Ehl-i Sünnet vel Cemaat

Buna göre ehl-i sünnet ve’l-cemaat, Peygamber, -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın sünnetine, ashabının ve onları izleyenlerin yoluna, itikad, söz ve amel hususlarında sımsıkı sarılanlar ile bu şekilde dosdoğru tabi olup, bid’atlerden uzak duran kimselerdir. Bunlar kıyamet gününe kadar ilahi yardıma mazhar olarak kalacaklar, varlıklarını sürdüreceklerdir. Bunlara uymak hidayet, muhalefet etmek ise sapıklıktır.

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat birtakım nitelik ve özellikleriyle diğerlerinden ayrılırlar. Bunların bazıları şunlardır:

1- Ehl-i sünnet ve’l-cemaat ister itikad, ister ahkâm, ister yaşayış bakımından ifrat ile tefrit, aşırı gitmek ile katılık arasında vasat ve itidal üzere olanlardır. O halde bu ümmet diğer ümmetler arasında vasat olduğu gibi, onlar da bu ümmetin fırkaları arasında vasat olanlardır.

2- Dinin hükümlerini sadece kitab ve sünnetten alırlar. Bunlara gereken önemi verirler. Bunların nasslarına teslim olur ve selef yönteminin gereklerine göre bunları kavrarlar.

3- Onların, sözlerinin tamamını aldıkları ve ona uymayan herşeyi bir kenara bıraktıkları, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın dışında tazim ettikleri herhangi bir imamları yoktur. Rasûlullah’ın hallerini, sözlerini ve fiillerini insanlar arasında en iyi bilenler onlardır. Bundan dolayı insanlar arasında sünneti en çok seven, ona tabi olma gayretini en çok ortaya koyan ve bu sünnet ehlini en çok sevenler de onlardır.

4- Din hususunda düşmanlıkları terkederler, düşmanlık yapanlardan uzak kalırlar. Helal ve haram meselelerinde tartışmayı bir kenara bırakırlar, dinin tamamını esas alır ve kabul ederler.

5- Selef-i salih’i tazim eder, selef yolunun en esenlikli, ilme en uygun ve en muhkem olduğuna inanırlar.

6- Tevili kabul etmezler, şeriata teslim olurlar. Bununla birlikte nakli, akıldan (zihni tasavvurlar) öncelikli kabul ederler ve ikincisinin, birincisine boyun eğmesini sağlarlar.

7- Aynı mesele ile ilgili değişik nassları birlikte ele alırlar ve müteşabih olanları muhkem’in ışığında anlamaya çalışırlar.

8- Hak üzere sebatları, akide hususları üzerinde ittifak edip, değişip duran kanaatlere sahib olmamaları, ilim ve ibadeti şahıslarında toplamaları, Allah’a tevekkül etmekle birlikte sebeplere yapışmaları, dünya nimetlerini elde ederken dünyaya karşı zâhidâne yaşayışları, korku ile ümit, sevgi ile buğz duygularını birlikte taşımaları, mü’minlere karşı merhametli ve yumuşak olmakla birlikte, kâfirlere karşı ise sert ve şiddetli olmaları, zaman ve mekânın değişmesi ile birlikte değişikliğe uğramamaları suretiyle hakka hidayet eden ve dosdoğru yolu gösteren salihlerin önderleridirler.

9- Onlar İslam, Sünnet ve Cemaatin dışında herhangi bir isim almazlar.

10- Sahih akideyi, dosdoğru dini yaymaya, insanlara bunları öğretip, doğruya iletmeye, onlara içten nasihat edip, onların işleriyle ilgilenmeye önem verirler.

11- İnsanların sözlerine, inançlarına ve davetlerine karşı, insanlar arasında en çok sabredenler, tahammül gösterenler onlardır.

12- Cemaate ve kaynaşmaya çokça gayret ederler, buna davet eder, insanları buna teşvik ederler. Ayrılıkları ve tefrikayı bir kenara bırakırlar, insanları bunlardan sakındırırlar.

13- Yüce Allah onları birbirlerini tekfir etmekten korumuştur. Başkaları hakkında da ilme ve adalete uygun olarak hüküm verirler.

14- Birbirlerini severler, birbirlerine karşı merhametlidirler. Kendi aralarında yardımlaşırlar, birbirlerini tamamlarlar. Ancak dini esaslara bağlı olarak başkalarını dost ya da düşman bilirler.

Özetle ehl-i sünnet ve’l-cemaat, insanlar arasında huyları en güzel olanlar, yüce Allah’a itaat etmek suretiyle nefislerini temizlemeye en çok gayret gösterenlerdir. En geniş ufuklu insanlar, en uzak görüşlüler, başkalarının görüş ayrılıklarına en çok tahammül gösterenler, bunun adabını ve usulünü en iyi bilenler onlardır.

Özetle söylenecek olursa, ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in anlamı şudur:

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın fırkalar arasında kurtuluşu vaadettiği kesimdir. Bu vasfın eksenini ise sünnete uymak ve sünnette gelmiş olan itikad, ibadet, hidayet, yaşayış ve ahlâka tabi olup, müslüman topluluğuna bağlı olmaktır.

Böylelikle ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in tanımı, selef’in tanımının dışına çıkmamaktadır. Selef’in ise kitab ile amel eden, sünnete sımsıkı sarılan kimseler olduklarını öğrenmiş bulunuyoruz. O halde selef, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-’in kastettiği ehl-i sünnet, ehl-i sünnet de selef-i salih ile onların yolları üzerinden giden kimselerdir.

İşte ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in özel tanımı budur. Bid’atçi ve hevâlarının peşinden giden hariciler, cehmiye, mürcie, rafıziler ve diğer bid’at ehlinden olan bid’atçi kesimler bu kapsamın dışında kalmaktadır.

Çünkü burada sünnet bid’atin karşısında, cemaat de tefrikanın, ayrılığın karşısındadır. İşte cemaate bağlanmak ve tefrikadan ayrılmak hususunda varid olmuş hadislerden maksat da budur.

Abdullah b. Abbas -radıyallahu anhuma-’nın yüce Allah’ın:”O günde kimi yüzler ağaracak, kimi yüzler kararacaktır.” (Al-i İmran, 3/106) buyruğunu tefsir ederken söylediği: “Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in yüzleri ağaracak, bid’at ve tefrika ehli kimselerin yüzleri ise kararacaktır.”[16] şeklindeki açıklamasında kastettiği de budur.

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in genel kapsamlı anlamına gelince, rafızilerin dışında İslam’a intisab edenlerin hepsi girer.

Kimi zaman bid’at ehli ve hevâlarının peşinden giden birtakım fırkalar hakkında da ehl-i sünnet ve’l-cemaat denildiği olur. Çünkü bunlar sapık fırkalar karşısında itikadi birtakım meselelerde katıksız ehl-i sünnet’e uygun kanaat belirtirler. Ehl-i sünnet alimleri tarafından bu anlamı ile kullanımı azdır. Çünkü bu sadece birtakım itikadi meseleler ile kayıtlıdır ve muayyen birtakım taifelere karşılık kullanılan bir isimdir. Mesela, hilafet ve ashab-ı kiram meselelerinde rafızilerin karşısında ehl-i sünnet vasfının kullanılması ile diğer itikadi meseleler hakkında kullanılması buna örnek gösterilebilir.

Ehl-i sünnet’in karşısında ehl-i bid’at yer alır. Bunların belli başlıları ise hariciler, rafıziler, mürcie, kaderiye ve cehmiye olmak üzere beş fırkadırlar.

Buna göre selef-i salih tabiri muhakkik ehl-i sünnet âlimlerinin ıstılahında, ehl-i sünnet ve’l-cemaat ile eş anlamdadır. Aynı şekilde onlar hakkında ehlu’l-eser, ehlu’l-hadis, et-taifetu’l-mansura (ilahi yardıma mazhar kesim), el-fırkatu’n-nâciye (kurtuluşa eren fırka), ehlu’l-ittiba’ (sünnete tabi olanlar) isimleri de kullanılır. Bu isim ve tabirler selef âlimleri tarafından çokça kullanılır.[17]
[16] İbn Kesir, Tefsir, 1, 390..

[17] Geniş bilgi için bk. Dr. Nasır Abdu’l-Kerim el-Akl, Mefhumu Ehl-i Sünneti ve’l-Cemaati inde Ehl-i Sünneti ve’l-Cemaati adlı eseri. Gerçekten de konuyu hakkıyla incelemiş, güzel ve faydalı bir şekilde ele almıştır. Allah’tan onu hayırlarıyla mükafatlandırmasını dileriz. Ayrıca bk. Muhammed Abdu’l-Hadî el-Mısrî, Meâlimu’l-İntilâkati’l-Kübra inde Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaa, Ahmed Ferit, Hasaisu Ehl-i Sünne adlı eserleri.

Reklamlar

2 Responses to Ehl-i Sünnet vel Cemaat

  1. ecem dedi ki:

    çok fazla maddeler var ama okul için çok iyi bilgiler arındırıosunuz

  2. itevhid dedi ki:

    insaallah faydali oluyordur kardes…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: