GÜNAHLAR, TEVBE, DÜNYEVΠCEZALAR

S. Masiyetler kaç kısımdır?
C. Masiyetler “seyyiât” diye bilinen küçük günahlar ile “mûbikat” diye bilinen büyük günahlar olmak üzere iki kısma ayrılmıştır.

S. Küçük günahların keffâreti nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin (küçük) günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir mekâna sokarız.” (en-Nisa, 4/31)
“Çünkü iyilikler, kötülükleri giderir.” (Hûd, 11/114)
Böylece yüce Allah küçük günahların, büyük günahlardan kaçınmak ve iyilikler işlemekle affedileceğini haber vermektedir. Nitekim hadis-i şerif’te de böyle buyurulmaktadır:
“Sen günahın peşinden iyiliği yetiştir ki onu silsin.”
Sahih hadislerde de belirtildiği üzere hoşa gitmeyen hallere rağmen güzelce abdest alıp, mescidlere gitmek üzere ardı arkasına adımlar atmanın, beş vakit namazın, cumadan cumaya kadar (cuma namazının), ramazandan ramazana kadar (orucun), ramazan ayını kıyamla (namaz kılarak -özellikle teravih namazı-) geçirmenin, kadir gecesini namazla geçirmenin, aşure günü oruç tutmanın ve daha başka itaatlerin küçük günahlar için de, büyük günahlar için de keffaret olacaktır.
Bu hadislerin bir çoğunda da büyük günahlardan kaçınma kaydı getirilmiştir. Dolayısıyla bu hadisler arasından mutlak (bu kayd zikredilmeksizin) gelen hadisler onlara göre yorumlanır. Dolayısıyla yapılan iyiliklerle veya başka yollarla küçük günahların affedilmeleri için büyük günahlardan kaçınmak şarttır.

S. Büyük günahlar nelerdir?
C. Büyük günahların tanımı hususunda ashabın, tabiînin ve başkalarının çeşitli görüşleri vardır. Bir görüşe göre haddi gerektiren herbir günahtır.
Diğer bir görüşe göre ise arkasından lanetin, yahut gazabın, yahut cehennem ateşinin ya da herhangi bir cezanın sözkonusu edildiği herbir günahtır.
Başka bir açıklamaya göre büyük günah işleyenin dine aldırış etmediği, onu önemsemediği, Allah’tan haşyet (saygı ve korku)inin azlığı intibaını veren herbir günahtır. Daha başka tanımlar da yapılmıştır.
Sahih hadislerde aralarında derece farkı bulunmakla birlikte pekçok günahın “kebâir: büyük” olmakla nitelendirildiği sabittir. Bunlardan birisi Allah’a şirk koşmak ve sihir gibi büyük küfürdür. Kimisi ise büyük günah ve hayasızlıkların büyükleridir. Bunlar da bu mertebeden daha aşağıdadır. Yüce Allah’ın -hak ile olması hali müstesnâ- haram kıldığı canı öldürmek, savaştan geri dönüp kaçmak, faiz yemek, yetimin malını yemek, yalan şahitlikte bulunmak -ki birşeyden habersiz mü’min ve iffetli hanımlara zina suçunu isnad etmek de bunlardandır- içki içmek, anne-babaya itaatsizlik etmek ve başkaları sayılabilir.
İbn Abbas Radıyallahu anh dedi ki: Büyük günahlar yediden çok yetmişe daha yakındır.
Haklarında “Kebâir: Büyük günah” ifadesi kullanılan günahları tetkik eden bir kimse bunların yetmişten daha fazla olduğunu görür. Hele arkasından lanet, gazab, azab, Allah’la savaşma ve buna benzer diğer tehdit lafızlarının sözkonusu edildiği, kitab ve sünnette ağır tehdidin haklarında söz konusu edildiği bütün günahları tesbit etmeye kalkışan bir kimse bunların oldukça fazla olduğunu görecektir.

S. Küçük ve büyük bütün günahların keffâreti (örtülmesi, affedilmesi) ne ile olur?
C. Bütün günahlar nasûh (samimi) tevbe ile affedilir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, Allah’a nasûh (samimi ve aynı günaha bir daha dönmemekte kararlı olunan) bir tevbe ile tevbe edin. Olur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter, sizi altlarından ırmaklar akan cennete sokar.” (et-Tahrim, 66/8)
Yüce Allah’ın: “Olur ki, umulur ki (âsa)” diye kendisi ile alakalı bir hususu sözkonusu etmesi, kesinlikle o hususun gerçekleşeceğini ifade eder.
Bir başka yerde yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amelî işleyenler müstesnâ. İşte Allah bunların günahlarını sevaba değiştirir.” (el-Furkan, 25/70)
“Ve onlar çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri vakit Allah’ı hatırlayarak hemen günahları için bağışlanma dileyenlerdir. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlar ki?! Bir de işledikleri (günah) üzerinde bilip durdukları halde ısrar etmeyenlerdi. İşte bunların mükâfatı Rablerinden bir mağfiret ve altından ırmaklar akan cennetlerdir…” (A’l-i İmran, 3/135-136) âyetleri ve daha başka âyetler.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:
“Tevbe kendisinden öncekileri silip, süpürür.”
“Allah’ın, kulunun tevbesi dolayısıyla sevinmesi, oldukça tehlikeli bir yerde konaklayıp, beraberinde üzerinde yiyeceği ve içeceği bulunan bineği bulunup, başını uyumak üzere koyan, uyandığında ise bineğinin gitmiş olduğunu gören, nihayet sıcak ve susuzluk bastırınca ya da yüce Allah’ın dedikleri olunca, haydi yerime geri döneyim deyip, dönerek uykuya dalan, sonra başını kaldırdığında bineğinin yanıbaşında olduğunu gören kimsenin sevinmesinden daha fazladır.”

S. Nasûh tevbe ne demektir?
C. Nasûh tevbe günahtan vazgeçmek, o günahın işlenmesine pişmanlık duymak ve ebediyyen bir daha o günaha dönmemek üzere kesin karar vermekten ibaret olan üç şartın bulunduğu samimi tevbe demektir. Eğer tevbesi edilen günahta bir müslümana haksızlık sözkonusu ise mümkünse o günahtan dolayı o kimseden helâllık diler. Çünkü eğer bugün o günahtan dolayı o kimseden helâllık dilemeyecek olursa, kıyamet gününde bu haksızlığı ondan geri istenecek ve kaçınılmaz olarak kısası uygulanacaktır. Bu tür haksızlıklar hiçbir şekilde bırakılmayan türdendirler. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:
“Her kimin yanında kardeşine zulmettiğinden dolayı bir hak var ise dinar ve dirhemin olmayacağı bir gün gelmeden önce bugün ondan helallık dilesin. (Çünkü o gün) eğer onun (haksızlık yapanın) iyilikleri varsa onun iyiliklerinden alınır, değilse (haksızlık yaptığı) kardeşinin kötülüklerinden alınır, ona verilir.”

S. Bütün insan fertleri hakkında tevbe ne zaman sona erer?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın tevbelerini kabul edeceği kimseler kötülüğü ancak bilmeden yapanların, sonra da çarçabuk tevbe eden kimselerinkidir. İşte Allah’ın tevbelerini kabul edeceği kimseler bunlardır. Allah hakkıyla bilendir, hikmeti sonsuz olandır.” (en-Nisa, 4/17)
Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem’in ashabı, işlenmesiyle Allah’a asi olunan her bir şeyin bir bilgisizlik olduğunu icma ile ifade etmişlerdir. Yapılan bu iş ister kasti olsun, ister başka türlü olsun farketmez. Yine ölümden önce olan herbir işin de “çarçabuk yapılmış” olacağını da kabul etmişlerdir. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz Allah kulunun tevbesini can boğaza gelinceye kadar kabul eder.”
Bu husus pekçok hadis-i şerifte sabit olmuştur. Ancak kişi ölüm meleğini görecek ve artık ruh göğüste hırıltı çıkaracak noktaya kadar gelecek, gırtlağa kadar dayanıp, can gırtlak çıkıntısından hırıltıya sebeb olacak noktaya gelecek olursa, artık kabul edilecek tevbe zamanı geçmiş olur ve o zaman herhangi bir kurtuluş sözkonusu olmaz. Çünkü “artık kurtulma vakti geçmiştir.” (Sad, 38/3)
İşte bu hal yüce Allah’ın bir önceki âyet-i kerimenin akabinde ifade ettiği şu durumdur:
“Yoksa (kabul edilen) tevbe kötülükleri işleyip, durup da nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında: ‘Ben şimdi gerçekten tevbe ettim’ diyenlerinki değildir.” (en-Nisâ, 4/18)

S. Dünya hayatında tevbenin sona ereceği zaman ne zamandır?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Rabbinin âyetlerinden biri geldiği gün, daha önce iman etmemiş yahut imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye imanı fayda vermez…” (el-En’âm, 6/158)
Sahih-i Buhari’deki rivayete göre Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Güneş (batıdan) doğup insanlar da iman edince, işte “kimseye imanın fayda vermeyeceği zaman o zamandır.” Peygamber daha sonra âyeti okudu.
Ana hadis kitaplarında olsun, başkalarında olsun, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem Efendimizden bu anlamda bir çok sahabiden rivayet edilmiş pek çok hadis-i şerif vardır.
Safvan b. Assâl dedi ki: Resulullah Sallallahu aleyhi vesellem i şöyle buyurken dinledim:
“Gerçek şu ki; yüce Allah, tevbe için batı tarafında genişliği yetmiş yıl(lık mesafe) olan bir kapı açmış bulunmaktadır. Güneş o kapıdan doğmadıkça kapatılmayacaktır. Bu hadisi sahih olduğunu belirterek Tirmizi ve ayrıca Nesai ve İbn Mace de uzunca bir hadisin bir bölümü olarak rivayet etmişlerdir.

S. Büyük bir günah işlemekte ısrar edip dururken ölen muvahhidlerin hükmü nedir?
C. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“O gün tartı haktır. Artık kimlerin terazileri ağır basarsa işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Kimin de terazileri hafif gelirse, onlar da âyetlerimize (inkâr ile) zulmedegeldikleri için kendilerini zarara uğratmış kimselerdir.” (el-A’raf, 7/8-9)
“O gün herkes iyilik türünden ne işlediyse onu hazırlanmış bulacak. Kötülük türünden ne işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafenin olmasını arzu edecek…” (Al-i İmran, 3/30)
“O gün gelen herkes kendi nefsi için çabalayacak, herkese yaptıklarının karşılığı eksiksiz olarak verilecek ve onlara asla zulmedilmeyecektir.” (en-Nahl, 16/111)
“Bir de Allah’a döndürüleceğiniz bir günden korkunuz. Sonra herkese kazandığı (amellerinin karşılığı) eksiksiz verilecek ve onlara zulmedilmeyecektir.” (el-Bakara, 2/281)
“O günde insanlar amelleri kendilerine gösterilmek için bölük bölük döneceklerdir. Kim zerre ağırlığınca bir hayır yapıyorsa, onu görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yapıyorsa onu görecektir.” (ez-Zilzal, 99/6-8) ve daha başka âyet-i kerimeler.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmaktadır:
“İnceden inceye hesaba çekilen bir kimse azab edildi demektir.” Bunun üzerine Âişe Radıyallahu anha ona şöyle dedi:
“Yüce Allah: “O kolay bir hesab ile hesaba çekilecektir.” (el-İnşikak, 88/8) diye buyurmuyor mu?” Peygamber şöyle buyurdu:
“O amellerin arzedilmesi hakkındadır, fakat inceden inceye hesaba çekilen kimse azaba uğrayacak demektir.”
Bundan önce mahşere, mevkıfin hallerine, mizana, amel defterlerinin dağıtılmasına, amellerin arzedilmesine ve hesaba dair birtakım nasslar sunduk. Sırata, şefaatlere ve bunların dışında insanların dünya hayatında iken Rablerine itaat etmek ya da etmemek bakımından aralarındaki farklılığa göre âhiretteki halleri ve mertebelerinin farklılığına, kimisinin hayırlarda ileri, kimisinin orta halli, kimisinin de kendi nefsinin zalimi olarak tesbit edileceğine dair nassları da kaydetmiş bulunuyoruz.
Şimdi bu husus bilindiğine göre şunu belirtelim ki; Kur’ânî âyetler ile nebevî sünnetin tesbit edip, selef-i salih ile ashab ve onlara güzel bir şekilde tabi olan tefsir, hadis ve sünnet imamlarının oluşturduğu birinci nesilin kabul ettiği şudur: Tevhid ehlinden olup, isyankâr (günahkâr) olan kimseler üç kesime ayrılacaklardır. Birincileri iyilikleri, kötülüklerinden ağır basmış olanlar. Bunlar cennete girecekler ve cehennem ateşi onlara asla dokunmayacaktır.
İkincileri ise iyilikleri ve kötülükleri birbirine eşit olup, günahları sebebiyle cennete giremeyen fakat iyilikleri de kendilerini cehennemden uzak tutan kimselerdir. İşte bunlar yüce Allah’ın cennet ile cehennem arasında dilediği kadar bırakılacaklarından sözettiği A’raftakiler bunlardır. Daha sonra cennete girmek için bunlara izin verilecektir. Nitekim yüce Allah cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girip birbirlerine seslenmelerini haber verdikten sonra şöyle buyurmaktadır:
“Onların ikisi arasında bir perde ve A’raf üzerinde de herbirini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennet ehline: ‘Selamun aleykum’ diye seslenirler. Bunlar henüz oraya (cennete) girmeyen fakat oraya girmeyi uman kimselerdir. Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman da: ‘Rabbimiz bizi bu zalimler topluluğu ile bulundurma!’ diye dua ederler… İşte (onlara): Girin cennete; size hiçbir korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz’ (denilecektir).” (el-A’raf, 7/46-49)
Üçüncü kesim ise büyük günahlar ve hayasızlıklar üzerinde ısrar ederek Allah’ın huzuruna çıkmakla birlikte tevhid ve imanın aslına sahib bulunan ve kötülükleri iyiliklerine ağır basan kimselerdir. İşte bunlar günahları kadarıyla cehenneme girecek olan kimselerdir. Cehennem ateşi kimilerinin topuklarına kadar ulaşacak, kimilerinin bacaklarının ortasına, kimilerinin diz kapaklarına kadar varacaktır. Hatta aralarından -secde izleri bulunan yerler dışında- cehennem ateşine yasak kalacak, vücutlarının başka hiçbir tarafı yanmayacaklar olacaktır.
Yüce Allah’ın haklarında Peygamberimiz Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem’e ve ondan sonra diğer peygamberlere, velilere, meleklere ve Allah’ın kendilerine ikram ettiği kimselere şefaat etme iznini vereceği kesim bu kesimdir. Yüce Allah bunlar için bir sınır tesbit edecek ve şefaatleriyle bunları ateşten çıkartacaklardır. Sonra bir sınır daha çizilecek, onların da ateşten çıkmaları için şefaatte bulunacaklardır ve bu böylece devam edip gidecektir. Bu şekilde kalbinde hayır namına dinar ağırlığı kadar bulunan herkesi çıkartacaklardır. Sonra kalbinde hayır namına yarım dinar ağırlığı kadar, daha sonra buğday tanesi ağırlığı kadar bulunan kimseleri çıkartacaklar ve nihayet cehennemde kalbinde zerre ağırlığı kadar hayır bulunan, hatta zerre ağırlığından bile daha az bulunan kimseleri çıkartıncaya kadar şefaatleri devam edecek. Sonunda şefaatçiler: Rabbimiz biz orada hayır namına hiçbir şey bırakmadık, diyeceklerdir.
Ameli ne olursa olsun tevhid üzere ölen kimselerden hiçbir kimse cehennem ateşinde ebedi kalmayacaktır. Fakat aralarından imanı daha güçlü, günahları daha hafif olan kimseler hem cehennem ateşinde daha hafif azab görecekler, hem daha kısa bir süre kalacaklar, hem de cehennem ateşinden daha çabuk çıkacaklardır. Günahları daha büyük, imanları daha zayıf kimseler ise daha sonraya kalacaklardır. Bu husustaki hadisler sayılamayacak kadar pek çoktur. İşte Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem bu hadisiyle buna işaret etmektedir:
“Her kim lâ ilahe illallah diyecek olursa, bir gün gelecek ona faydalı olacaktır. Bundan önce ise ona isabet edenler edecektir.”
İşte bu husus akılların yanıldığı, ayakların kaydığı ve pek çok ihtilafın içine düştükleri bir noktadır.
“İşte Allah böylece izniyle iman edenleri hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka ulaştırdı. Allah dilediğini dosdoğru yola iletir.” (el-Bakara, 2/213)

S. Hadler uygulandığı kimseler için keffâret olur mu?
C. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem, etrafında ashab-ı kiramdan bir topluluğun bulunduğu bir sırada şöyle buyurdu:
“Bana Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, elleriniz ve ayaklarınız arasında iftira edeceğiniz bir bühtanda bulunmamak, maruf olan hiçbir hususta itaatsizlik etmemek üzere bey’at ediniz. Sizden bunun gereğini eksiksiz olarak yerine getirenlerin ecrini vermek Allah’a aittir. Her kim bunlardan herhangi birisini yapar da bu sebeble dünya hayatında cezalandırılacak olursa o ceza onun için bir keffaret olur. Kim bu günahlardan herhangi birisini işler de Allah da onu setrederse o kişinin durumu da Allah’a kalmıştır. Dilerse onu affeder, dilerse onu cezalandırır.”
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şirkten başka günahları kastetmektedir. Ubade: “Biz de bu esaslar üzere ona bey’at ettik”, dedi.

S. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in bu hadiste ifade ettiği: “…O Allah’a kalmıştır. Dilerse onu affeder, dilerse onu cezalandırır” sözleri ile daha önce geçen “kötülükleri, iyiliklerinden ağır basan bir kimse cehenneme girecektir” hükmü birarada nasıl anlaşılabilir?
C. Bu ikisi arasında bir aykırılık yoktur. Çünkü yüce Allah birisini affetmek istediği takdirde, onu Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem’in amellerin arzedilmesi hakkında açıkladığı gibi kolay bir şekilde hesaba çeker. Bunun nasıl yapılacağı hususunda da şöyle buyurmuştur:
“Sizden herhangi bir kimse aziz ve celil olan Rabbine o kadar yaklaşır ki nihayet Rabbi onun üzerine örtüsünü koyar ve: Şunu ve şunu yaptın, der. Kul: Evet der. Yüce Allah: Şunu ve şunu yaptın der. Kul: Evet der. Böylece işlediklerini ona söyletir. Sonra şöyle buyurur: Ben dünyada iken seni setrettim. Bugün de bu günahlarını sana bağışlıyorum.”
Günahları sebebiyle ateşe girecek kimselere gelince, onlar inceden inceye hesaba çekilecek kimselerdir. Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de: “İnceden inceye hesaba çekilen kimse azaba uğratılacaktır.” diye buyurmuştur.

hafız bin ahmed el hakemi

Reklamlar

3 Responses to GÜNAHLAR, TEVBE, DÜNYEVΠCEZALAR

  1. simge dedi ki:

    s.a.v. ne demektir?

  2. itevhid dedi ki:

    simge adlı üyeye cevaben…

    sallallahu aleyhi vesselam demek – Allah Rasulü (aleyhissalatu vesselam)’a salat ve selam olsun demektir…

    bilginize inşaallah …

  3. yemek dedi ki:

    mükemmel bir yazı olmuş, ellerinize sağlık, tebrik ederim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: