DÎNDE YAPILAN BÜTÜN BİDATLARIN HÜKMÜ

Dînde yapılan her türlü bid’at, haramdır, dalâlettir.

Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmaktadır:

((وَإِياَّكُمْ وَمُحْدَثاَتِ اْلأُموُرِ،فَإِنَّ كُلَّ مُحْدَثَةٍ بِدْعَةٌ وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ ))                                                   [ رواه أبو داود والترمذي وقال:حديث حسن صحيح]

“(Dîne sonradan sokulan) yeniliklerden sakının.Zirâ (dîne sonra-dan sokulan) her yenilik, bid’attır. Her bid’at ise  dalâlettir.”[5]

Başka bir hadiste şöyle buyurmaktadır:

(( مَنْ أَحْدَثَ فيِ أَمْرِناَ هَذاَ ماَ لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ )) [رواه البخاري ومسلم]

“Her kim, bu işimizde (dînimizde) olmayan bir şeyi ona ihdâs ederse, o ihdâs ettiği şey kendisine iâde olunur.”[6]

Yine başka bir rivâyette şöyle buyurmaktadır:

(( مَنْ عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْـهِ أَمْرُنـاَ فَهُوَ رَدٌّ )) [رواه مسلم]

“Her kim, bu işimizden (dînimizden) olmayan bir şey yaparsa, o yaptığı şey kendisine iâde olunur.”[7]

Bu iki hadis, dînde yapılan her türlü yeniliğin bid’at olduğuna delâlet etmektedir:Her bid’at ise dalâlettir, sahibine iâde olunur.

Bunun anlamı: İbâdet ve itikâtta yapılan bid’atlar, haramdır.Ancak  bid’atların haram oluşu, çeşitlerine göre farklıdır.Kabirlerde yatanlara yaklaşabilmek için kabirlerin çevresinde tavaf etmek, kabirlerde yatanlara kurbanlar kesmek ve adaklar adamak, onlara yalvarıp yakarmak ve onlardan yardım dilemek gibi kimi bid’atlar vardır ki açık küfürdür.Cehmiyye’nin aşırıları ve Mu’tezile’nin söyledikleri şeyler de bu tür bid’atlardandır.

Kabirlerin üzerine kubbe gibi şeyler binâ etmek, kabirlere yönelmek sûretiyle namaz kılmak,ölülere  yalvarıp yakarmak gibi kimi bid’atlar da insanı şirke götürür.

Hâricîler, Kaderiye ve Mürcie’nin şer’î delîllere aykırı olarak söyledikleri ve inandıkları bid’atlar gibi kimi bid’atlar da itikâdî fısktır.

Kendini sürekli ibâdete vermek, güneşin altında oruç tutmak ve şehveti kesmek amacıyla hadım (iğdiş) ettirmek gibi[8] kimi bid’atlar da Allah’a ve Rasûlüne isyandır.

 UYARI:

Bid’at-ı Hasene (güzel bid’at) ve Bid’at-ı Seyyie (çirkin bid’at) diye, bid’atları iki kısma ayıran kimse, yanılgı ve hataya düşmüş ve Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in;

“Ve her bid’at, dalâlettir” emrine aykırı davranmıştır.

Çünkü Rasûlullah-sallallahu aleyhi ve sellem- bütün bid’atların dalâlet olduğuna hükmetmiştir.Ancak bid’atları iki kısma ayıran kimse, her bid’at dalâlet değildir, bilakis güzel bid’at da vardır, demektedir.

Hâfız İbn-i Receb, Nevevî Kırk Hadîs şerhinde şöyle der: “Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in:

  (( وَكُلَّ بِدْعَةٍ ضَلاَلَةٌ ))

“Ve her bid’at dalâlettir.” sözü,Cevâmi’ul-Kelim’dendir.[9] Hadisteki hiçbir şey Cevâmi’ul-Kelim ifâdesinden dışarı çıkmaz.Bu hadîs, İslâm dîninin büyük esaslarından birisidir.Bu hadîs, Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in şu hadîsine benzer:

  (( مَنْ أَحْدَثَ فيِ أَمْرِناَ هَذاَ ماَ لَيْسَ مِنْهُ فَهُوَ رَدٌّ)) [رواه البخاري ومسلم]

“Her kim, bu işimizde (dînimizde) olmayan bir şeyi ona ihdâs ederse, o ihdâs ettiği şey kendisine iâde olunur.”[10]

 “Yeni şeyler ihdâs edip onu dîne mal eden herkes, ihdâs ettiği şeyin dînde bir delîli de yoksa, ihdâs ettiği şey kendisine döner.Bu hareketi dalâlettir.İslâm dîni de kendisinden berîdir.Bütün bunlar ister itikâdî, ister amelî,isterse gizli ve açık sözlü meselelerde olsun,hepsi aynıdır.”[11]

Bid’at-ı Hasene diye bir bid’atın var olduğunu iddiâ edenlerin, Hz. Ömer’in-Allah ondan râzı olsun- terâvih namazı hakkında:

(( نِعْمَتِ الْبِدْعَةُ هَذِهِ ))

“Bu ne güzel bir bid’attır.” sözünden başka bir gerekçeleri yoktur.

Yine “Kur’an’ın bir kitapta toplanması, hadislerin yazılıp kitap haline getirilmesi gibi pekçok şey ihdâs edilmesine rağmen, seleften hiç kimse bu durumu çirkin görmemiştir.” demektedirler.

Onlara şöyle cevap verebiliriz:

Bütün bu amellerin dînde bir aslı vardır.Sonradan ihdâs edilmemiştir.Hz.Ömer’in-Allah ondan râzı olsun- terâvih namazı hakkında:“Bu ne güzel bir bid’attır.” sözüne gelince, Hz. Ömer bununla bid’atın sözlük anlamını kasdetmiştir, yoksa dînî anlamını kasdetmemiştir.Dînde aslı olan bir şeyin aslına dönülür.Bu bid’attır denilecek olursa, sözlük anlamın-dadır, dînî anlamında değildir.Çünkü bid’at terim olarak, dînde kendisine müraacat edilecek aslı olmayan şey demektir.

Kur’an’ın bir kitapta toplanması, dînde aslı olan bir şeydir. Çünkü Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- vahiy kâtiple-rine Kur’anı yazmalarını emrederdi.Ancak sahâbe-Allah onlardan râzı olsun- ayrı ayrı yazılmış durumda olan Kur’anı muhafaza etmek için bir mushafta toplamıştır.

Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- ashâbına terâvih namazını bazı geceler kıldırmış ve onlara farz kılınmasından çekindiği için son gecelerde geri kalmıştır.Sahâbe-Allah onlardan râzı olsun-, Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in hayatında da vefâtından sonra da gruplar halinde ayrı ayrı kılmaya devam etmişlerdir.

Nitekim Hz.Ömer-Allah ondan râzı olsun-,Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in arkasında kıldıkları gibi, bir imamın arkasında namaz kılmaları için sahâbeyi biraraya getirmiştir.Onun bu davranışı, dînde bid’at değildir.

Aynı şekilde hadislerin yazılmasının da dînde bir aslı vardır.Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-, ashâbından bazıları hadisleri yazmak istedikleri zaman, bazı hadislerini yazmaları izin onlara vermiştir.Hayatta iken onları hadislerini yazmaktan  sakındırmasının ana nedeni, hadislerin Kur’an âyetleriyle karıştırılmasından endişe duymasındandır.

Nitekim Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem- vefât ettikten sonra bu sakıncalı durum ortadan kalkmıştır.Çünkü Kur’an-ı Kerîm, Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in vefâtından önce tamamlanmış ve zaptedilmiştir.Müslümanlar daha sonra Peygamber-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünnetini kaybolup gitmekten korumak için kitaplar haline getirmişlerdir.

Rablerinin kitabını ve Peygamberinin-sallallahu aleyhi ve sellem-’in sünnetini yok olup gitmekten ve onlarla oynamak isteyenlerden muhafaza ettiklerinden dolayı Allah Teâlâ, bizden ve müslümanlardan yana en güzel şekilde onlara mükâfatlarını versin.

[5] Hadîsi, Ebû Dâvûd ve Tirmizî rivâyet etmiş, Tirmizî “hadîs, hasen sahîh” demiştir.

[6] Buhârî ve Müslim

[7] Müslim

[8] Şâtibî’nin “el-İ’tisâm (2/37)” adlı kitabına bakınız.

[9] Cevâmi’ul-Kelim: Birçok anlam ifâde eden özlü söz demektir ki Kur’an ve Sünnette bunun örneği sayılamayacak kadar pek çoktur.

[10] Buhârî ve Müslim

[11] “Câmi’ul-Ulûm vel-Hikem”.Sayfa: 223

Faziletli Şeyh Salih bin fevzan (Allah onu korusun)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: