Selef-i Salih’in Yöntemine Uygun Akide

O halde selef-i salih’in yöntemine uygun akidenin önemini ortaya koyan ve ona sımsıkı sarılmanın zorunluluğunu gösteren birtakım ayırıcı nitelik ve özellikleri bulunmaktadır. Bu özelliklerin en önemlilerinden bazıları şunlardır:

1- Evvela bu akide tefrikadan ve grublara ayrılmaktan kurtuluşun genel olarak müslümanlığın saflarını, özel olarak da alimlerin ve davetçilerin saflarını birleştirmenin yoludur. Çünkü bu akide yüce Allah’ın vahyi, O’nun Peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın getirdiği hidayet ve ilk şerefli nesil ashab-ı kiram’ın izlediği yoldur. Bu esasın dışındaki herbir toplanma neticede -bugün müslümanların halinden gördüğümüz gibi- ayrılıktır, anlaşmazlıktır, başarısızlıktır. Şanı yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra peygambere karşı gelir, mü’minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü o yolda bırakır ve cehenneme atarız. O ne kötü bir dönüş yeridir!” (en-Nisa, 4/115)

2- Bu akide müslümanları birleştirir, saflarını güçlendirir. Hak üzere ve hakta sözbirliği etmelerini sağlar. Çünkü bu, şanı yüce Allah’ın; “Allah’ın ipine topluca sarılın ve ayrılmayın.” (Al-i İmran, 3/103) buyruğunun gereğini kabul etmek demektir.

Bundan dolayı müslümanların ayrılıklarının en önemli sebepleri arasında yöntemlerinin farklı oluşu ve bilgi kaynaklarının çok oluşudur. Akide ve bu akidenin öğrenildiği kaynakların bir olması ümmeti birleştirmek için önemli bir sebebtir. Tıpkı bu ümmetin ilk nesli arasında gerçekleştiği gibi.

3- Selef-i salih’in akidesi müslümanı doğrudan yüce Allah’a ve O’nun Rasûlüne bağlar. Onlara sevgi ile bağlar ve onları ta’zime iter. Allah ve Rasûlünün önüne geçmemeyi öğretir. Çünkü selef’in akidesinin esası, heva ve şüphelerin oyuncağı olmaktan uzak bir şekilde “Allah buyurdu, Rasûlullah buyurdu” tavrıdır. Felsefe, mantık, akılcılık gibi yabancı etkilerden ve başka birtakım kaynakların yönlendirmesinden uzaktır.

4- Bu akide gayet kolaydır. Anlaşılır bir akidedir ve nettir. Karışıklığı yoktur, anlaşılmaz ifadeler taşımaz. Karışık anlatımlardan, nassların tahrif edilmesinden uzaktır. Böyle bir akideye inanan bir kimsenin kalbi rahattır. Ruhu huzur içindedir. Şüphe, vehim ve şeytanlığın vesveselerinden uzaktır. Gözü aydındır böyle bir kimsenin. Çünkü bu akideye inanan bir kişi bu ümmetin peygamberi, ashab-ı kiram’ı -Allah hepsinden razı olsun-nın gösterdiği yol üzerinde yürür. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Mü’minler ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden ve sonradan şüpheye düşmeyen, sonra da malları ve canları ile Allah yolunda cihad eden kimselerdir. İşte onlar sadık olanların ta kendileridir.” (el-Hucurât, 49/15)

5- Bu akide yüce Allah’a yakınlaşmanın, O’nun rızasını elde etmenin en büyük sebeplerinden birisidir.

İşte bu özellik ve belirtiler Ehli Sünnet Vel Cemaat‘in değişmez özellikleridir. Hemen hemen her yer ve her zamanda bu özelliklerde farklılık olmaz. Yüce Allah’a hamdolsun.[18]
[18] Bu konuda geniş bilgi için bk. İmam İbn Batta el-Ukberi, el-İbane adlı eserin mukaddimesi. Konu ile ilgili oldukça güzel açıklamalar vardırSözü geçen mukaddimeyi kitabın muhakkiki Dr. Rıda b. Nâsân Mu’ti hazırlamıştır. Ayrıca bk. Dr. Nasır b. Abdu’l-Kerim el-Akl, Mebahisu fi Akideti Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaa ve Mevkifu’l-Harekati’l-İslamiyeti ve Etbauha adlı bölüm s. 29.

İşte buradan bizler şunu da öğreniyoruz ki: “Selefilik belli bir dönemin aşamasıdır. İslami bir mezheb değildir… diyenlerin iddiaları doğru olamaz. Çünkü selef mezhebi: Güzel liderlik ve kendisine uyulan sağlıklı yöntem gibi iki büyük temeli ihtiva etmektedir.

Önderler ashab, tabiin ve güzel bir şekilde onlara uyan etbau’t-tabiinden ibaret üç nesildir.

Yöntem ise itikadı anlamak, delillendirmek, takrir, ilim, iman ve şeriatın bütün yönlerinde çağlar boyunca izlenen yoldur.

Bununla açıkça ortaya çıkmaktadır ki: Selefilik vasfı bu vasfı alan herkes için bir övgüdür. Hem önderlik bakımından, hem yöntem bakımından. Çünkü bu konuda onun salih bir geçmişleri (selef-i salihleri) vardır. Onlar da peygamberinin tanıklığıyla bu ümmetin hayırlılarıdır. Bu vasfın delalet ettiği itikad ve ameli zahiren ve batinen gerçekleştirmeden bu vasfa sahip olmaya gelince, bunda herhangi bir övülecek taraf olamaz. Çünkü asıl muteber olan lafzi ıstılahlar değil, anlamlardır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: