Bidatların Ortaya Çıktığı Yerler

Bid’atların ortaya çıkışı konusunda İslâm ülkeleri çok çeşitlidir.

Şeyhul-İslâm İbn-i Teymiyye-Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle der:

“Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem-’in ashâbının oturduğu, ilim ve îmânın çıktığı büyük şehirler beştir.Bunlar: Mekke,Medine,Bağdat, Kûfe ve Şam’dır.Buralardan Kur’an, hadis, fıkıh, ibâdet  ve bunlara bağlı olarak İslâm dîni ile ilgili şeyler çıkmıştır.Medine dışındaki şehirlerde ise köklü bid’atlar çıkmıştır.Kûfe’de Şiâ ve Mürcie bid’atları çıkmış ve diğer şehirlere de yayılmıştır.Basra’da Kaderiye, Mu’tezile ve tasavvufçu bidâtlar çıkmış ve diğer şehirlere de yayılmıştır.Şam’da Nevâsıb[15] ve Kaderiye bid’atları vardı.Cehmiyye bid’atı ise Horasan’ın ücrâ kesimlerinde ortaya çıkmıştır ki bu bid’atların en şerlisidir. Bid’atların ortaya çıkışı, Medîne’ye uzak oluşuna göre değişiyordu.

Hz.Osman-Allah ondan râzı olsun- öldürüldükten sonra müslü-manlar arasında ayrılıklar meydana gelince, Harûrîye[16] bid’atı ortaya çıkmıştır.Medine, bu bid’atların ortaya çıkmasından uzak bir şekilde emniyette idi. Medine’de Kaderiyye ve başka topluluklar, bid’atlarını içlerinde gizlemelerine rağmen, Kûfe’deki Şiâ ve Mürcie bid’atları, Basra’daki Mu’tezile ve tasavvufçu bid’atları, Şam’daki Nevâsıb bid’atının tersine bu kimseler, Medine halkı tarafından alçalmış ve baskı altında bırakılmış bir haldeydiler.Nitekim Deccâl’in Medine’ye giremeyeceğine dâir Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’den rivâyet olunan sahih bir hadis vardır.İlim ve îmân, Medine’de İmam Mâlik’in hicrî 4.yüzyıldaki ashâbının dönemine kadar üstün bir durumdaydı.”[17]

Dönemlerin en hayırlısı olan sahâbe, tâbiîn ve etbâut-tâbiîn dönemlerinde Medine’de gözle görünen kesinlikle herhangi bir bid’at yoktu.

Yine diğer şehirlerde ortaya çıktığı gibi, Medine’de dînin esaslarında kesinlikle herhangi bir bid’at çıkmamıştır.

[15] Nevâsıb veya Nâsıbe (Nâsıbîler):Hz.Ali ve Ehli Beyt’e karşı düşmanlık besleyen, onlara dil uzatan, söz ve hareketleriyle onlara eziyet veren, bununla da yetinmeyerek onların kâfir olduklarını söyleyerek kanlarını akıtmayı helâl görenlerdir.Bunlar, Râfızîlerin karşıtlarıdırlar. (Mütercim)

[16] Hârûriye:Hz.Ali’nin-Allah ondan râzı olsun- kendisi ile Muâviye-Allah ondan râzı olsun- arasındaki hakem etme olayını kabul etmesi üzerine karşı çıkan ve Ali’den ayrılıp Harûra denilen Kûfe’ye iki millik mesafedeki bir köyde toplanıp biraraya gelmişlerdir. Bu köye nisbetle Harûrîler olarak bilinirler.Bunlara göre kalbiyle tasdik edip,dili ile ikrar eden ve bütün farzları yerine getirmekle birlikte bütün günahlardan kaçınan kimseler dışında hiç kimse îmân ismine lâyık değildir.Yine bunlar, büyük günah işleyen kimseye kâfir derler, kanını ve malını helâl kabul ederler.Bundan dolayı Hz. Ali, Hz. Muâviye ve onlarla birlikte olanlara kâfir demişlerdir.(Mütercim)

[17] İbn-i Teymiyye Külliyâtı.Cilt: 20. Sayfa:300

Faziletli Şeyh Salih bin fevzan (Allah onu korusun)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: