İsim ve Sıfat Tevhidi

Bu, en güzel isimlerin ve en yüce sıfatların yüce Allah’a ait olduğuna kesin olarak inanmak Tevhid etmek demektir. O bütün kemal sıfatlarına sahib ve bütün eksik sıfatlardan münezzehtir. O bu özelliği ile bütün varlıklardan ayrı ve eşsizdir. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat Rablerini Kur’ân ve Sünnette gelmiş sıfatlar ile bilip, tanırlar. O’nu, O’nun kendi zatını ve Rasûlünün O’nu nitelendirdiği sıfatlarla nitelerler. Lafızları kullanıldıkları gerçek anlamlarından saptırma yoluna gitmezler. O’nun isim ve âyetlerinde ilhâda  sapmazlar. Yüce Allah’ın kendisi hakkında öyle olduğunu ortaya koyduğu ne varsa, herhangi bir temsil, keyfiyetlendirme, ta’til ve tahrife sapmaksızın aynen kabul ederler. Bütün bunlarda uydukları kaide de yüce Allah’ın:”O’nun benzeri hiçbir şey yoktur ve O herşeyi işitendir, görendir.” (eş-Şura, 42/11) buyruğu ile:”En güzel isimler Allah’ındır. O halde ona bunlarla dua edin, O’nun isimlerinde ilhâda (eğriliğe) sapanları terkedin. Onlar yapmakta olduklarının cezasını göreceklerdir.” (el-A’raf, 7/108) buyruklarıdır. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yüce Allah’ın sıfatlarının keyfiyetine dair sınırlandırmalara kalkışmazlar. Çünkü o keyfiyete dair bize bir haber vermiş değildir. Zira yüce Allah hakkında hangi sıfatların sözkonusu edilip, hangilerinin sözkonusu edilemeyeceğini yüce Allah’tan başka hiçbir kimse bilemez. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”De ki: Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” (el-Bakara, 2/140) Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Artık Allah hakkında örnekler bulmaya kalkışmayın. Çünkü Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (en-Nahl, 16/74)Yüce Allah’tan sonra da Allah’ı Onun Rasûlünden daha iyi kimse bilemez. O Rasûlü hakkında da yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”O kendi hevâsından bir söz söylemez. O bildirilen bir vahiyden başkası değildir.” (en-Necm, 53/3-4)Ehl-i sünnet ve’l-cemaat şanı yüce Allah’ın kendisinden önce hiçbir şeyin var olmadığı ilk, kendisinden sonra hiçbir şeyin olmadığı âhir, kendisinden üstün hiçbir şeyin olmadığı zâhir, kendisinden öte hiçbir şeyin olmadığı bâtın olduğuna inanırlar. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”O hem ilktir, hem âhirdir, hem zâhirdir, hem bâtındır. O herşeyi en iyi bilendir.” (el-Hadid, 57/3)Yine şuna inanırlar ki; şanı yüce Allah’ın zatı diğer zatlara, varlıklara benzemez. Sıfatları da aynı şekilde diğer sıfatlara benzemez. Çünkü şanı yüce Allah’a benzer, O’na denk, O’na eş olabilecek hiçbir varlık yoktur. O yarattığı varlıklarla kıyas edilmez. Bu bakımdan yüce Allah’ın kendi zatı hakkında tesbit ettiklerini onlar da temsilsiz olarak tesbit ve kabul ederler, ta’til sözkonusu olmaksızın tenzih ederler. Yüce Allah’ın kendi zatı hakkında tesbit ettiğini kabul ettiklerinde, O’nu temsile (başkasına benzetmeye) kalkışmazlar. O’nu tenzih ettikleri vakit de kendi zatını nitelendirdiği vasıfları ta’til etmeye (onları yok gibi kılmaya) da kalkışmazlar.[20]Yüce Allah’ın herşeyin kuşatıcısı, herşeyin yaratıcısı, hayatta olan herbir varlığın rızık vericisi olduğuna inanırlar. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Yaratan bilmez mi hiç? O, latiftir, herşeyden haberdârdır.” (el-Mülk, 67/14);”Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan Allah’tır” (ez-Zâriyât, 51/58)Yüce Allah’ın yedi semâvât’ın üstünde ve yarattıklarından ayrı olarak Arşın üzerinde istivâ ettiğine[21], ilmiyle herşeyi kuşattığına -kitab-ı kerîm’inde yedi ayrı âyet-i kerîme’de kendi zatı ile ilgili olarak haber verdiği şekilde- ve keyfiyet nisbeti sözkonusu olmaksızın[22] inanırlar.Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Rahman arşa istiva etti.” (Tâ-hâ, 20/5);”Sonra arşa istiva etti.” (el-Hadid, 57/4)Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Göktekinin sizi yere geçirmesinden emin mi oldunuz? O zaman onun durmadan çalkalanmakta olduğunu göreceksiniz. Yahut göktekinin üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermesinden emin mi oldunuz? Hem benim korkutmamın nasıl olduğunu bileceksiniz.” (el-Mülk, 67/16-17)Yine yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Güzel söz  O’na çıkar; salih amel O’na yükselir.” (Fâtır, 35/10)“Üstlerindeki Rablerinden korkarlar.” (en-Nahl, 16/50)Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur: “Ben semadaki’nin emini olduğum halde, siz bana nasıl olur da güvenmezsiniz?(Buharî ve Müslim) demiştir.[23]Ehl-i sünnet ve’l-cemaat kürsi ile arş’ın hak olduğuna da inanırlar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”…O’nun kürsîsi gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruması O’na ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür.” (el-Bakara, 2/255)Arşın büyüklüğünü Yüce Allah’tan başka kimse bilemez. Kürsi’nin arş’a nisbeti ise büyük bir düzlükte bırakılmış bir halka gibidir. Gökleri ve yeri kuşatmıştır. Allah’ın arş’a da, kürsi’ye de ihtiyacı yoktur. Ona ihtiyacı olduğundan dolayı arş’a istiva etmiş değildir. Aksine bu kendisinin tesbit ettiği sonsuz bir hikmetin bir gereğidir. O arş’a da, arş’ın dışındaki diğer varlıklara da muhtaç olmaktan münezzehtir. Şanı yüce Allah bundan çok daha büyüktür. Aksine arş da, kürsi de, O’nun kudret ve egemenliği ile taşınan iki varlıktır.Yüce Allah’ın Adem’i iki eli ile yarattığına -ki O’nun her iki eli de yemin (sağ)dir -ve O’nun iki elinin- kendi zatını nitelendirdiği gibi- dilediği şekilde infak ederek açık olduğuna inanırlar.Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:”Yahudiler: Allah’ın eli bağlıdır dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlandı ve onlara lanet edildi. Hayır, Allah’ın iki eli de açıktır. O nasıl dilerse, öyle infak eder.” (el-Maide, 5/64);”Kendi ellerimle yarattığıma secdeden seni ne alıkoydu?” (Sâd, 38/75)Ehl-i sünnet ve’l-cemaat yüce Allah’ın işitme, görme, yüz, ilim, kudret, kuvvet, izzet, kelam, hayat, kadem (ayak), el, beraber oluş (maiyyet) ve buna benzer gerek kendi kitabında, kendi zatını vasfettiği, gerekse de peygamberi -sallallahu aleyhi ve sellem- vasıtası ile belirttiği sıfatları kabul ederler. Bunların keyfiyetini ancak Allah bilir, biz bilemeyiz. Çünkü O, bize bunların keyfiyetine dair haber vermemiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Muhakkak ben sizinle birlikteyim. İşitirim ve görürüm.” (Ta’ha, 20/46)“O alîmdir, hakîmdir.” (et-Tahrîm, 66/2);”Allah, Musa ile de konuştu.” (en-Nisâ, 4/164)“Celâl ve ikram sahibi Rabbinin vechi (yüzü) ise kalıcıdır.” (er-Rahmân, 55/27)“Allah, onlardan razı olmuştur. Onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır.” (el-Maide, 5/119)“O, onları sever, onlar da O’nu severler.” (el-Mâide, 5/54)“Nihayet onlar bizi öfkelendirince, kendilerinden intikam aldık.” (ez-Zuhruf, 43/55)“Allah… O’ndan başka hiçbir ilah yoktur. Diridir ve kayyûm’dur.” (Al-i İmran, 3/2)“Allah’ın kendilerine gazab ettiği bir topluluğu…” (el-Mümtehine, 60/13) ve bunlardan başka diğer sıfat âyetleri…Ehl-i sünnet ve’l-cemaat mü’minlerin âhirette gözleriyle Rablerini göreceklerine, onu ziyaret edip, kendisinin onlarla, onların da kendisiyle konuşacaklarına da iman ederler. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O günde yüzler var ki apaydınlıktır, Rablerine bakıcıdırlar.” (el-Kıyame, 75/22-23)Onlar ondördündeki ay’ı görüp, onu görmekte sıkıntı çekmedikleri gibi Rablerini göreceklerdir. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz sizler görmekte sıkıntı çekmediğiniz ondördündeki ay’ı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksinizdir…” (Buharî ve Müslim)Yüce Allah’ın gecenin son üçte birinde Celal ve Azametine yakışır bir şekilde gerçek bir nüzul ile dünya semasına indiğine de inanırlar. Nitekim Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Rabbimiz gecenin son üçte biri kaldığı zamanda her gece dünya semasına iner ve: Kim bana dua eder, duasını kabul edeyim. Kim benden ister, ona istediğini vereyim. Kim benden mağfiret diler, ona mağfiret edeyim der.” (Buharî ve Müslim)Yüce Allah’ın kıyamet gününde kulların arasında hüküm vermek üzere Celaline yakışır bir şekilde gerçek manasıyla geleceğine de inanırlar. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hayır, yer dağılıp zerreler gibi parça parça edildiğinde, Rabbin gelip melekler de saf saf dizildiğinde.” (el-Fecr, 89/21-22);”Onlar buluttan gölgeler içinde Allah’ın ve meleklerin kendilerine gelivermesinden ve işin bitiriliverilmesinden başkasını mı bekliyorlar?” (el-Bakara, 2/210)Bütün bu hususlar hakkında ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in yöntemi yüce Allah’ın ve Rasûlünün haber verdiği şeylere tam bir teslimiyetle inanmaktır. Tıpkı İmam Zührî’nin -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- dediği gibi: “Risalet göndermek Allah’tan, tebliğ etmek Rasûlullah’ın görevi, bize düşen de teslimiyet göstermektir.”[24]Ve tıpkı İmam Süfyan b. Uyeyne’nin -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- dediği gibi: “Şanı yüce Allah’ın Kur’ân’da kendi nefsini vasfettiği şeylerin tefsiri okunduğu gibidir. Bunların keyfiyetsiz ve benzetmeye gitmeksizin tefsir edilmesi gerekir.”[25]İmam Şafîi -yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun- de şöyle demektedir: “Ben Allah’a ve Allah’ın muradı üzere Allah’tan gelenlere, Rasûlullah’a ve Rasûlullah’ın muradı üzere Rasûlullah’tan gelenlere iman ettim.”[26]Velid b. Müslim dedi ki: el-Evzai’ye, Süfyan b. Uyeyne’ye ve Malik b. Enes’e sıfat ve ru’yet ile ilgili bu hadisler hakkında sordum, hepsi de şöyle dediler: “Bunları geldikleri gibi alınız, onlarla ilgili bir keyfiyet düşünmeyiniz.”[27]Hicret yurdunun imamı Malik b. Enes -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- der ki: “Bid’atlerden çokça sakınınız.” Ona bid’atler nelerdir? diye sorulunca, şu cevabı vermiştir: “Bid’at ehli Allah’ın isimleri, sıfatları, kelâmı, ameli ve kudreti hakkında konuşup duran, ashabın ve güzel bir şekilde onlara tabi olanların sustuğu hususlar hakkında susmayan kimselerdir.”[28]Bir adam kendisine yüce Allah’ın:”Rahman arşın üzerine istivâ etmiştir.” buyruğu hakkında: Nasıl istiva etti, diye sorunca, şu cevabı vermişti: “İstivâ bilinmeyen bir şey değildir. Fakat keyfiyeti akıl ile bilinemez. Ona iman etmek vacibtir, onun hakkında soru sormak bid’attir. Ben senin sapık bir kimse olduğunu görüyorum” dedikten sonra meclisinden dışarıya çıkartılmasını emretmiştir.[29]İmam Ebu Hanife -yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun- de şöyle demiştir: “Yüce Allah’ın zatı hakkında hiçbir kimsenin bir şey söylememesi gerekir. Aksine Allah kendi zatını ne ile nitelendirmiş ise, onu öylece nitelendirir. Bu hususta kendi görüşüne dayanarak hiçbir şey söylemez. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne yücedir!”[30]Ona yüce Allah’ın nüzulu (inmesi) hakkında soru sorulunca da: “O keyfiyetsiz olarak iner” diye cevab vermiştir.[31]Hafız İmam Nuaym b. Hammad el-Huzaî -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- de şöyle demiştir: “Allah’ın kendi nefsini nitelendirdiği şeyleri inkâr eden de kâfir olur. Ne Allah’ın kendisini nitelendirdiği, ne de Rasûlü’nün O’nu nitelendirdiği hiçbir şey teşbih değildir.”[32]Selef’ten bir çoğu şöyle demiştir: “İslam ayağı ancak teslimiyet köprüsü üzerinde sebat gösterebilir.”[33]İşte zat-ı uluhiyet hakkında ve sıfatları ile ilgili olarak söz söylediğinde -selef’in yolunu izleyen bir kimse -bundan dolayı yüce Allah’ın isim ve sıfatları hususunda Kur’ân-ı Kerîm’in yöntemine bağlanmış olur. Bu yolu izleyen kişi ister selef çağında yaşamış olsun, ister sonraki çağlarda yaşamış olsun.

İzledikleri yol hususunda selef’in yoluna muhalefet eden herkes ise Kur’ân’ın yöntemine bağlanmamış olur. İsterse o selef’in yaşadığı çağda ve ashab ile tabiîn arasında bulunmuş olsun.

 Kaynaklar :

[19] İlhâd: Haktan meyletmek ve sapmak demektir. Ta’tîl, tahrif, tekyif (keyfiyetlendirme), temsîl (örneklendirme) ve teşbîh (benzetme) de bunun kapsamına girer.Ta’tîl, Allah’ın sıfatlarını kabul etmemek yahut bazılarını kabul edip geri kalanlarını kabul etmemek demektir.Tahrîf, nassı lafzen ya da mana itibariyle değişikliğe uğratıp onu zahir (kuvvetli) anlamından uzaklaştırıp, ancak zayıf bir ihtimal ile lafzın delâlet ettiği bir manaya göre açıklamaktır. Buna göre her tahrif bir ta’tildir, fakat her ta’til bir tahrif değildir. Tekyif: Allah’ın sıfatlarının, yaratılmışlar tarafından bilinmeyen nasıllığı hakkında yorum yürütmek.Temsîl ise, bir şey’in diğeri ile her yönden benzer oluşunu söz konusu ederek aynılığını ortaya koymak demektir.Teşbîh: Bir şeye bazı yönleriyle benzeyen bir başka şeyin varlığını kabul etmek demektir.

[20] Allah’ın zatının yahut sıfatlarının nasıl olduğunun tahayyül edilmesi asla caiz değildir. Çünkü hatıra gelen yahut zihinde canlanan herbir şeyden yüce Allah daha büyük ve daha azametlidir.

[21] Arşın üzerine istiva ve uluvv (yücelik) iki ayrı sıfattır. Şanı yüce Allah hakkında O’nun celaline yakışır bir şekilde bu sıfatları kabul ederiz. Selef’e göre istiva lafzının açıklaması “karar bulmak, üstte olmak, yükselmek ve çıkmak” demektir. Selef bunu bu kelimelerle açıklarlar, fakat bundan ileriye gitmez ve buna bir şey ilave etmezler. Selef’in bu kelimeye getirdiği yorumlar arasında “istila etti yahut malik oldu yahut galib geldi ve kahretti” anlamları yoktur.İstiva’nın Arab dilinde ne demek olduğu bilinen bir şeydir. Bu da yüksek oluş ve yükseğe çıkmak demektir. Sahih-i Buharî’de olduğu gibi.Keyfiyet ise meçhuldür, onu Allah’tan başkası bilemez. Buna iman etmek ise vacibtir, çünkü bu konuda deliller sabittir. Bu hususta soru sormak bid’attir, çünkü istiva’nın keyfiyetini yüce Allah’tan başkası bilemez.

[22] Bu âyet-i kerîmeler sırasıyla şunlardır: el-A’raf, 7/54; Yunus, 10/3; er-Râd, 13/2; Tâ-hâ, 20/5; el-Furkan, 25/59; es-Secde, 32/4; el-Hadid, 57/4.

[23] İmam İshak b. Rahaveyh -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- bu âyet hakkında şunları söylemektedir: “İlim ehlinin icmaına göre O arşa istiva etmiştir. Yedinci yerin en dibindeki herşeyi de bilir.” Bunu İmam ez-Zehebî, el-Uluvv li’l-Aliyyi’l-Gaffar adlı eserinde rivayet etmiştir.

[24] İmam Beğavi, Şerhü’s-Sünne’de rivayet etmiştir.

[25] İmam Lalekai, Şerhu Usuli İtikadi Ehli Sünneti ve’l-Cemaat’da rivayet etmiştir.

[26] Bk. İbn Kudame el-Makdısî, Lumatu’l-İ’tikadi’l-Hadi ile Sebili’r-Reşad.

[27] İmam Begavî, Şerhu’s-Sunne’de rivâyet etmiştir.

[28] Beğavî, Şerhu’s-Sünne’de rivayet etmiştir.

[29] Bunu Beğavî, Şerhu’s-Sünne’de rivayet etmiştir.

[30] Bk. Şerhu’l-Akideti’t-Tahaviye.

[31] Bk. Şerhu’l-Akideti’t-Tahaviyye.

[32] İmam ez-Zehebî, el-Uluvv li’l-Aliyyi’l-⁄affâr’da rivayet etmiştir.

[33] İmam Beğavi, Şerhu’s-Sünne’de rivayet etmiştir.

Yüce Allah’ın İsim, Sıfat ve Fiilleriyle Vahdaniyetine Delil Göstermek

 Allah’ın isim ve sıfatları (vahdâniyetine) nasıl delil gösterilir? Çünkü böyle bir yolla delil göstermek ıstılâh olarak alışılagelmiş bir yol değildir, diye sorulursa cevabımız şu olur:Yüce Allah inkâr, ta’tîl, teşbih ve temsîl ile kirlenmemiş fıtratlara şunu yerleştirmiştir: O isim ve sıfatları ile kamil’dir. O kendi zatını vasfettiği ve Rasûllerinin kendisini nitelendirdiği sıfatlara sahiptir. Ayrıca O’nun kemaline dair yaratıklarına gizli kalan hususlar, onların bu konuda bildiklerinden çok daha büyüktür.O’nun kutsal kemalinin bir tecellisi de herşeye tanık olması ve herbir şeye muttali olmasıdır. Öyle ki göklerde olsun, yerde olsun gizli ve açık bir zerre dahi O’nun için gayb değildir. Bu niteliğe sahip olan zata, kulların başkalarını ortak koşmaları, O’ndan başkasına ibadet etmeleri, O’nunla birlikte başka bir ilâh kabul etmeleri nasıl uygun olabilir? Kendisi hakkında en büyük yalanı uydurup, düzen kimsenin ve gerçeğe uygun olmayan şekilde haberler verenin bu haline herhangi bir şekilde tepki göstermeyerek, diğer taraftan bu yolda ona yardım edip, destek vermesi, şanını yüceltmesi, duasını kabul etmesi, düşmanını helâk etmesi, O’nun vasıtası ile bütün beşerî güçleri âciz bırakacak şekilde âyet’ler (belge ve mucizeler) ve deliller ortaya çıkartması; bütün bunları o kimsenin Allah’a karşı yalan söyleyen, iftira düzen bir kimse olmasına rağmen gerçekleştirmesi hiç O’nun kemaline yakışır bir şey midir?Bilinen bir husustur ki O herbir şeye tanıktır. O’nun kudreti, hikmeti, izzeti ve kemali böyle bir şeyi kabil değildir. Bunun mümkün olacağını kabul edebilen bir kimse insanlar arasında Allah’ı tanımak imkânından en uzak bir kimsedir.Kur’ân-ı Kerîm’de bu yöntem, bu yol dopdoludur. Bu havas’ın izlediği bir yoldur. Onlar yüce Allah’ı, O’nun fiillerine, O’na yakışan fiillerin ve yakışmayanların neler olduğuna delil gösterirler. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Eğer bazı sözleri uydurup Bize isnad etseydi. Biz onu elbette kuvvetle yakalardık. Sonra da kalbinin damarını elbette koparırdık. O zaman da sizden hiçbir kimse bunu ona yapmamıza engel olamazdı.” (el-Hakka, 69/44-47) Bu hususa dair daha geniş açıklamalar -Yüce Allah’ın izniyle- ileride gelecektir.Yine Yüce Allah’ın isim ve sıfatları O’nun vahdaniyyetine ve şirkin batıl olduğuna da delil gösterilir. Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi: “O Allah’tır ki O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Melik (biricik egemen)dir. Kuddûs’dur (noksanlık gerektiren herşeyden münezzehtir), Selâm’dır (zat ve fiillerinde hür türlü kusurdan uzaktır), Mü’mindir (peygamberlerini mucizelerle doğrulayıp, tasdik edendir), Müheymin’dir (kullarının yaptıklarını herşeyi görüp, gözetleyendir), Azîzdir (herşey O’nun hükmüne boyun eğer, O’nun hükmüne karşı konulamayandır), Cebbâr’dır (halleri düzelten ya da hükmüne boyun eğmeye mecbur edendir), Mütekebbirdir (büyüklük ve azamette eşsiz olandır), Allah koştukları ortaklardan münezzehtir.” (el-Haşr, 59/23) Kur’ân-ı Kerîm’de daha bunun gibi pek çok âyet-i kerîme vardır.Bu yolu izleyenler pek azdır. Bu yolu ancak hâs olanlar bulabilirler. Çoğunluğun kullandığı delil gösterme yolu ise, görülen âyet ve belgeler iledir. Çünkü bu hem daha kolay izlenen bir yoldur, hem de daha geniş kapsamlıdır. Yüce Allah da yarattıklarından kimini kimine üstün kılandır.Kur’ân-ı Kerîm’de bir araya gelip, toplanmış özellikler ondan başkasında bir araya gelip toplanmış değildir. O hem delildir, hem de kendisi hakkında delil gösterilendir. Hem tanıktır, hem de kendisi lehine tanıklık olunandır. İşte Yüce Allah, Rasûlünün doğruluğuna delil teşkil edecek bir belge isteyenlere şöyle seslenmektedir: “Kendilerine karşı okunup duran, sana indirdiğimiz bu Kitap onlara yetmedi mi? Şüphe yok ki bunda iman eden bir topluluk için bir rahmet, bir öğüt vardır.” (el-Ankebut, 29/51) ve devamı…

akidetu’t tahaviyye ve şerhi (hanefi mezhebinin büyük imamlarından imam tahavi rahimehullah’ın şerhu akidetut’t tahaviyye)

İnsanlar Yüce Rab’lerini İsim ve Sıfat’larıyla Tanıyabilirler

 Yüce Allah: “Onlar ise bilgileri ile O’nu kuşatamazlar.” (Tâhâ, 20/110) diye buyurmaktadır. es-Sıhâh (adlı sözlükte) el-Cevherî şöyle demektedir: Bir şeyi vehmetmek, onu öyle zannetmek demektir. Bir şeyi fehmetmek (kavramak) ise onu bilmek demektir. Buna göre hocamızın (Tahâvi) maksadı şudur: Hiçbir zan O’na ulaşamaz ve hiçbir bilgi O’nu kuşatamaz. Vehm’in, olacağı umulan yani şu nitelikte olduğu zannolunan şey; fehm’in ise, aklın elde ettiği ve kendisini kuşattığı şey olduğu da söylenmiştir. Yüce Allah’ın keyfiyyetini ise kendi zatından başka hiçbir kimse bilemez. Biz O’nu ancak sıfatlarıyla bilebiliriz. O Ehad’dır, Samed’dir. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır. Hiçbir kimse de O’nun dengi değildir.“Allah… O’ndan başka ilâh yoktur. Diridir, Kayyûm’dur. O’nu ne bir uyuklama alır ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi yalnız O’nundur…” (el-Bakara, 2/255);“O Allah’tır ki O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur, Melik’tir, Kuddûs’tür, Selam’dır, Mü’mindir, Muheymin’dir, Aziz’dir, Cebbar’dır, Mütekebbir’dir. Allah koştukları ortaklardan münezzehtir. O Allah’tır ki yaratandır, yoktan var edendir. Suret verendir, en güzel isimler yalnız O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nu tesbih eder. O Aziz’dir, Hakim’dir.” (el-Haşr, 59/23-24) “O hiçbir yaratığa benzemez.” Bu sözleriyle başkalarına benzemekten münezzeh yaratıcıyı yaratılmışa benzeten Müşebbihe’nin görüşlerini reddetmektedir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” (eş-Şura, 42/11)Bundan da kasıt bid’at ehli’nin ileri sürdükleri gibi sıfatları nefyetmek değildir. Ebu Hanife -Allah’ın rahmeti üzerine olsun-nin el-Fıkhu’l-Ekber adlı eserindeki ifadeler arasında şu da vardır: “O mahlukatından hiçbir şeye benzemez, yarattıklarından hiçbir şey de O’na benzemez.” Bundan sonra da şunları söylemektedir: “O’nun bütün sıfatları yaratıkların sıfatlarından farklıdır. O bilir ama bizim bilgimiz gibi değil. O kudret sahibidir ama bizim kudretimize benzemez. O görür ama bizim görmemiz gibi değil.”[22]Nuaym b. Hammad da şöyle der: “Kim Allah’ı yaratıklarından bir şeye benzetirse o kâfir olur. Kim de Allah’ın kendi zatını nitelendirdiği sıfatlarından birisini inkâr ederse o da kâfir olur. Allah’ın da, Rasûlünün de Allah’ın zatını vasfettiği sıfatların hiçbirisinde teşbîh yoktur.”İshak b. Rahaveyh der ki: “Kim Allah’ı sıfatlarını açıklarken O’nun sıfatlarını, Allah’ın yarattıklarından herhangi bir kimsenin sıfatlarına benzetirse o yüce Allah’a kâfir olur.”

Yine o şöyle demiştir: “Cehm’in ve onun yolundan gidenlerin alameti alışageldikleri şekilde ve yalan yere ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in müşebbihe olduklarını iddia etmektir. Bilakis onlar (yani Cehm ve Cehmiyye) Muattile’nin (Allah’ın sıfatlarını inkâr edenlerin) kendileridir.”

[22] Fikhu’l-Ekber Şerhi, Aliyyu’l-Kâri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: