İman Hakkında Görüşü

1- İbni Abdilber, er-Rebi b. Süleyman’dan rivayet ediyor: “Şafiî’yi şöyle derken duydum: İman; söz, amel ve kalb ile i’tikaddır. Sen Allah’ın şu sözünü işitmiyor musun? “Allah sizin imanınızı zayi edici değildir.” (el-Bakara: 2/143). Yani; Beytü’l-Makdis’e doğru kılmış olduğunuz namazları boşa çıkarıcı değildir diyerek, namazı iman olarak adlandırmıştır. Öyleyse iman söz, amel ve akid’dir.”[1]

2- el-Beyhakî’nin Rebi b. Süleyman’dan naklettiği bir rivayette, imam Şafiî şöyle der. “îman, söz ve ameldir. Artar, eksilir.”[2]

3- el-Beyhaki, Ebu Muhammed ez-Zubeyri’den rivayet ediyor: Adamın biri Şafiî’ye:

“Allah katında hangi ameller daha faziletlidir?” diye sordu. Şafiî:

“La ilahe illallah’a iman. O, amellerin en yüksek derecesi, mertebe olarak en şereflisi, nasibi de en bol olandır.” diye karşılık verdi. Bu sefer adam:

“Bana imandan haber verir misin? O, söz ve amel midir, yoksa amelsiz söz müdür?” diye sordu. Şafiî şöyle cevap verdi:

“İman Allah için ameldir. Söz bunun bir kısmıdır.” Adam:

“Bana bunu anlamam için biraz daha açıklayabilir rnisin?” dedi. Şafiî de:

“İmanın halleri, dereceleri ve tabakaları vardır. Bu îmanın bazısı kamil manada tamamına ermiştir. Bazısı da eksik olduğu açıkça belli olandır. Fazla (artan) iman hayrı fazla olandır” dedi. Adam:

“İman tamam olmadan artıp eksiliyor mu?” deyince. Şafiî:

“Evet” dedi. Adam:

“Bunun delili nedir?” diye sordu. Şafiî de:

“Allah Azze ve Celle imanı insanoğlunun azaları üzerine farz kıldı. Ve bunu azaların üzerine taksim edip ayırdı, insanoğlunun imandan dışarı olan hiçbir azası yoktur, îmanla mükellef olan azalar amelle mükellef olanlardan fazladır. Bu azalarından biri olan kalbi ile akledip onunla anlar. Kalp insan bedeninin ‘Emir’i gibidir. Bütün organlar onun emrindedir. Eliyle iş görür, ayaklarıyla yürür. Şehvetini ferciyle giderir. Dili bunu konuşur -veya konuşmaz.- Yüzünün bulunduğu farz kılınan da göze farz kılınandan, îki ele farz kılınan, iki ayağa farz kılınandan başka, insanın ferci üzerine farz kılınan, yönüne farz kılınandan başkadır. Kalbe farz kılınanlara gelince: Allah’a iman, O’nü ikrar edip bilme, O’na itaat etmeye azmetme, emirlerine razı olup teslim olma, Muhammed’in (sallallahu aleyhi vesellem) O’nün kulu ve Resulü olduğuna iman edip bütün getirdiklerini ikrar ile tasdik etme, haber vermiş olduğu nebilere ve kitaplara iman etmedir.”

“Kim imanından sonra Allah’a (karşı) küfre sapıp da kalbi imanla tatmin bulmuş olduğu halde, baskı altında zorlanan hariç küfre göğüs açarsa, işte onların üstünde Allah’tan bir gazap vardır ve büyük azab onlarındır.” (en-Nahl: 16/106)

“Kalpler ancak Allah’ın zikriyle tatmin olur.” (er-Ra’d: 28)

“Ağızlarıyla iman edip kalpleriyle iman etmeyenlerden.” (el-Maide: 5/41)

“Nefislerinizde bulunanı açığa vursanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çekecektir.” (el-Bakara: 2/284)

İşte Allah’ın kalbe farz kıldığı iman da böyledir. O, kalbin amelidir. Bu da iman başıdır.

Allah dile söz ve ifadeyi, kalbe de itikad ve onu ikrarı farz kılmıştır. Bu sebeple Allah Teala: “Deyin ki: Allah’a iman ettik” (el-Bakara: 2/136), sonra da “insanlara güzel söz söyleyin” (el-Bakara: 2/83) buyuruyor. Böylece Allah dile, kalpte olanı söyleme ve ifade etme görevini farz kılmıştır. Bu, onun amelidir, îman da kendisine farz kılınan görevdir.

Allah kulağa, kendisinin haram kıldıklarını ve duyulması yasak olan şeylerden kaçınmayı farz kılmış ve bu konuda: “Allah size kitapta -şu emri indirdi-Allah’ın ayetlerinin inkar edilip onlarla alay edildiğini işittiğinizde, başka bir söze dalıncaya kadar onlarla beraber oturmayınız. Yoksa siz de onlar gibi olursunuz” (en-Nisa: 140) buyurmuştur. Allah Teala unutkanlığı bundan müstesna kılmıştır: “Eğer şeytan sana unutturursa.” Yani; unutur da onların meclisinde oturursan o başka.

“-Kur’an sana hatırlatıcı olarak geldikten sonra zalim (müşrik) olan kavimle beraber oturma.” (el-En’am: 6/68)

“Sözü dinleyip en güzeline uyan kullarımı müjdele, îşte onlar Allah’ın kendilerini hidayete erdirdikleridir, îşte onlar gerçekten saf akıl sahipleridir.” (ez-Zümer: 39/17-18)

“Mü’minler gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki namazlarında huşu içindedirler. Onlar tümüyle boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekatlarını vericidirler.” (el-Mu’minun: 23/1-4)

“Boş ve yararsız sözleri işitince ondan yüz çevirirler.” (el-Kasas: 28/55)

“Boş ve yararsız şeylerin yanından geçerken kendilerini korurlar.” (el-Furkan: 25/72)

Bu, Allah Tealanın kulağa yüklediği görevdir. Aynı zamanda bu, kulağın ameli olup imandandır.

İki göze farz kılınan da; Allah’ın haram kıldığına bakmamasıdır: “Mü’min erkeklere de ki: Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ferclerini (zinadan) korusunlar.” (en-Nur: 24/30-31) Yani; hiç kimse kardeşinin avret yerine bakmasın. Kur’an’da ferci korumak, genelde “zina” için kullanılır, yalnız bu ayet “nazar” (bakma) ile ilgilidir.

Onun için, Allah’ın gözlere farz kıldığı “bakışları sakındırma” gözlerin amelidir ve bu amel imandandır.

Daha sonra Allah Teala kalbe, kulağa ve göze farz kıldıklarını bir arada zikrederek şöyle buyuruyor: “İlminin olmadığı şeyin ardına düşme. -Şüphesiz ki- kulak, göz, kalp -işte- onların hepsi ondan sorguya çekilecektir.” (el-İsra: 17/36) “Ve onlar ferclerini korurlar” (el-Mu’minun: 23/5) ayetiyle de, ferci korumak için, Allah’ın haram kıldığını işlememeyi emrediyor. “Siz (günahları işlerken) kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik etmesinden çekinmiyordunuz. Yaptıklarınızın çoğunu Allah bilmez sanıyordunuz” (el-Fussilet: 41/22) Bu ayette derilerden amaç, bedenin tüm cildidir, îşte Allah’ın bedenin azalarına farz kıldığı amel böyle anlaşılır.

Ellere farz kılınan şey, Allah’ın haram kıldığını işlememesi, görevi de Allah’ın kendisine yüklediğini işlemesidir. Sadaka, sıla-i rahim, Allah yolunda cihad, temizlik ve namaz bunlardandır. Bu yüzden: “Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda yüzlerinizi ve ellerinizi dirseklere kadar yıkayınız…” (el-Maide: 5/6) buyurulmuştur. “Kafirlerle karşılaştığınızda onların boyunlarını vurun. Sonra iyice sindirince ağı sıkıca bağlayın (onları esir alın). Ondan sonra artık ya iyilik edip bırakıp ya da karşılığında fidye alırsınız. Ta ki savaş, şiddetini bırakıncaya kadar. Allah dileseydi onlardan öç alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek istiyor. Allah, yolunda öldürülenlerin yaptıklarını zayi etmeyecektir.” (Muhammed: 47/4) Zira elle vurmak, harp, sıla-i rahim ve sadaka elin ilacıdır.

‘Ayaklara’, Allah’ın haram kıldığı şeye yürümemesi emredilmiştir. “Yeryüzünde kibirlenerek yürüme. Ne dağları delip geçebilir ve ne de yükseklikte dağlara erişemezsin.” (el-İsra: 37)

‘Yüzün’ farzı gece ve gündüz namaz vakitlerinde Allah’a secde etmektir: “Ey iman edenler rüku ve secde edin. Rabbinize kulluk edin ve hayır işleyin. Umulur ki kurtulursunuz.” (Hac 77) Ve devam etti “Mescidler Allah’ındır, -sakın- Allah ile beraber başkasına ibadet etmeyin.” (el-Cin: 72/18)

Bunlar, Allah Azze ve Celle’nin insanın bedenine yüklediği farzlardır.

Allah Teala kitabında tahareti ve namazı iman olarak adlandırmıştır. Allah Azze ve Celle Rasulü’ne (sallallahu aleyhi vesellem) yüzünü Beytü’l-Makdis’ten Kabe’ye çevirmesini emrettiğinde namazı iman olarak adlandırmıştır. Ondan önce müslümanlar on altı ay Beytu’l-Makdis’e doğru namaz kılmışlardı. Sahabe Allah Rasulüne önceki namazlarının ne olacağını sorduğunda, Allah, Rasulü’nün onlara cevap vermesi için: “Allah sizin imanınızı zayi edici değildir” (el-Bakara: 2/143) ayetini indirerek namazı iman olarak isimlendirdi. Kim namazlarını ve azalarını Allah’ın emrine uyarak korur ve azalarına düşen görevleri yerine getirirse, Allah’ın cennetine imanı kemale ermiş olarak girer. Kim de bu farz ve görevlerden birini kasden terkederse Allah’a eksik imanlı olarak gider.”

Bunun üzerine o adam Şafiî’ye:

“Ben, imanın tamamı veya eksiği nedir, anladım. Peki bu imanın ziyadeliği de nereden geldi?” diye sordu. Şafiî de şöyle yanıt verdi:

“Allah Azze ve Celle kitabında şöyle buyuruyor: “Ne zaman bir sure indirilse, onlardan kimi: Bu hanginizin imanını artırdı? der. (Kur’an) iman edenlerin imanını artırır ve onlar onunla sevinirler. Kalplerinde hastalık olanlara gelince, inkârları nedeniyle pislikler kat kat artar ve onlar kafir olarak ölürler.” (et-Tevbe: 9/124-125) “Şüphesiz onlar Rablerine iman eden gençlerdi. Ve biz onların hidayetini artırdık.” (el-Kehf: 18/13)

İmam Şafiî şöyle devam etti: “Eğer imanın hepsi bir olsaydı yani noksanı olmasaydı hiç kimsenin iman açısından diğerine karşı fazileti söz konusu olmazdı ve insanların hepsi imanda bir olurlardı. Böylece “tafdil” (fazilet)   meselesi de iptal olmuş olurdu. Fakat mü’minler ancak imanın tamamıyla cennete gireceklerdir. Mü’minler ancak imanla birbirlerine karşı fazilet sahibi olabilirler. Cehennemlikler de imanda gösterdikleri ihmalden dolayı ateşe gireceklerdir.

Allah Azze ve Celle kulları arasında, tıpkı atların yarıştığı gibi, bir yarış başlatmıştır. Herkesi derecesine göre sınıflandırmıştır. Bu yarışta hiç kimsenin hakkı eksiltilmez. ‘Mesbuk’ olanlar ‘Sabık’ olanlardan önce gelmezler. Bu yüzden de ümmetin selefini, onlardan sonra gelenlerden daha faziletli ve hayırlı kılmıştır. Eğer imanda öncelik sahibi olanların, imanda geri olanlara nisbetle herhangi bir fazileti olmasaydı, bu ümmetin sonradan gelenleri ile selefin imanları arasında hiçbir derece farkı kalmazdı.”[3]
 
[1] İntikas. 81.

[2] Menakibu’ş Şafiî c. l, sh: 387.

[3] Menakıbu’ş-Şafıî, c: l, sh: 387-393.

Dr. Afif Abdurrahman el-Humeyyis, Dört Mezheb İmamının İtikadı, Guraba Yayınları.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: