksınız). Şüphesiz Allah’ın bir gözü kör değildir.” diyerek eliyle gözüne işaret buyurdu. 
İstihâre hadisinde de şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ım, ilminle senden hayrı istiyorum. Kudretinle muktedir olmayı dilerim. Pek büyük fazlından (lütf-u kereminden) senden dilerim. Çünkü şüphesiz sen güç yetirensin, bense güç yetiremem. Sen bilirsin, ben bilemem. Sen bütün gaybları bilensin.” 
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in şu buyrukları da buna örnektir:
“Şüphesiz sizler ne sağır birisine, ne de gaib (hazır olmayan) birisine dua ediyorsunuz. Sizler Semi’ (herşeyi işiten), Basir (herşeyi gören), Karib (pek yakın olan) bir zata dua ediyorsunuz.”
“Yüce Allah bir emri vahyetmeyi murad ettiği vakit vahiy ile konuşur…” 
Ba’s (ölümden sonra diriliş)in sözkonusu edildiği hadiste de şöyle buyurmaktadır:
“Yüce Allah şöyle buyuracak: Ey Âdem! Adem: Emret, buyur diyecek.”
Yüce Allah’ın hesab için bekleyecekleri yerde (mevkıfte) kullarına söz söylemesi, cennet ehli ile konuşması, hadisleri ve bunun dışında sayılamayacak kadar pek çok hadis bunlara örnektir.
S. Ef’âl (fiiller) sıfatlarına Kitab-ı Kerim’den örnek verebilir misiniz?
C. Yüce Allah’ın şu buyrukları örnek olarak verilebilir:
“Sonra göğe yönelip (isteva)” (el-Bakara, 2/29 ile Fussilet, 41/11)
“Onlar… Allah’ın kendilerine gelivermesinden… başkasını mı bekliyorlar?” (el-Bakara, 2/210);
“Onlar Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Halbuki kıyamet gününde arz bütünüyle onun kabzasındadır. Gökler ise onun sağ eli ile dürülmüş olacaktır.” (ez-Zümer, 39/67) ;
“Kendi ellerimle  yarattığıma secdeden seni ne alıkoydu?” (Sâd, 38/75)
“Rabbi o dağa tecelli edince, onu paramparça etti.” (el-Araf, 7/143)
“Muhakkak Allah dilediğini yapar.” (el-Hac, 22/18) ve daha başka pekçok âyet-i kerime buna örnektir.
S. Sünnet-i seniyye’de fiilî sıfatların sözkonusu edildiği buyruklara örnek verebilir miyiz?
C. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in şu buyrukları buna örnektir:
“Rabbimiz her gece gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner.” 
Şefaat hadisinde Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:
“Allah onlara bildikleri suretinde gelir ve: Ben sizin Rabbinizim der. Onlar da: (Evet) sen bizim Rabbimizsin derler…”
Bu hadisle kasdettiğimiz fiilî sıfat “gelmek” sıfatıdır. Bu ise şekli ve mecazi bir geliş değil, hakiki bir geliştir.
Yine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz Allah kıyamet gününde yeri avucuna alacak, gökler de sağında bulunacak, sonra da: Ben melik olanım… diye buyuracak.”
Yine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:
“Allah mahlukatı yaratınca kendi eliyle, kendisi adına: Benim rahmetim gazabımı geçer diye yazdı.” 
Adem ile Musa (ikisine de selam olsun)’nın karşılıklı tartışmalarını sözkonusu eden hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:
“Adem dedi ki: Ey Musa! Şüphesiz Allah, kelâmı ile seni seçip üstün kıldı. Eliyle senin için Tevrat’ı yazdı.”
Yüce Allah’ın kelâmı ve eli (yed) zatî iki sıfattır. Konuşması da hem zatî bir sıfattır, hem fiilî bir sıfattır. Tevrat’ı yazması fiilî bir sıfattır.
Yine Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz yüce Allah gündüzün günahkârı tevbe etsin diye geceleyin elini uzatır. Gecenin günahkârı tevbe etsin diye gündüzün elini uzatır.”  Bunun dışında daha pek çok hadis-i şerif te zikredilebilir.
S. Herbir fiili sıfattan bir isim türetilebilir mi? Yoksa yüce Allah’ın bütün isimleri tevkîfî midir?
C. Hayır, yüce Allah’ın bütün isimleri tevkîfî olup, O’nun Kitab-ı Kerim’inde kendi zatına verdiği isimden yahut Rasûlü Sallallahu aleyhi vesellem’in O’nun hakkında kullandığı isimlerden başkası O’na isim verilemez. Yüce Allah’ın kendi zatı hakkında mutlak olarak kullandığı herbir fiil O’nun hakkında kullanılabilir. Ancak hepsinden isim türetilemiyebilir. Aksine yüce Allah bunların bir kısmı ile kendi zatını mutlak olarak vasfetmiştir. Şu buyruğunda olduğu gibi:
“Allah sizi yaratan, sonra size rızık veren, sonra sizi öldüren, sonra da sizi diriltecek olandır.” (er-Rum, 30/40)
Yüce Allah kendi zatına el-hâlik, er-razık, el-muhyî, el-mumît, el-müdebbir isimlerini vermiştir.
Kimileri de; yapılan işlere karşılık olmak üzere Yüce Allah’ın kendi zatı hakkında kullandığı fiillerdir. Bu fillerin sözkonusu edilmesine sebep olan anlatım çerçevesi içerisinde onun hakkında övgü ve kemal ifade eder. Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi:
“Doğrusu münafıklar Allah’ı aldatmak isterler. Halbuki onları asıl aldatan O’dur.” (en-Nisa, 4/142)
“Onlar hile yaptılar, Allah da hile yaptı. Allah hileye karşılık verenlerin en hayırlısıdır.” (Al-i İmran, 3/54)
“Onlar Allah’ı unuttular, O da onları unuttu.” (et-Tevbe, 9/67)
Ancak bu fiillerin sözkonusu edildiği âyetler dışında yüce Allah hakkında mutlak olarak kullanılmaları caiz değildir. Buna göre yüce Allah hile yapar, aldatır, alay eder ve benzeri sözler söylenmez. Aynı şekilde; o hileci, aldatıcı, alay edicidir de denilmez. Bunu ne müslüman, ne aklı başında bir kimse söyler. Şüphesiz yüce Allah kendi zatını hile, aldatma ve tuzak kurmakla ancak haksız yere bu işleri yapan kimselerin yaptıklarına karşılık (ceza) olmak üzere kendi zatını nitelendirir. Bu gibi hallere adaletle karşılık ve ceza vermenin yaratılmışlar tarafından bile güzel olduğu bilindiğine göre; herşeyi bilen, mutlak adaletli, hikmeti sonsuz, herşeyin yaratıcısı Allah hakkında bu nasıl güzel görülemez?
S. Yüce Allah’ın “el-A’lâ: en yüce” ismi ile aynı anlamı ihtiva eden “Zâhir, Kâhir ve Müteâlî” isimlerinin muhtevâları nedir?
C. Yüce Allah’ın el-Aliyyu’l-A’la (yüceler yücesi) ismi bundan türeyen sıfatı da ihtiva eder. Bu da yüce Allah hakkında uluvv (yücelik, yükseklik)ün bütün anlamları ile sabit olması demektir. Arşının üzerinde oluşu anlamıyla uluvv, bütün yaratıkları üzerinde yüce, onlardan ayrı, onları görüp gözeten, onların ne halde olduklarını bilen, herşeyi bilgisiyle kuşatan, hiçbir şey kendisine gizli kalmayan anlamıyla yüce olduğu gibi, kahr-u galebesiyle de âlî (yüce)dir. Kimse O’nunla yenişemez. Onunla çekişemez, O’na karşı koyamaz, O’na hiçbir şeyde engel olamaz. Aksine herşey O’nun azameti önünde boyun eğer, izzeti karşısında zelildir. Kibriyâsı önünde alçalmıştır. Herşey O’nun tasarrufu, kahr-u galebesi altındadır. Hiçbir şey O’nun kabzasının dışına çıkamaz. O şanı itibariyle de yücedir, O bütün kemal sıfatlarına sahibtir. Bütün eksiklikler O’ndan uzaktır, azizdir, celildir, şanı mübarek ve pek yücedir.
Uluvv (üstte oluş, yücelik)in bütün bu anlamları biri diğerinden ayrılmayacak şekilde birbirini gerektirmektedir.
S. Yüce Allah’ın fevkıyyetinin (üstte, yukarda oluşunun) Kitabtan delili nedir?
C. Bu hususa dair açık deliller sayılamayacak kadar çoktur. Bunlardan bir kısmı şu sözünü ettiğimiz isimler ile o anlamı ihtiva eden lafızlardır. Kur’ân-ı Kerim’de yedi ayrı yerde geçen: “Rahman Arşa istiva etti.” (Taha, 20/5) buyruğu da bunlar arasındadır. Yüce Allah’ın: “Gökte olanın sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz…” (el-Mülk, 67/16) âyeti ile ondan sonraki âyet-i kerime bunlar arasındadır.
Yüce Allah’ın:
“Üstlerinde Rablerinden korkarlar.” (en-Nahl, 16/50)
“Güzel söz O’na yükselir. Onu da salih amel yükseltir.” (Fatır, 35/10)
“Melekler de, ruh da ona miktarı ellibin yıl olan bir günde yükselir.” (el-Meâric, 70/4) ile
“Hani Allah şöyle buyurmuştu: ‘Ey İsa! Muhakkak ben seni (ecelinle) öldürürüm, kendime yükseltirim.” (Al-i İmran, 3/55) buyrukları ve daha başka pekçok buyruk bunu göstermektedir. 
S. Sünnetten bunun delili nedir?
C. Sünnetten delili de sayılamayacak kadar pek çoktur. Bunlardan birisi Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in “dağ keçileri” hadisindeki şu buyruklarıdır:
“Arş da bunun üstündedir. Allah da arşın üstünde olup, sizin içinde bulunduğunuz hali bilmektedir.”
Sa’d (b. Muaz)’a hitaben Kurayza oğulları kıssasında söylediği şu sözler de bu kabildendir:
“Andolsun sen aralarında yedi sema üzerinden mutlak melikin (yüce Allah’ın) hükmü ile hüküm verdin.” 
Yine Peygamber efendimizin cariyeye: “Allah nerede?” diye sorması üzerine onun “(Allah) göktedir” cevabına karşılık (sahibine) söylediği:
“Sen bunu azad et, çünkü o bir mü’minedir.”  buyrukları da bu kabildendir.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in miracına dair hadisler; meleklerin birbirlerinden nöbeti devralmalarına dair hadislerde kullandığı:
“Daha sonra aranızda kalan melekler yukarıya yükselirler. Onların hallerini o daha iyi bildiği halde onlara sorar…”  hadisi;
“Her kim helal bir kazançtan -ki yüce Allah’a ancak helal ve temiz olan yükselir.” “Bir hurma değeri kadar tasaddukta bulunursan…”  hadisi ile vahiy hadisinde kullandığı: “Allah semada bir emri hükme bağladığı zaman melekler onun buyruğuna boyun eğerek itaatle kanatlarını çırparlar. O sesi sanki dümdüz bir kaya üzerindeki bir zincir (sesini) andırır…”  hadisi ve daha başka pekçok hadisler bunu göstermektedir. Cehmiyye  dışında bütün insanlar bunu ikrar ve kabul etmişlerdir.
S. İstivâ meselesi hakkında selef-i salih arasından dinde imam (önder) kabul edilenler ne söylemişlerdir?
C. Hepsinin -Yüce Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- ittifakla söyledikleri şudur: İstivâ ne demek olduğu bilinen bir lafızdır. Nasıl olduğu ise akılla bilinemez. Ona iman etmek farzdır. Ona dair soru sormak bid’attir. Risalet Allah’tan, tebliğ görevi Rasûle aittir. Bize düşen ise onu tasdik etmek ve teslimiyetle karşılamaktır.
Selef-i salihin önder ilim adamlarının isim ve sıfat ile ilgili âyetler ve hadislerin tamamı hakkındaki söyledikleri budur:
“Biz ona inandık, hepsi Rabbimiz nezdindendir.” (Al-i İmran, 3/7);
“Allah’a iman ettik, sen de bizim şüphesiz müslümanlar olduğumuza şahit ol!” (Al-i İmran, 3/52)
S. Kahretmek (herşeye rağmen emrini ve istediğini gerçekleştirmek) anlamı ile uluvv’ün (yüce ve yukarda oluşun) kitabtan delili nedir?
C. Bunun da delilleri pek çoktur. Bazılarını hatırlatalım: “Kullarının üstünde kahir olandır O.” (el-En’âm, 6/18) Bu buyruk hem kahretmek (ne olursa olsun emrini gerçekleştirmek) anlamı ile, hem de yukarda oluş anlamı ile uluvvu ihtiva etmektedir.
“O bundan münezzehtir. O Allah’tır, birdir. Kahhar olan (herşeye hükmünü geçiren)dir.” (ez-Zümer, 39/4)
“Bugün mülk kimindir? Bir ve tek, kahhar (emir ve iradesine karşı konulamayan) Allah’ındır.” (el-Mu’min, 40/16)
“De ki: ‘Ben ancak bir uyarıcıyım. Bir tek kahhâr (hükmünü herşeye rağmen dilediği gibi yerine getiren) Allah’tan başka hiçbir ilâh da yoktur.” (Sad, 38/65)
“Hareket eden ne kadar canlı varsa hepsinin alnından tutan O’dur. (Onlarda dilediği gibi tasarrufta bulunan mutlak malik ve kadir olan, onu yöneten ve yaşatan O’dur.)” (Hud, 11/56)
“Ey cin ve insan toplulukları! Eğer göklerle yerin bucaklarından kaçmaya gücünüz yetiyorsa kaçın! Ama buna dair bir güç ve imkânınız olmadıkça kaçamazsınız ki…” (er-Rahman, 55/33) ve bunun dışında başka âyet-i kerimeler.
S. Sünnetten buna dair deliller nelerdir?
C. Sünnetten buna dair deliller de pek çoktur. Örnek olmak üzere Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in şu buyruklarını kaydedelim: “Alnından yakaladığın hareket eden herbir canlının şerrinden sana sığınırım.” ; “Allah’ım şüphesiz ki ben senin kulunum, senin kulların olan bir anne ve babanın evladıyım. Alnım senin elindedir. (Bende istediğin şekilde tasarruf sahibisin.) Hükmün hakkımda aynen geçerlidir. Hakkımda verdiğin hüküm adaletlidir.”
“Şüphesiz ki sen hükmedersin ama sana hükmedilemez. Şüphesiz ki senin dost edindiğin asla zelil olmaz. Senin düşmanlık ettiğin de asla aziz olmaz.”  Ve buna benzer daha başka hadis-i şerifler.
S. Şanının yüceliğinin delili nedir? Ve yüce Allah’tan nefyedilmesi gerekenler nelerdir?
C. Şanının yüceliğini yüce Allah’ın el-Kuddûs, es-Selâm, el-Kebîr, el-Muteâl ve bu manayı ihtiva eden isimlerinin kapsadığı ve onun bütün kemal ve celâl sıfatlarının gerektirdiği manayı ifade eder.
O başkasına ait bir mülk (egemenlik ve tasarruf) bulunmasından yahut mülkün (egemenlik ve tasarrufun) bir payına sahip olunmasından, ona bir yardımcı bulunmasından, bir destek bulunmasından, onun izni olmaksızın nezdinde bir şefaatçinin yahutta ona rağmen başkalarını himayesine alacak birisinin varlığından Ehadiyyeti itibariyle münezzehtir. (Bütün bu hususlarda bir ve tektir.)
O azameti kibriyası, melekûtu ve ceberutu itibariyle bütün bu hususlarda kendisi ile münazaa edebilecek yahut yarışacak birisinin bulunmasından ya da güçsüzlükten dolayı bir dost ve yardımcı edinmekten münezzehtir.
Samediyeti itibariyle eşinin, evladının, babasının, denginin ve benzerinin bulunmasından yüce ve münezzehdir.
Hayatının, kayyûmiyetinin ve kudretinin kemali itibariyle ölümden, uyuklamaktan, uykudan, yorulmaktan, bitkinlikten yüce ve münezzehtir.
İlminin kemali itibariyle gafletten ve unutmaktan, yerde yahut gökte onun ilminden zerre ağırlığınca bir şeyin dahi bilgisinin dışında kalmasından yüce ve münezzehtir.
Hikmetinin ve her türlü hamde layık oluşunun kemali itibariyle herhangi bir şeyi boşuna yaratmaktan, mahlukatı emirsiz ve nehiysiz başıboş terketmekten, ölümden sonra diriltmeyerek amellerinin karşılıklarını vermemekten yüce ve münezzehtir.
Adaletinin kemali itibariyle herhangi bir kimseye zerre ağırlığınca zulmetmekten yahutta onun iyiliklerinin herhangi bir karşılığını vermemekten yüce ve münezzehtir.
Gani (başkasına muhtaç olmamak)liğinin kemali bakımından yemekten, rızka ihtiyaç duymaktan yahutta herhangi bir hususta kendisinden başka bir varlığa muhtaç olmaktan yüce ve münezzehtir.
O gerek kendisinin kendi zatını, gerekse de Rasûlünün kendisini vasfettiği bütün sıfatlarda, ta’tilden ve temsilden yüce ve münezzehtir. Hamdiyle onu tesbih ve tenzih ederiz. Aziz ve celildir. Şanı yüce ve mübarektir.
O uluhiyyetine/ilahlığına, rububiyyetine/rablığına, Esma-i Hüsna’sı ve yüce sıfatlarına aykırı olan, onlarla bağdaşmayan herbir şeyden yücedir, mukaddestir.
“Göklerde ve yerde en yüksek misal (sıfatlar) yalnız O’nundur. O, azizdir, hakimdir.” (er-Rum, 30/27)
Bu hususta kitab ve sünnetten oluşan vahyin nassları, çokluğu ve yaygınlığı ile birlikte, bilinen ve anlamları kavranılan nasslardır.
S. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in Esma-i Hüsnâ hakkında: “Onları ezberleyip belleyen cennete girer” diye buyurmasının anlamı nedir?
C. Bu buyruk birkaç şekilde açıklanmıştır.
1. Bunları ezberleyerek, bunlarla yüce Allah’a dua ederek hepsi ile onu övmek,
2. Kul için kendisine uyulması mümkün olabilen “er-Rahîm, el-Kerîm” gibi isimlerin manalarına sahip olmak noktasında, kendisine yakışan şekilde bu manalarla nitelenebilmesi mümkün olabildiği kadarıyla, bu anlamlara sahip olmak için kendisini eğitir ve alıştırır.
“el-Cebbar, el-Azîm ve el-Mütekebbir” gibi, şanı yüce Allah’a mahsus olan isimler ile ilgili olarak kula düşen bunları ikrar ve kabul etmek ve bunlar önünde itaatle boyun eğmek bu sıfatlardan herhangi birisi ile bezenmeye kalkışmamaktır.
“el-Ğafûr, eş-Şekûr, el-Afuv, er-Raûf, el-Halîm, el-Cevâd, el-Kerîm” gibi. va’d anlamı taşıyan isimlere gelince, kul bu isimlerin ihtiva ettiği mana çerçevesinde ümit ve beklenti içerisinde olmalıdır.
“el-Azîz Zu’ntikam (intikam alıcı), Şedidu’l-ikab (cezası çetin), Serîu’l-hisab (hesabı çabucak gören)” gibi tehdit anlamını ihtiva eden isimler karşısında ise kul saygı ve korku ile itaat etmeli, bu isimlerin kendisi üzerinde tecelli etmesinden korkmalıdır.
3. Kul bu isimlere tanık olmalı ve bunlara marifeti ve ubûdiyeti ile hakkettiklerini vermelidir. Mesela yüce Allah’ın yaratıkları üzerindeki yüceliğini ve onların üzerindeki üstünlüğünü, Arşın üzerinde istivâ edişini, ilmiyle kudretiyle ve başka isim ve sıfatlarıyla, mahlukatı ihata (kuşatması) ile birlikte onlardan ayrı oluşuna tanıklık edip, bu sıfatların gereğince ona kulluk ederek kalbiyle ona yükselip, ona niyaz ederek kapısını çaldığı şuuruna vararak; Onun huzurunda pek güçlü bir hükümdarın önünde, oldukça zilletle duran bir kul gibi durduğunu hissederek söylediği sözlerin ve amellerinin ona yükseldiğini, ona arzedildiğini bilerek; kulluğunu arz edince sözlerinden ve amellerinden onun huzurunda kendisini rezil ve rüsvay edecek şeylerin yükselmesinden utanması demektir.
O ilahi emirlerin ve hükümlerin, kâinatın herbir yanına öldürmek, hayat vermek, aziz kılmak, zelil kılmak, alçaltmak, yükseltmek, vermek, alıkoymak, belâları kaldırmak veya salmak, insanlar arasında günleri döndürüp durmak ve buna benzer hertürlü tasarruf ve tedbir ile kendisinden başka hiçbir kimsenin tasarrufta bulunmadığı, mutlak egemen olduğu kâinat ülkesinde bunlara tanık olması demektir. Çünkü onun bütün emir ve buyrukları bu kainat ülkesinde dilediği şekilde aynen geçerlidir:
“O herşeyi gökten yere tedbir eder (çekip, çevirir, düzenler, idare eder). Sonra miktarı sizin saymanıza göre bin yıl olan bir günde ona yükselir.” (es-Secde, 32/5)
Her kim marifeti ve ubudiyyeti itibariyle bu konuma hakkını verecek olursa, Rabbi sayesinde hiçbir şeye ihtiyaç duymaz ve Rabbi de ona yeter. Aynı şekilde onun herşeyi kuşatan bilgisine, işitmesine, görmesine, hayatına, kayyûmiyetine ve başka sıfatlarına tanık olan bir kimsenin durumu da böyledir. Böyle bir konuma yükselebilmek, ancak es-Sâbikûn, el-Mukarrabûn (ve ileriye geçmiş oldukça yakınlaştırılmış kimseler)e nasib olur.
S. İsim ve sıfatların tevhidinin zıttı nedir?
C. Bunun zıttı yüce Allah’ın isimlerinde, sıfatlarında, âyetlerinde (belgelerinde, delillerinde) hakkın dışına çıkmak, eğriliğe sapmaktır. Bu da üç türlüdür:
1. Yüce Allah’ın isimlerini gerçek şekillerinden uzaklaştırıp, bu isimleri putlarına ad olarak veren ve böylece bunlara birşeyler katan ya da eksilten müşriklerin inkârıdır. Bunlar “el-Lât” ismini “el-İlah” isminden, “el-Uzza” ismini “el-Aziz”den, “Menat” adını “el-Mennan”den türetmişlerdir.
2. Yüce Allah’ın sıfatlarına keyfiyyet isnad eden ve O’nun sıfatlarını yaratıklarının sıfatlarına benzeten müşebbihe (benzeticiler)in ilhâd ve inkârı. Bu da müşriklerin ilhadının zıttıdır. Çünkü diğerleri mahluku âlemlerin Rabbine eşit kılarken, bunlar onu yaratılmış cisimler seviyesine indirgemiş ve onu bu yaratılmışlara benzetmişlerdir. O bunlardan yüce ve münezzehtir.
3. İsim ve sıfatlarını inkâr eden muattilenin ilhadı (ve inkarı). Bunlar da iki kısımdır. Bir kısmı yüce Allah’ın isimlerinin lafızlarını kabul ederken, kemal sıfatlarının muhtevasını ona nisbet etmeyerek şöyle demişlerdir: O “rahmet”siz olarak rahman ve rahimdir. İlimsiz olarak “alim”dir, sem’siz olarak “semî'”, basarsız olarak “basir”, kudretsiz olarak “kadir” demişler ve diğer bütün sıfatları da bu şekilde yorumlamışlardır. (Bunlar mu’teziledir.)
Bir diğer kısım ise açık bir şekilde bütün isimleri ve bunların muhtevalarını kabul etmediklerini ifade etmişlerdir. (Bunlar da cehmiyyedir.) Onu hiçbir ismi ve hiçbir sıfatı bulunmayan katıksız “adem: yokluk” ile nitelendirmişlerdir.
Zalim, inkarcı ve sapkın (mülhid)lerin söylediklerinden yüce Allah pek çok yüce ve münezzehtir.
“Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O halde ona ibadet et ve ona ibadetinde sebat göster. Onun adıyla anılan bir kimse biliyor musun?” (Meryem, 19/65)
“Onun benzeri hiçbir şey yoktur ve o herşeyi işitendir, görendir. (Semî’, Basîr)” (eş-Şûrâ, 42/11)
“O, onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise bilgileri ile onu kuşatamazlar.” (Taha, 20/110)
S. Acaba tevhid çeşitlerinden birisine aykırı olan bir husus, hepsine aykırı gelecek şekilde, birbirlerinden ayrılmayan (mütelâzim) türler midir?
C. Evet, tevhidin bütün çeşitleri birbirleriyle mütelâzimdir. Bunlardan herhangi bir türü hakkında Allah’a ortak koşan bir kimse diğerlerinde de Allah’a ortak koşan bir müşriktir.
Mesela Allah’tan başkasına dua ederek, Allah’tan başkasının güç yetiremeyeceği bir şeyi o kimseden istemek buna örnektir. Çünkü Allah’tan başkasına dua etmek bir ibadettir. Hatta ibadetin özüdür. Onu Allah’ın dışında, Allah’tan başkasına yöneltmek, Allah’ın ulûhiyyetinde bir şirktir.
Böyle bir kimseden, bir hayır elde etmek yahut bir şerri bertaraf etmek kabilinden bir ihtiyacı bunu gerçekleştirebilmek kudretine sahip olduğuna inanarak istemek ise, Allah’ın rubûbiyetinde bir şirktir. Çünkü o bu inanışı ile Allah’ın mülkünde Allah ile birlikte bir başka tasarruf sahibi bulunduğuna inanmış olur. Diğer taraftan böyle bir kimse Allah’ın dışındaki bu varlığa ancak uzak olsun, yakın olsun, hangi zaman ve hangi mekânda bulunursa bulunsun, kendisini duyduğuna inanarak dua etmekte ve bunu açıkça ifade etmektedir. Bu ise Allah’ın isim ve sıfatlarında bir şirktir. Çünkü Allah’ın dışında dua ettiği bu varlığın yakınlığın da, uzaklığın da engel teşkil etmediği, işitilebilecek bütün herşeyi kuşatabilecek bir sem’inin (işitme gücünün) olduğunu kabul etmiş olmaktadır. İşte Allah’ın ulûhiyyetinde koşulan bu şirk, rububiyette de, isim ve sıfatlarda da O’na şirk koşmayı beraberinde getirmiş olmaktadır.

30 Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın isimlerinin tefsiri Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem tarafından hadis-i şerifte yapılmış bulunmaktadır: Muslim, VIII, 78-79, Ebu Dâvûd, IV, 312, Tirmizî, V, 272; İbn Mâce, II, 1259; Müsned, II, 381, 404, 556
31 Buhârî, VII, 137; Muslim, I, 43; Tirmizî, V, 26; İbn Mâce, II, 1435-1436
32 Müsned, V, 428, 429; Beğavi, Şerhu’s-Sünne, XIV, 324
33 İbn Mâce, II, 1406. Bu manada Müsned, III, 30.
34 Nesâî, VII, 5; Ebu Dâvûd, III, 222
35 Nesâî, VII, 6; Müsned, VI, 371-372
36 Nesâî, VII, 5; Ebu Dâvûd, III, 222. Yakın manada: Müsned, II, 76; Buhârî, VIII, 14; Muslim, V, 80; Tirmizî, IV, 109; Nesâî, VII, 5; İbn Mâce, II, 677; Ebu Dâvûd, III, 222
37 Ebu Dâvûd, III, 223; Müsned, V, 352
38 Tirmizî, IV, 110; Ebu Dâvûd, III, 223; Müsned, II, 86-87
39 Müsned, I, 214, 224, 347; İbn Mâce, I, 684
40 Müsned, V, 384,394; Darimi, II, 205; Ebu Dâvûd, IV, 295
41 Sözü geçen gaybın anahtarları Lukman, 31, 34. âyet-i kerimesinde sayılmıştır. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de bunları böylece tefsir etmiştir. Bk. Buhârî, VIII, 166; Müsned, II, 24
42 Muslim, VIII, 35-36; Ebu Dâvûd, IV, 59; Müsned, II, 248, 376, 414; İbn Mâce, II, 1397
  Bk. Tirmizî, V, 451-452; Müsned, V, 133-134
43 Buhârî, VII, 169; Muslim, VIII, 63; Tirmizî, V,
44 Buhârî, VII, 169; Muslim, VIII, 63; Tirmizî, V, 523; İbn Mâce, II, 1269
45 Müsned, I, 391; Hakim, el-Müstedrek, I, 509
46 Buhârî, VII, 154; Muslim, VIII, 85; Tirmizî, V, 495; Müsned, I, 280
47 Müsned, III, 158, 285; Nesâî, III, 52; Ebu Dâvûd, II, 79; Hakim, Müstedrek, I, 504 sahih olduğunu belirtmiş, Zehebî de bu hususta ona muvafakat etmiştir.
48 Müsned, I, 62, 66, 72; Ebu Dâvûd, IV, 323; Tirmizî, V, 465; İbn Mâce, II, 1273
49 Müsned, I, 9, 10; Darimi, II, 202-203; Tirmizî, V, 542; Ebu Dâvûd, IV, 316-317
50 Muslim, VIII, 78-79; Müsned, II, 381; Ebu Dâvûd, IV, 312; Tirmizî, V, 472; İbn Mâce, II, 1259-1260
51 Buhârî, VII, 148; Müsned, I, 298; Muvatta, I, 217; Nesâî, III, 209; Tirmizî, V, 481; Darimi, I, 287
52 Müsned, IV, 338; Nesâî, III, 52; Tirmizî, V, 515-516
53 Tirmizî, V, 538; Müsned, VI, 315, 91, IV, 182; Buhârî, VIII, 168-169; İbn Mâce, II, 1260
54 Ayet-i Kerime yüce Allah’ın “iki el” sıfatının olduğuna delildir.
55 Ayet-i Kerime yüce Allah’ın “vech (yüz)” sıfatının olduğuna delildir.
56 Bu da öyle.
57 Ayet-i Kerime yüce Allah hakkında “göz” sıfatının sabit olduğuna delildir.
58 Ayet-i Kerime “sem’ (işitmek), basar (görmek)” sıfatlarına delildir
59 Aynı şekilde.
60 Ayet-i Kerime “ilim” sıfatına delildir.
61 Ayet-i Kerime “kelam” sıfatına delildir. Kelam yüce Allah’ın zatı ile alakalı olması bakımından zati bir sıfattır. Meşieti (dilemesi) ile alakalı olması bakımından fiili bir sıfattır. O dilediği zaman mütekellim olandır (istediği gibi konuşan, söz söyleyendir.)
62 Muslim, I, 111; Müsned, IV, 401, 405; İbn Mâce, I, 70. Bu hadis-i şerifte vech ve basar sıfatları sözkonusu edilmektedir.
63 Buhârî, VIII, 173, 175; Muslim, III, 77; Müsned, II, 313, 500. Bu hadiste iki el sıfatı sözkonusu edilmektedir.
64 Buhârî, VIII, 172; Muslim, I, 107; Müsned, II, 37, 131, 135. Hadiste yüce Allah hakkında göz (ayn) sıfatı zikredilmektedir.
65 Buhârî, VII, 162; Tirmizî, II, 345; Müsned, V, 433; İbn Mâce, I, 440. Bu hadiste ilim ve kudret sıfatları sözkonusu edilmektedir.
66 Buhârî, VIII, 168; Muslim, VIII, 74; Ebu Dâvûd, II, 87; Müsned, IV, 394, 402, 403, 407
67 İbn Huzeyme, Kitabu’t-Tevhid, I, 348; Kitabu’s-Sünne, I, 227
68 Buhârî, VII, 196; VIII, 195; Muslim, I, 139; Müsned, III, 32, 33, I, 388, IV, 432, 435
69 Bu âyet-i kerimede yüce Allah’ın celaline yakışan bir şekilde “yed: el” sıfatı sözkonusu edilmektedir. Yüce Allah bu âyet-i kerimeyi fiili bir sıfat olan kabz (yakalama) sıfatına delil göstermiştir.
70 Bu âyet-i kerimeyi yaratma sıfatına delil göstermektedir. “İki el” sıfatı ise önceden de geçtiği üzere zatî bir sıfattır.
71 Buhârî, VIII, 197; Muslim, II, 175; Ebu Dâvûd, IV, 234; Tirmizî, V, 526; Darimi, I, 286; Muvatta, I, 95; Müsned, I, 388,403,446
72 Buhârî, VII, 205; VIII, 189; Muslim, I, 112-113
73 Buhârî, VIII, 166, 173; Muslim, VIII, 126; Darimi, II, 233; Müsned, II, 72, VI, 117
74 Buhârî, VIII, 187-188; Muslim, VIII, 95-96; Tirmizî, V, 549; Müsned, II, 242; İbn Mâce, II, 1435
75 Buhârî, VIII, 203, VII, 214; Muslim, VIII, 49; Ebu Dâvûd, IV, 226; Müsned, II, 248; İbn Mâce, I, 31
76 Muslim, VIII, 100; Müsned, IV, 395, 404
77 Bu buyruğun zikredildiği yedi yer şunlardır: el-A’raf, 7/45; Yunus, 10/3; er-Ra’d, 13/2; Taha, 20/5; el-Furkan, 25/59; es-Secde, 32/4; el-Hadid, 57/4. Bu istiva âyetlerinde yüce Allah açıkça arşın üzerinde olduğunu ifade etmiş bulunmaktadır. Selef istivayı yukarda olmak ve üstünde bulunmakla açıklamışlardır.
78 Bu hadisi Müsned, I, 206-207’de, Ebu Dâvûd IV, 231; Tirmizî V, 424; İbn Mâce, I, 69’da kaydetmiş olup, hepsinin de senedi zayıftır. Nitekim merhum el-Elbani de bu hadisin zayıf olduğunu belirtmiştir.
79 Buhârî, V, 50; Muslim, V, 160; Müsned, II, 22
80 Muslim, II, 70, 71; Ebu Dâvûd, I, 244; Nesâî, III, 14-18; Muvatta, III, 5; Darimi, II, 108; Müsned, II, 291
81 Buhârî, VIII, 177, 195; Muslim, II, 113; Nesâî, I, 240; Muvatta, I, 184; Müsned, II, 257, 312, 486
82 Buhârî, VII, 177; Muslim, III, 85; Müsned, II, 331, 381, 419…
83 Buhârî, VIII, 194; Tirmizî, V, 362; İbn Mâce, I, 70
84 Cehmiyye: el-Cehm b. Safvan’a tabi olanlara verilen isimdir. O bir bid’at olan görüşünü Tirmiz’de açığa vurmuş, Selm b. Ahvez onu Merv’de 128 hicri yılında öldürmüştür. İsim ve sıfatları nefyederek Ta’tile sapması ve kadere karşı insanın mecbur olduğunu belirtmesi, (cebriyeciliği) ve başka görüşleri ile meşhur olmuştur. Şehristani, el-Milel ve’n-Nihal, s. 86-88; el-Bağdadi, el-Fark beyne’l-Firak, s. 211-212
85 Ummu’l-Mü’minin Um Seleme Radıyallahu anha’dan, İmam Malik’in hocası Rabia’dan ve bizzat İmam Malik’ten… rivayet edilmiş bu manadaki sözler için bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari, XIII, 406-407
86 Muslim, VIII, 79; Ebu Dâvûd, IV, 312; İbn Mâce, II, 1274-1275
87 Müsned, I, 391
88 Nesâî, III, 248; Tirmizî, II, 328-329; İbn Mâce, I, 373; Ebu Dâvûd, II, 63; Müsned, I, 199

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: