“Salihlere Sığınmak Onlara Dua Etmek İbadet Değildir!?” Şüphesi

Şâyet: Ben Allah’tan başkasına ibadet etmiyorum. Salihlere bu şekilde sığınmak ve onlara dua etmek ibadet değildir diyecek olurlarsa, sen de onlara şöyle de:

Yüce Allah’ın ibadeti yalnız Allah için ihlasla yapmayı farz kıldığını, bunun Allah’ın senin üzerindeki hakkı olduğunu sen de kabul ediyorsun. Şâyet: Evet öyledir diyecek olursa, ona de ki: Allah’ın sana farz kılmış olduğu şey olan ibadeti yalnızca Allah’a halis kılmanın ne olduğunu ve bunun senin üzerindeki hakkı olduğunu bana açıkla. Şâyet ibadeti de, ibadetin türlerini de bilmeyen birisi ise ona şu sözlerinle ibadeti açıklayıver:

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Gerçek şu ki O haddi aşanları sevmez.” (el-A’raf, 7/55)

Bunu kendisine bildirdikten sonra ona şöyle de: Sen bunun Allah’a ibadet olduğunu öğrenmiş oldun mu? Kaçınılmaz olarak evet diyecektir. Dua da zaten ibadetin özüdür.

Şüpheler uyandıran bu kişi ben Allah’a ibadet ettiğim gibi onlara ibadet etmiyorum, onlara sığınmak ve onlara dua etmek ise bir ibadet değildir diyecek olursa, bu iddiası bir şüphedir. Bu şüpheye cevab da şöyle verilir:

Allah sana ibadeti yalnızca kendisine ihlasla yapmayı farz kılmıştır. Şâyet: Evet diyecek olursa, ona ibadeti Allah’a halis kılmanın anlamının ne olduğunu sor. Bunu ya bilir ya bilmez, eğer bilmeyen birisi ise salihlere dua edip, onlara böylece bağlanmanın bir ibadet olduğunu öğrenmesi için ona bu hususu açıklayıver.

Müellifin “ona ibadeti açıkla” sözleri şu demektir: Ona ibadetin çeşitlerini açıklayarak şöyle de: Şüphesiz yüce Allah: ”Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Gerçek şu ki O haddi aşanları sevmez.” (el-A’raf, 7/55) diye buyurmaktadır. Dua da bir ibadettir, dua ibadet olduğuna göre Allah’tan başkasına dua etmek Allah’a şirk koşmak olur. Buna göre duaya, ibadete ve rahmetinin ümid edilmesine layık olan kişi bir ve tek olarak, ortaksız olarak sadece yüce Allah’tır.

Ona de ki: Sen bunun bir ibadet olduğunu kabul etmekle birlikte korku ve ümit ile gece gündüz Allah’a dua etsen, sonra da belli bir ihtiyaç için bir peygambere yahutta bir başkasına dua edecek olursan, Allah’a ibadetinde başkasını ortak koşmuş olur musun? Kaçınılmaz olarak: Evet diyecektir. O vakit ona şöyle de: Sen yüce Allah’ın: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (el-Kevser, 108/2) buyruğunu öğrenmiş bulunuyorsun. Allah’a itaat edip, O’na kurban kesmen bu bir ibadet olmaz mı? Kaçınılmaz olarak evet diyecektir.

Sen de ona şunu sor: İster bir peygamber, ister bir cin, ister başka herhangi bir yaratılmış için kurban kesecek olursan, sen bu ibadette Allah’tan başkasını ortak koşmuş olur musun? Ortak koşmuş olacağını kabul etmesi ve: Evet demesi kaçınılmaz bir şeydir.

“Ona de ki…” sözleri şu demektir: Sen duanın ibadet olduğunu açıklayıp, o da bunu kabul edecek olursa, ona şöyle de: Herhangi bir ihtiyacın olduğu takdirde yüce Allah’a dua ediyor, sonra da yine aynı ihtiyacın için bir peygamber yahut başka bir yaratılmışa ibadet edecek olursan, acaba ibadette Allah’la birlikte başkasını ortak koşmuş olmaz mısın? Kaçınılmaz olarak: evet diyecektir. Çünkü böyle bir sonuç kaçınılmazdır. Dua açısından durum böyledir.

Daha sonra müellif bir başka ibadet çeşidine geçmektedir. Bu da kurban kesmektir. Diyor ki: Sen ona: Yüce Allah’ın: ”O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” (el-Kevser, 108/2) buyruğunu bildiğine göre Allah’a itaat edip, O’nun için kurban kesecek olursan, bu bir ibadet olur mu? Kaçınılmaz olarak: Evet diyecek ve böylelikle yüce Allah için kurban kesmenin ibadet olduğunu itiraf edecektir. Buna göre bu işi Allah’tan başkasını maksat olarak gözetip, yapmak bir şirk olur. Merhum müellif bunu muhatabına söyletmek üzere şöyle demektedir: “Ona de ki: Sen bir mahluk için kurban kesecek olursan…” bu ise açıkça bağlayıcı ve itiraf edilmemesi kaçınılmaz bir açıklamadır.

Yine ona de ki: Haklarında Kur’ân’ın indiği müşrikler meleklere, salihlere, lat’a ve başka şeylere ibadet ediyorlar mıydı? Kesinlikle: evet diyecektir. Ona de ki: Peki o müşriklerin bu varlıklara ibadetleri dua, kurban kesmek, sığınmak ve buna benzer şekillerden başka bir şekilde mi oluyordu? Çünkü onlar kendilerinin Allah’ın kulları olduklarını, O’nun hakimiyeti altında olduklarını, işleri çekip çevirenin Allah olduklarını kabul ediyorlardı. Şu kadar var ki bu varlıklara konumları ve onların şefaatini elde etmek için dua edip, sığındılar. Bu da oldukça açık bir husustur.

Müellif “yine ona de ki:… müşrikler” sözleriyle daha önce kendisine işarette bulunduğu bir başka bağlayıcı ve kabul edilmesi gereken noktaya geçmektedir. O da bu şüphe uyandıran kimseye şu şekilde bir soru yöneltmektir: Müşrikler meleklere, salihlere, lat’a ve başka şeylere ibadet ediyorlar mı? Kaçınılmaz olarak evet diyecektir. Bu sefer bir daha şu soru sorulsun: Onların ibadetleri dua, kurban kesmek, sığınmak ve buna benzer yollardan başkası ile mi gerçekleşiyordu? Hem onlar aynı zamanda Allah’ın kulları olduklarını, O’nun hakimiyeti altında bulunduklarını, işleri çekip çevirenin Allah olduğunu kabul ediyorlar fakat yine de konumları ve şefaatleri ümidiyle onlara dua edip, onlara sığındılar. -Daha önceden belirtildiği gibi- İşte şüphe içerisinde bulunup, şüphe uyandırmaya çalışanın içine düştüğü hal tamamıyla budur.

ŞÜPHELERİ YOKEDEN TEVHİD GERÇEĞİ Şeyh İbn Useymin Rahmetullahi Aleyh

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: