Vakit Gazetesine Yapılan Sözde Reddiyeye Cevap

Mayıs 21, 2008

AÇIKLAMA

Her dönemde yaptığı kültür hizmetleriyle okurlarının takdir ve teşekkürlerini hak eden Vakit gazetesi, son olarak okurlarına bir promosyonla armağan ettiği PRATİK AKÂİD DERSLERİ kitabı ile yine tüm okurları nezdinde sonsuz takdir ve teşekkürü hak etmiş bulunmaktadır. Bu vesileyle kendilerini kutluyor ayrıca takdir ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Ümmülkura Yayınevi tarafından Türkçeye kazandırılan ve Ehl-i Sünnet’in inanç esaslarını Kur’ân-i Kerîm ve sahih sünnetten naslara bağlı kalmak suretiyle özlü bir şekilde anlatan kitap, okuyucu kitlesinin büyük bölümünün beğeni ve takdirini kazanmıştır. Öte yandan kitap, ilmihal kitaplarından elde edilebilecek düzeyde basit bilgilere dahi sahip olmayan kimseler tarafından kaleme alındığı belli olan bir yazıyla internet ortamında, belki samimi ancak câhilâne ve ciddiye alınmayacak derecede seviyesiz, ilmî üslûp bir tarafa, edep sınırlarını aşan bir üslûpla tenkitten öte bir saldırıya maruz kalmıştır. Cehaletin son derece yaygın bir hal aldığı günümüzde, bu tür bir tavrın Müslümanlar tarafından sergileniyor olması elbette üzücüdür.

Söz konusu yazıda, kitabın içerik olarak değindiği bazı meselelere atfen kitaptan bir takım alıntılarla birlikte sözde reddiye denilen ve aynı saldırganlıkla kaleme alınan bazı çarpıtmalara yer verilmiştir. Böylesi bir durumda sağduyu sahibi kimselerin yapacağı şey elbette kulak tıkayıp geçmeleridir. Fakat bu saldırı bilinçsiz bir surette Ehl-i Sünnet’in iman ettiği esaslara yönelik olunca, bu tür çarpıtmalardan aklı karışabilecek ve olumsuz yönde etkilenebilecek kimselerin bulunabileceği ihtimali olması bakımından bu açıklamayı yayınlamak gereklilik halini almıştır.

İtirazcıların itikatla ilgili asgari ilmihal bilgilerinden dahi yoksun ve bilinçsiz olmalarından kastımız, söz konusu yazıda fütursuzca kafir, dinsiz, Hıristiyan ve Yahudilerden daha zararlı diye teşhir etmiş oldukları itikadın Ehl-i Sünnet’in dört mezhep imamının sahip olduğu itikat olduğunu bilmemeleridir.

Başka bir nokta ise itirazcıların ilmî edebi hiçe sayarak, kitapta olmayan şeyleri varmışçasına söz konusu etmeleridir. Halbuki kitap hiçbir surette ne tevessülü ne teberrrükü ne şefaati ne de kabir ziyaretini inkar etmemekte, aksine kitap meşru tevessül ve teberrükün ne olduğunu, şefaatin doğru bir biçimde Allah’tan isteneceğini, meşru ve sünnete uygun kabir ziyaretinin nasıl yapılacağını, oralarda çaput bağlayıp kurban kesmek gibi bugün toplumda sağduyulu birçok kimsenin hoş görmediği davranışları gerçekte İslâm’ın da yasaklamış olduğunu gözler önüne sermektedir. Tevhid dini mensubu olduklarını iddia eden bu kimselerin, yalnızca Allah’ın güç yetirebileceği bir şeyde O’ndan başkasından yardım istemenin şirk olacağına dahi karşı çıkmaları içine düşmüş oldukları halin ne kadar vahim olduğunu göstermektedir.

Burada elbette itirazcıların kitaba yönelik getirmiş oldukları birkaç yersiz tenkide uzun uzadıya cevap verecek değiliz. Çünkü reddiyenin bizzat kendisi batıl olduğuna delildir. Fakat itirazcılar açısından anlamlı olabileceğini düşündüğümüz için diğer imamlardan yapılabilecek sayısız nakilden sarfı nazarla İmam-ı Â’zam Ebû Hanîfe rahimehullah’dan birkaç nakli vermekle yetineceğiz.

Yazının devamını oku »

Reklamlar

DÜNYAYA GELİŞ GAYESİNİN GERÇEĞİ TEVHİD

Ağustos 11, 2006

Hamd, Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur. Salâtü Selâm, peygamberlerin sonuncusu Rasûlullah’ın, Ehlinin, Sahabesinin ve de kıyamete kadar, onları dost edinenlerin üzerine olsun…Kadın – erkek her müslümanın bilmekle yükümlü bulunduğu üç esas vardır. Bunlar, kulun; Rabbini, Dinini ve Peygamberi Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem ’i tanımasıdır.Hepimizi yaratan Allah -azze ve celle-, şüphesiz Rabbimizdir. Nimetiyle bizi ve de kâinatı, bir düzende terbiye etmektedir. O, kendisinden başka kulluğa layık hiç bir varlığın bulunmadığı, Yaratıcımızdır. O hak ilahtır. O’ndan başka ilah yoktur. Kendisinden başka ibadet olunan herbir ilah ise batılın ta kendisidir.Dinimiz İslâmdır. İslâm, Allah’ı birleyerek yalnız O’na kullukta bulunmak, O’na hakkıyla teslim olmak; şirk ve de ehlinden tümüyle uzaklaşmaktadır. Peyfamberimiz Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem ’in babası Abdullah, dedesi de Benî Hâşim kabilesinden Hâşim oğlu Abdü’l-Muttalib’tir. Benî Hâşim, Arap aşiretleri içinde saygınlığı olan Kureyş kabilesindendir. Araplar, Halîlullah İbrahim’in oğlu İsmail soyundandır. Allah’ın selamı her ikisinin üzerine olsun  Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem son nebi ve son rasûl olarak bütün insanlığa gönderilmiş yaratıkların en hayırlısı ve en faziletlisidir. Allah katında ikrama mazhar, yüksek derece ve yakınlık sahibidir. O hem insanlara hem de cinlere hak ve hidayetle gönderilmiş bir peygamberdir. Allah onu alemlere rahmet olarak göndermiştir. “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya, 21/107) İslâm’ın özünde iki temel kural vardır:Birincisi, hiç bir şeyi O’na denk tutmadan, ortak koşmaksızın, ibadeti yalnız Allah’a has kılmak, bu konuda azimli olup dostluk ve düşmanlıkta O’nun ölçüsüne uymaktr. -Kendisine içinde bulunduğu durum ve tehlikesi izah edildikten (hüccet ikamesinden) sonra olmak kaydıyla- bunları terkeden kimsenin küfrüne hükmetmektir. İkincisi de, Allah’a kullukta; şirke, O’na ortak koşmaya şiddetle karşı çıkmak ve bu durumdakilerle yâni, hayatlarına yön vermede Allah’ın yolunu ve hükmünü değil de kulların yollarını hükümlerini tanıyanlarla asla dost olmamaktır. 

İslâm’ın Anahtarı Kelime-i Tevhiddir 

Kelime-i şehadet diye bilinen ve “Eşhedu en-la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden Rasûlullah” diye telaffuz edilen bu şahitlik olmaksızın ve manasını bilip buna inanmaksızın İslam’a girmek imkansızdır. İki kısımdan oluşan bu şehadetin manası şöyledir.“La ilahe illallah” şehadeti ibadet hakkını Allah’tan başka hiçkimse için kabul etmemek. O’ndan başka ibadet edilen herşeyden bu hakkı soyutlayıp inkar etmek demektir. Yani bir olup ortağı bulunmayan Allah’tan başka ibadet olunmayı hak eden gerçekte hiçbir ilah yoktur, denmiş olur. “Muhammedün Rasulullah” şehadeti de Abdullah oğlu Muhammed’in Allah katından gönderilmiş olan, kendisine Kitab’ını indirip, dininin tebliği için kendisini seçtiği ve bunlar üzerine kendisini güvenilir kıldığı bir Peygamber olduğunu dille ikrar etmeyi, kalble de kesin bir şekilde buna iman etmeyi ifade eder.Kim O’na itaat ederse Cennet’e girer, kim de O’na isyan ederse Cehennem’e. Allah O’nu tebliği ile görevli olduğu risaleti’nde hataya düşmek ve yanılmaktan korumuştur. O’na itaati de kendisine itaat saymıştır.“Kim Rasul’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa, 4/80) Aynı şekilde bizi O’nun emrine karşı çıkmaktan da sakındırıp bunu yasaklamıştır.

Kim Allah’a ve Rasûlüne karşı isyan eder ve sınırlarını aşarsa Allah onu, devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azab vardır.” (Nisa, 4/14)