Rububiyyet Tevhidi

Rubûbiyyet Tevhidi

Tevhidin ihtiva ettiği ikinci husus rubûbiyyet tevhididir. Herşeyi yaratanın O olduğunu, kâinatta sıfat ve fiilleri birbirine denk iki (ve daha fazla) yaratıcı bulunmadığını kabul etmek, buna örnektir.Âdemoğullarından bilinen herhangi bir kesimin, bu tevhidin aksine bir kanaate sahip olduğu bilinmemektedir. Aksine kalpler, fıtrî olarak O’nun varlığını diğer bütün varlıklardan daha ileri bir derecede ikrar ve itiraf edecek şekilde yaratılmıştır. Nitekim Yüce Allah’ın bize aktardığına göre peygamberler de böyle demişlerdir: “Peygamberleri şöyle demişti: Gökleri ve yeri yaratan… Allah hakkında mı şüphe ediyorsunuz?”  (İbrahim, 14/10)Yaratıcının inkarını izhar etmek ve O’nu bilmezlikten gelmek noktasında bilinen en ünlü kişi Firavun’dur. Halbuki o içten içe O’nun yaratıcılığına kesinlikle inanıyordu. Nitekim Musa -Aleyhisselam- kendisine şöyle demişti: “Andolsun ki bunları birer ibret olmak üzere göklerin ve yerin Rabbinden başka kimsenin indirmediğini bilmişsindir.” (el-İsrâ, 17/102)Yüce Allah bir başka yerde ondan ve kavminden şöylece söz etmektedir: “Kalpleri onlara inandığı halde zulümle büyüklenmeleri sebebiyle onları (bilerek) inkâr ettiler.” (en-Neml, 27/14)Bundan dolayı Firavun bilen bir kimsenin bilmezden geldiğini ortaya koyan bir üslûp ile inkâr ve red maksadı ile: “Âlemlerin Rabbi dediğin nedir?” diye sorunca Musa -Aleyhisselam- kendisine şu cevabı vermiş: “Göklerle yerin ve onların arasında olanların Rabbidir. Eğer gerçekten inanan kimseler iseniz…“(Firavun) etrafında bulunanlara: İşitmiyor musunuz? dedi. “(Musa): O sizin de Rabbinizdir, sizden önceki atalarınızın da Rabbidir, dedi.“(Firavun) Dedi ki: Size gönderilen bu elçiniz mutlaka delidir. “(Musa): Doğunun batının ve onların aralarında olanların Rabbidir, eğer akıl ederseniz, dedi.” (eş-Şuarâ, 26/24-28)Sıfat ve fiilleri itibariyle birbirine denk, kainatın iki tane yaratıcısı vardır diye bir kanaat sahiplenmiş herhangi bir kesimin bulunduğuna dair bir şey bilinmemektedir. Mecusî’lerden (hayır ve şer ilâhlarının varlığına inanan) Seneviyye ile biri nur, diğeri karanlık olmak üzere iki esasın bulunduğunu kabul eden ve âlemin de bunlardan meydana geldiğini ileri süren Maniheist’ler dahi nurun karanlıktan hayırlı olduğunu, övülmeye değer ilâhın o olduğunu, karanlığın ise kötü ve yerilmiş olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir.Teslis’i (üçlü tanrıyı) kabul eden Hristiyanlara gelince; Bunlar âlemin biri diğerinden ayrı üç rabbi olduğunu ileri sürmemektedirler. Aksine onlar âlemin yaratıcısının bir olduğunu ittifakla kabul ediyorlar ve: “Baba, oğul ve ruhu’l-kudüs’ten ibaret olan bir tek ilâhın adı ile” derler. Onların teslis’e dair görüşleri kendi içerisinde çelişkilidir, tutarsızdır. Hulûl (Allah’ın beşerin bedenine girdiğini kabul etmeye dair) görüşleri ise bundan da tutarsızdır. Bundan dolayı hem bunu anlamakta, hem de bunu yorumlayıp ifade etmekte birbirleriyle çelişkiye düşmüşlerdir. Onların hiçbirisi bunu aklın kabul edebileceği bir şekilde ifade edememektedir. Hemen hemen iki kişi dahi bu hususu aynı anlama gelen ifadelerle dile getirmezler. Çünkü onlar “zatı itibariyle birdir, uknûmları itibariyle üçtür” derler. Uknûm’ları da kimi zaman özelliklerle, kimi zaman sıfatlarla, kimi zaman da şahıslarla açıklarlar. Yüce Allah kullarını, bu görüşleri iyice anlayıp, kavradıktan sonra tutarsızlıklarına hükmedebilecekleri bir şekilde yaratmıştır. Genel olarak onlar, birbirine her bakımdan denk iki yaratıcıyı kabul etmezler. Burada anlatmak istediğimiz şudur: Kâinatın her bakımdan birbirine denk iki ayrı yaratıcısının olduğunu kabul eden dinî hiçbir kesim yoktur. Bununla birlikte kelâm, mantık ve felsefe ile uğraşan pek çok kimse bunu isbatlamak için çokça uğraşmışlardır. Hatta aralarından akıl yoluyla bunu isbatlamaktan âciz olduklarını itiraf edenler ve bunun ancak sem’ (vahiy) yoluyla algılanabileceğini iddia edenler dahi vardır.Aklî ilimler ile uğraşanlar nezdinde meşhur olan bunun; “Temânû, Delili” ile isbatlanmasıdır. Temanu’ Delili de şudur: Şâyet kainatın iki yaratıcısı bulunsa -mesela onlardan birisi bir cismi hareket ettirmek isterken diğeri durdurmak istese yahut birisi ona hayat vermek isterken öbürü öldürmek istemesi halinde olduğu gibi- biribirleriyle anlaşmazlığa düşecek olurlarsa, ya ikisinin de maksadı gerçekleşir yahut onlardan birisinin maksadı gerçekleşir ya da onlardan hiçbirisinin istediği olmaz. Birincisi imkânsızdır, çünkü iki zıt şeyin bir arada bulunmasını gerektirir. Üçüncüsü de imkânsızdır, çünkü o taktirde cisim hakkında hareketin de sükûnun da söz konusu olmaması gerekir, bu da imkânsızdır. Aynı şekilde her ikisinin de âciz olmasını gerektirir. Âciz bir varlık ise ilâh olamaz. Onlardan birisinin maksadı gerçekleşir, diğerininki gerçekleşmeyecek olursa o vakit maksadı gerçekleşen gücü yeten ilâh demektir, diğeri ise âcizdir ve ilâh olmaya elverişli değildir.

Bu ilkeye dair tamamlayıcı açıklamalar ilgili bahislerde ele alınmıştır.

şerhu akidetu’t tahaviyye (hanefi mezhebinin büyük imamlarından olan imam tahavi rahimehullah’ın eserinden)

Reklamlar

One Response to Rububiyyet Tevhidi

  1. Tevhidi dedi ki:

    Allah Razı olsun inş.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: