Ehl-i Sünnet’in ashab arasında olanlara tutumu

Ehl-i sünnet ve’l-cemaat, ashab -radıyallahu anh- arasında meydana gelmiş anlaşmazlıklara dalmaktan uzak kalırlar. Özellikle Osman -radıyallahu anh-’ın öldürülmesinden sonra Ali, Talha ile Zübeyr arasında meydana gelen olaylar ile daha sonraları Ali, Muaviye, Amr b. el-Âs ve başkaları arasında cereyan etmiş olaylar hakkında… Ashab’ın kötü halleri ile ilgili gelmiş rivayetlerin çoğunluğunun yalan yahut gerçekleri tahrif edilmiş olduklarını kabul ederler. Bu rivayetlerin sahih olanlarını ise ashab’ın bu hususta mazur olduklarını kabul ederek: Onlar te’vil etmiş ve içtihad etmiş kimselerdir, derler.

Bununla birlikte ashab’ın büyük küçük günahlardan korunmuş (masum) olduklarını da iddia etmezler. Fakat onların erken dönemlerde müslüman oluşları, faziletleri, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’a sahabe oluşları, onunla birlikte cihad etmiş olmaları, onlardan sadır olmuş olması ihtimal dahilinde bulunan yanlışlıklarının mağfiret edilmesini gerektirmektedir. Çünkü onlar Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın tanıklığı ile bütün nesillerin en hayırlıları ve en faziletlileridir. Onlardan herhangi birisinin Allah yolunda harcamış olduğu bir müd yahut onun yarısı bir miktar onlardan sonra gelenlerden bir kimsenin Uhud dağı kadar sadaka olarak dağıtacağı altından daha faziletlidir.

Müellif -Allah Ona Rahmet Etsin- şunu kastetmektedir: Onlardan herhangi bir kimsenin yüce Allah’ın kendisine gazab etmesini gerektirecek bir günah üzerinde ısrar ederek ölmüş olması kabul edilemez. Aksine fiilen onlardan herhangi bir kimseden eğer bir günah sadır olmuş ise sözünü ettiği hallerden herhangi birisi sözkonusudur. Ya ölümünden önce tevbe etmiştir, ya işlediği bu günahı giderecek ve silecek iyilikler yapmıştır, ya erken dönemde İslâm’a girmiş olmasının fazileti dolayısıyla bu günahı ona bağışlanmıştır. Nitekim Bedir’e katılanlar ile ağaç altında peygambere bey’at edenlerin günahları bundan ötürü bağışlanmıştır. Yahut Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-’ın şefaati ile günahı bağışlanacaktır. Çünkü insanlar arasında onun şefaati dolayısıyla en mutlu olmaya ve o şefaate en çok hak kazanmaya layık olanlar onlardır. Yahut ta dünyada gerek kendi şahsında, gerek malında, gerekse de çocukları hakkında karşı karşıya kaldığı bir bela ve musibet dolayısıyla onun günahı affedilmiş olabilir.

Onların muhakkak olarak işledikleri kabul edilen günahlara nisbetle inanılması gereken bu olduğuna göre; içtihad ve hata edebilme konusu olan hususlarda günahlarının bağışlanmayacağı nasıl söylenebilir?

Diğer taraftan onların hata ettikleri kabul edilen bu husus, sahib oldukları güzellik ve faziletler ile ölçülecek olursa, adeta bu kusurları denizde bir damla bile olmaz.

Hulasa, peygamberini seçen yüce Allah o peygamberine bu ashabı seçmiştir. Onlar peygamberlerden sonra en hayırlı insanlardır. Ümmetlerin en faziletlileri olan bu ümmet arasından seçkin kimselerdir.

Müellifin ashab-ı kiram hakkındaki bu açıklamalarını dikkatle düşünen bir kimse, cahil ve mutaassıpların ona yaptıkları iftiralardan, onların ashabın değerine karşı hücum eden bir tavır takındığını, onların değerlerini küçültüp, icmalarına karşı çıktığını ve buna benzer asılsız iddia ve iftiraları ona yakıştıran mutaassıp cahillerin yaptıkları bu iftiralara son derece hayret eder.
EL-AKÎDETÜ’L-VASITIYYE VE ŞERHİ – Şeyhu’l-İslâm İbn-i Teymiyye

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: